kapat
04.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

HINCAL ULUÇ


Atina 2004 için, Paris 2003'ten alınması gereken dersler...


1980 yılında Moskova'dayız.. Bu, çıplak gözle izlediğim ilk olimpiyat. İngiliz gazeteci Andy Etchelis ile arkadaş olduk.. Sebastian Coe'nun yakın arkadaşı.. Sabahtan akşama kadar "Seb.. Seb" diye ondan bahsediyor. Seb, 800 metre dünya rekortmeni ve bu yarışın büyük favorisi.. En büyük rakibi kendisi gibi İngiliz Steve Ovett.. Ovett de 1500'ün favorisi..

800 koşuldu. Müthiş bir taktik koşusu idi ve Ovett, Seb'i geçti.. Dünya rekortmeni geride kaldı.

Ertesi gün Andy ile Seb'e rastladık. Yarıştan açıldı. Andy teselli etmek istedi..

"Gümüş madalya da iyi bir şey.."

Seb'in yanıtı, ertesi gün Cumhuriyet'teki yazımın başlığı idi..

"Bullshit!.."

Olimpiyat ikinciliği için, Seb, İngiliz dilinin en aşağılayıcı sözcüğünü kullanmıştı.

Seb, spor tarihlerinin birincileri yazdığını biliyordu..

****

Süreyya Ayhan'ın dünya ikincisi olması, dışarıdan ve uzaktan bakıldığında, gerçekten önemli bir olaydır. Atletizm tarihinde, dünyanın savaştan çıktıktan sonra yaptığı ilk olimpiyatta elde ettiği bir üç adım atlama (Nur içinde yat Ruhi ağabey) bronzu dışında madalyası olmayan bir ülke için hele, oldukça önemlidir.

Altı olimpiyat ve 7 dünya şampiyonası izlemiş bir gazeteci olarak, Türk Bayrağının bir stadyumda direğe çekildiğini ilk defa gördüm. Önemlidir..

Süreyya Ayhan çok önemli bir başarı elde etmiştir.

Daha önemlisi..

Günlerden beri içimiz buruk.. Günlerden beri ikinciliği sindirmeye çalışıyoruz, ama sindiremiyoruz.. İkinciliği beğenmiyoruz.

Süreyya Ayhan'ın çıtayı koyduğu yer budur. Sadece bunun için dahi Süreyya Ayhan binlerce, milyonlarca defa kutlanmayı hak etmiştir.

Süreyya ulusun gönlünde taht kurmuştur. Süreyya bir ulusal servet olmuştur.

Süreyya, Türk gençleri, özellikle Türk kızları için, umuttur.. Işıktır, meşaledir. Bunun için alnından binlerce defa öpülmeyi hak etmiştir.

Madalyonun bu yanının altını çizelim ve artık arkasını çevirelim..

Çevirmemiz gerek.. Biz bunu yapmıyoruz.. Popülist medyamız yapmıyor. Hiç bilmediği, anlamadığı konularda duygusal yazılar yazmayı marifet sanan yazarlarımız, adeta bir aşağılık kompleksi içinde, kaybedilmiş yarışlara övgüler düzerek, duygu istismarı yapmayı marifet sanıyorlar..

Kendimize şunu soralım..

Türkiye, Türkler birinciliğe layık değil mi?..

O zaman nedir bu her kaybedilen yarışmadan sonra, bu züğürt tesellisi furyası..

Futbolda Dünya Üçüncüsü olduk. İlktir. Başarıdır. Alkışladık. Ama öyle bir aşağılık kompleksi içinde idik ki, şampiyonluğu kaybettiğimiz kimsenin aklına gelmedi. Üçüncülüğe alkış yüzünden, birinciliği neden kaybettiğimizin analizi yapılamadı. Bu yüzdendir ki, favorilerinden olduğumuz Avrupa Şampiyonası'nda finale kalmak için cebelleşiyoruz ve Liechtenstein adlı Avrupa mahallesinin takımı ile maça hazırlanırken, Teknik Direktörümüz "Endişeleniyorum" diyebiliyor.

