|
 |
|

AHMET HAKAN
Süreyya ve türban
"...Başbakan dünya alemin önüne cıbıldak çıkan genç kızımızı alkışlıyor. Kendi kızları türbanlı. Eşi türbanlı.. Açarlarsa din elden gidiyor.. Anlayamadığım; türbanlılar ordusunun lideri, tesettür akımının öncüsü Tayyip Erdoğan'ın taa oralara kadar gidip, her yanı ortada koşan Türk kızını alkışlaması ne oluyor?."
Hadi, yukarıdaki cümlelerde geçen "Cıbıldak", "Her yanı ortada" gibi tanımlamaların yarattığı 'düzey sorunu'nu görmezden gelelim. Tayyip Erdoğan için kullanılan "Türbanlılar ordusunun lideri", "Tesettür akımının öncüsü" gibi nitelemelerin, insaf ölçüsüyle ne derece bağdaştığı sorusunu da sormayalım..
Bunları es geçsek de, kıvrak kalemiyle tebarüz etmiş yazarımızın yaklaşımı öyle sorunlu ki, o sorunlu alanlara işaret etmeden geçmek olmaz
BİR: Başörtülü bir kadın, "Başımı açmamalıyım yoksa din elden gider" diye değil, "Başkaları istedi diye başımı açmamalıyım, yoksa kendime saygım kalmaz" der.
İKİ:İran örneğinde olduğu gibi devlet istedi diye başını örtmek zorunda kalan bir kadın neler hissedebilirse, devlet istedi diye başını açmak zorunda kalan bir kadın, aynı şeyleri hisseder.
ÜÇ: Yeryüzündeki tüm başörtülü kadınlar, birdenbire baş örtülerini çıkarıp, başlarını açmaya kalksalar bile 'din elden gitmez'. Çünkü sorun, dinin elden gidip gitmemesi sorunu değil, 'bireysel tercih'lere saygı gösterilip gösterilmediği sorunudur.
DÖRT: Eşi ya da kızları türbanlı bir Başbakan, eşine ya da kızlarına "Ben Başbakan oldum. Hadi çıkarın türbanlarınızı!" diyemez.. Eşi ya da kızları türbanlı olan bir Başbakana, "Sen Başbakan oldun, eşin ve kızların başlarını açsın!" hiç denmez. Neden? Öyle uzun boylu düşünmeye, çeşitli fikirler ileri sürmeye hiç gerek yok. Gerekçe çok basittir Çünkü ayıp olur!
BEŞ: Bir Başbakanın eşi ya da kızları türbanlı olabilir.. Buna rağmen o Başbakan, şortla koşan kadın atletleri izleyebilir. İkisi arasında hiçbir bağlantı yoktur.. Türbanlı olmayı tercih eden, eş ya da kızlardır, Başbakan değil.
ALTI: Dini kurallarla, modern dünyanın yaklaşımı arasında oluşan çelişkiler, dindar insanlar açısından bir gerilim kaynağı olabilir. Bu sadece İslam açısından değil, bütün dinler için böyledir. Dinin kurallarını yerine getirmek için kendisini zorlayan dindar bir insanın, modern dünyanın yaşam tarzına uyum sağlama konusunda yaşadığı gerilim, trajik bir gerilimdir. Bu trajediye dikkat çekilebilir, buna dair analizler yapılabilir. Ama bununla dalga geçilmez.
YEDİ: Konu alengirli, kalem kıvrak, yaklaşım matrak.. Ama eksik olan bir şey var Biraz empati..
TÜRK MÜYÜZ? TÜRKİYELİ MİYİZ?
"Bizde Türkiyelilik bilinci yerleşmeli" demenin nesi yanlış, bunu anlayabilmiş değilim. Farklı ırklardan gelen insanların oluşturduğu Amerika'da, bir "Amerikalılık bilinci" nasıl geliştiyse, farklı kökenlerden gelen insanların yaşadığı Türkiye'de bir "Türkiyelilik bilinci" yeşerse fena mı olur? Bu topraklarda yaşayan herkesin kendisini "Türk" olarak mı görmesi gerekiyor? Bunun yol açtığı sorunların hala farkına varmadık mı?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|