Kayıplarda "Bu da yeter" deme kafasından vazgeçmemiz şart.

"Kısmet böyleymiş, inşallah bir dahaki sefere" kaderciliğini kenara bırakmamız şart.

Bir dahaki sefer şartlar bu kadar uygun olmayabilir. Başarı, fırsat avucuna konduğunda yakalayabilenindir.

Dünya futbolu bir daha 2002'deki kadar geri, Türkiye bir daha 2002'deki kadar ileri olmayabilir.

Süreyya, gelecek yıllarda, mesela olimpiyatta kendisine en yakın atletten, 5-6 saniye, yani 20-30 metre önde bulunmayabilir.

Paris 2003, 1500 metresi, Süreyya'nın ve Türkiye'nin önüne altın tepside sunulmuş bir fırsattı. Bu fırsatı değerlendiremedik. Gerçek budur. Bu gerçeği cesaretle söylemek, Türk atletizm tarihinin ilk gümüş madalyasına gölge düşürmez. Ama 2004 Atina Olimpiyatları'nda altını sağlama alma yolunda en gerçekçi adım olur.

Neden kaybettiğimizi bilmez, yanlışlarımızın analizini yapmaz ve düzeltme yolları aramazsak, birbiri ardına, ikincilikler ve üçüncülüklere "Buna da şükür" övgüleri düzen aşağılık kompleksli bir ulus oluruz.

Süreyya Ayhan ve onu dolduruşa getiren atletizmin "A" sından bihaber kafalar, eleştiri sözcüğünden nefret ediyorlar ve her türlü eleştiriyi "düşmanlık" olarak kabul ediyorlar.

Süreyya hakkında geçen yıl bu zamanlar ciddi eleştiriler yapan Kenan Onuk, Cüneyt Koryürek ve Hıncal Uluç'u bu kafalar düşman ilan etti. Süreyya bu kafalara alet olup, "Doğruları çekinmeden söyleyenlere" sırtını döndü. Ve kaybetti. Paris 2003-1500'ü bir yıl önce söylediklerimizin hepsinin doğru olduğunu ortaya koydu. Bunları söylemekten nefret ediyorum ama, bir defa daha haklı çıktık. Bizim haklı çıkmamız, kaybetmemiz anlamına geliyor ne yazık ki..

Keşke biz değil de "Bunlar atletizmden anlamaz. Ben her şeyi biliyorum ve doğru yapıyorum" diyen Süreyya haklı çıksaydı, boynuna altını taksaydı ve biz de özür dileseydik.

Dünyada her atlete göre ayrı atletizm yok. Atletizm bir.. Kuralları bir..

Biz "Çok yarış koşmalı" dedik.. Koşmamakta ısrar etti.. İki yarışla Dünya Şampiyonası'na gelinmez. Gelirsen sürprizlere açık olursun.. Gelirsen startı işte böyle kül gibi bir yüzle beklersin. Kendine güvenin olmadığı için, kalbin bin beşyüz atar, heyecanını bastıramaz ve beklenen soğukkanlı, rahat, emin koşunu yapamazsın.

Biz "Sprintin zayıf, bunun için özel idman yapmalısın" dedik. "Benim idmanım da, sprintim de iyi" dedi..

Yarışın son 100 metresini yüz kez izleyin. Nispeten adı bile olmayan Rus, metrelerce geriden atak yapıp, aradaki mesafeyi hızla tüketirken Süreyya'ya dikkat edin.. Rus yanından geçerken Süreyya'ya dikkat edin.. Rus ipi göğüslerken Süreyya'ya dikkat edin. Sanki dünyadan habersiz.. Sanki ötekileri görmüyor bile.. Kendi temposunda gidiyor. Atağa kontratak yapma denemesine dahi girişmeden yenilgiyi kabulleniyor.. Çünkü Süreyya bu.. Son 100 metre sprinti yok.. Atleti büyük atlet yapan, büyük koşu kazandıran "Kick" yok..

Süreyya bu kafayı değiştirmezse seneye bu zamanlar Olimpiyat'ta final koşmuş olmaya razı, övgüler düzüyor olabiliriz.

****

Süreyya Ayhan "Taktik hatası yapmadım" diyor ısrarla.. Hem de ne kadar büyük taktik hataları yaptığını göremiyor, anlayamıyorsa, o zaman tam hapı yuttuk demektir. Olimpiyatta kimse madalya beklemesin.

Süreyya, hem de korkunç taktik hataları yaptı..

Bu adı sanı pek bilinmeyen Rus kızı, gelip 3.54 koşsa ve Süreyya'yı geçse, sesimiz çıkmayabilirdi. "Kız daha iyi koştu" der geçerdik. Ama Rus kızı, 4 dakikanın üzerinde kendi koşusu ile geçti 3.55'lik Süreyya'yı..

O zaman bir yerde bir yanlış var..

Döndükten sonra, Süreyya'nın taktik hatalarını, yaşayan en büyük orta mesafe koşucumuz, eski Atletizm Federasyonu Başkanı Muharrem Dalkılıç ile konuştum.. Gene orta mesafe koşucularından Erdenay Oflas ile..

"Atletizmde 800'ü geçtiniz mi, aslında tam 1500'e geldiniz mi, taktik koşuları başlar. 1500 metre kelimenin tam anlamı ile bir taktik koşusudur. Süreyya bu yarışta büyük taktik hatalar yaptı" dedi, Muharrem.. Anlattı.. Erdenay anlattı. Ben anlattım..

İşte özetimiz..

İlk 400 metreyi 60 saniyede koşması büyük hataydı.. Muharrem "60 saniyelik 400 bacakları boşaltır. Rakipten önce kendini yıpratır" dedi.. Süreyya sprinti olan bir atlet değil. Bu yüzden yarışı yıpratma temposu ile koşarak, yani rakiplerini son 100 metrede sprint yapamaz hale getirerek kazanır. Ve de hızını 1500 metrenin tümüne yayıp, rakiplerinin kapasitesinin üzerinde bir derece yaparak.. Bunun için ilk 800'ü hızlı geçmesi gerekiyordu. Süreyya 2.06'da geçti ki, Yücel Kop Hoca Berlin yarışmasının altından 2.05'in bile aslında yavaş olduğunu söylemişti.

Muharrem, 63, 63 koşarak gene 2.06'lık 800 yapardı, ama o zaman bacaklarını boşaltmamış olurdu" dedi. Katıldım. Hele kaybettiği kan yüzünden halsiz kaldığını düşünen bir atletin, yarışa 60 saniyelik bir 400'le başlaması neredeyse intihardı.

Süreyya'nın yarışı kaybına sebep olan sonuncu büyük hatası ise, bitişe 300 metre kala atak yapması oldu.. Yarış zaten kontrolünde iken, son 200'e kadar gelse, atağını orada yapsa, arayı, 300 değil, 200 metre kala bu kadar açsa, Rusun kalan mesafede artık ona yetişmesi çok zor olurdu. Gene kan kaybını ve halsizliğini ısrarla kayıp sebebi olarak ileri süren bir atletin, bacaklarında kalan son gücü hesaplayamaması ve erken atağa kalkması, hata değilse, hata nedir?

Peki Süreyya niçin 300 metre kala atak yapma zorunda hissetti kendisini?.. Gene başa dönüyoruz. Çünkü sonuna güvenmiyor, son yüzde sprint yapamayacağını ve atağa karşı koyamayacağını biliyor, yarışı ancak orada koparırsa kazanacağını düşünüyordu.

Süreyya'nın koşusu baştan sona bir taktik hatalar zinciri idi ve yarış öncesi, ciddi, geçerli, anlamlı, sonuç verici bir taktik değerlendirmesi yapılmadığını gösteriyordu.

****

Muharrem Dalkılıç, genel eleştirilerimize de yürekten katıldı.

"Mesafe koşucusu bol yarış yapmalı" dedi.. "Kışın kroslara katılıp gücünü artırmalı.. Yazın da kısa mesafeli koşularla hızını.."

Dalkılıç ağır kış idmanları yanında, kros koşuları, yaz sezonu açılınca da 800 metreler tavsiye diyor, şiddetle..

Aklın yolu bir..

2004 Atina altını için akıllı olmak zorundayız.

****

Not Süreyya'nın yenilgi sebebi olarak ısrarla ileri sürdüğü periyodik sağlık durumunu tartışmıyorum bile.. Ben tam 46 yıldır atletizmin, hem yerli, hem dünya atletizminin içinde yaşıyorum. Bu 46 yıl içinde bir tek, ama bir tek kadın atletten yenilgi sebebi olarak bu özrü duymadım.. Yirmi birinci yüzyılı yaşayan dünyada bu bilimsel müdahale ile çok kolay çözülecek bir sorunken ve de Süreyya'nın yarış programı, iki yıl öncesinden belliyken kadere teslim olmak ve yenilmek benim kabul edeceğim bir özür değil..

Ne yani.. Şimdi 70 milyon Türk insanı, koca bir kış sezonunu, Süreyya'nın kanamasının Olimpiyat 1500'üne rastlamaması için dua ederek mi geçireceğiz?..

Dört yılda bir yapılan olimpiyatlarda, pek az insanın yaşam boyu pek az elde edebildiği "şampiyonluk" fırsatı, bilim tüm gücü ile orada yardım için beklerken, "Kader kısmet kurbanı olduk" diye heba edilemez.

Ben Süreyya'nın yerinde olsam, bu özrü telaffuz dahi etmezdim.

Güle güle Mahmut!..
Spor foto muhabirleri içinde Mahmut Küçük'ün ayrı bir yeri vardı.. Canavar bir muhabir olması yanında, bir neşe kaynağı idi.. Şakaları, muziplikleri ile etrafı şenlendirirdi. Tercüman'ın o müthiş spor ekibinin gözüydü, bir bakıma..

Gün geçmezdi, Mahmut'un bir öyküsü anlatılmasın..

1990'da Roma'da Dünya Kupası izliyoruz. Mahmut da orada.. Gazetenin durumu pek iyi olmamalı.. Mahmut'a kısıtlı bir para vermişler.. O da bir küçük piknik tüpü almış odasına, kendisine yemek pişirerek restoran parasından tasarruf ediyor..

Memleketten bavulda getirdiği pirinç bitmiş.. Çarşıya gitmiş, bakkala, pirinç alacak.. Ama tek kelime İtalyanca bilmiyor..

"Raflara baktım uzun uzun.. Görsem elimle işaret edeceğim, 'Aha bu' diye.. Yok körolası.. Dükkanın sahibi de bana bakıyor merakla, 'Bu adam ne istiyor' diye.. Birden şimşek çaktı beynimde.. 'Silvana Mangano.. Silvana Mangano' dedim.. Adam bir paket pirinci çıkardı koydu önüme.."

Silvana Mangano, dünyaca ünlü bir İtalyan yıldızı idi ve başından sonuna pirinç tarlalarında geçen Acı Pirinç filmi ile şöhrete ulaşmıştı.

Mahmut zekası buydu işte..

Bizi çok güldürdün Mahmut.. Güle güle git, sevgili kardeşim..

Yazıklar olsun!..
Türk sporunun öncü kulübü Galatasaray sessiz sedasız tarihe karışıyor. Yakında bir futbol takımı kalacak elde..

Ayıptır, yazıktır, utançtır, yüz karasıdır.

Galatasaray masraf olmasın diye Kız Voleybol takımını dağıtmış, şubeyi kapamış..

Gazeteciliğe başladığım yıllarda muhteşem Türkiye Şampiyonlukları yaşayan Güneş'in Fenerbahçe'si ile hem de nasıl mücadele eden Alev'in Galatasaray'ı artık yok..

Ne diyeyim ki..

Özhan Canaydın.. Utanmalısın!..


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır