|
 |
|

Sizden korkuyorlar
Türkiye'nin AB'li olma mücadelesini başarılı bulan Renault Başkanı, "Türkiye sadece nüfusuyla bile dengeleri sarsacak güçte. Tabii ki bazı insanlar bundan korkuyor" dedi
Eline geçen her fırsatta, Avrupa Birliği'nde Türkiye lobisi yapan, tatillerini güney sahillerinde geçiren, çocukluğundan beri sayısız defalar Türkiye'ye gelen bir başkan Louis Schweitzer.
Japon Nissan'la girişilen ortaklığın ardından dünyanın beşinci büyük otomotiv üreticisi olan 36.3 milyar euro cirolu Fransız Renault'nun hem başkanlık hem de CEO'luk koltuğunda oturuyor.
Schweitzer, 200 milyon euro harcanarak geliştirilen ve Türkiye'den 84 ülkeye ihraç edilecek olan yeni Megane Sedan'ın tanıtım toplantısı için geldiği İstanbul'da sorularımızı yanıtladı. Gerçek bir sanat düşkünü olan ve ünlü Louvre Müzesi'nin de yönetim kurulunda yer alan Schweitzer'la söyleşi yapmak üzere buluşacağımız saatten önce, Sabancı Müzesi'ni ziyaret etmişti bile. Gerçek bir deniz aşığı olan Renault Başkanı, İstanbul'daki bütün seyahatlerini de denizden yapmayı tercih etmiş. Hatta havalimanına gelirken de Ataköy'e kadar yine tekneye binmişti.
Aynı zamanda Fransa-Türkiye İş Konseyi Eş Başkanı olan Louis Schweitzer'la, CEO'lar için bir hayli zor olan geçtiğimiz yıllarda aldığı kararları, Türkiye için yaptığı lobileri ve Türkiye'ye bakışını konuştuk.
* Türkiye hep bir kriz yaşıyor. Bizim dikkatimizi bu noktada Renault çekiyor. Çünkü yatırımına sürekli devam ediyor. Ülkeyle ilgili umudunu hiç yitirmiyor...
Evet umudumuzu hiç yitirmedik. Krizleri olan pek çok ülke biliyorum. Türkiye çok kriz yaşadı, problem yaşadı ama önemli olan şu ki canlılık hep var olmaya devam etti. Türkiye'nin kendisi hiçbir zaman vazgeçmedi, biz nasıl vazgeçelim. Daha da önemlisi, Türkiye'nin üretim sistemi çok verimli çalışıyor. Krizlerin üstesinden bu nedenle üretip, ihraç ederek gelebildik. Umudumuzu kaybetmememizin bir diğer sebebi de, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma projesiydi. Biz her zaman inandık ki, Türkiye birliğin bir parçası olacak ve bu da sadece Türkiye'yi büyütmeyecek, aynı zamanda istikrar getirecek. Bizim politikamız her zaman Türkiye'nin AB'ye katılması yönünde olduğundan yatırımımıza devam ettik. Son yatırımla da bu düşüncemizi iyice perçinledik.
* Tabii yaşadığımız krizler yüzünden sanırım para kaybettiğiniz zamanlar da oldu, değil mi? Bu zig zaglar yaşanırken, umudunuzu yitirmediniz öyle mi?
Evet bazen para da kaybettik. Ama bu önemli değil. Ben şuna inanıyorum. Bir ülkede, işler yolunda gitmediği, problemler yaşandığı anda, gitmeye karar verirseniz, onun maliyeti çok daha yüksek olur. Ama tabii her inişin bir çıkışı var. İşler kötüyken gidip, iyi olduğunda gelmek isterseniz, o zaman gelemeyebilirsiniz. Ülkeye inanmıyorsanız gidersiniz. Biz Türkiye'ye inanıyoruz.
* Ortaklık da çok önemli. Toyota ve Honda'nın da Türk ortakları vardı, ama sonra çeşitli nedenlerle bu ortaklıklar bitti. Sizin ortaklığınız 30 yıldır sürüyor, bu da yatırımların devamında etkili oldu mu?
İlk geldiğimizde burada bir ortağımız olmadan yatırım yapamazdık ve biz de OYAK'ı ortak olarak seçtik. Bu ilişki çok gelişti ve aslında 10 yıl önce de çok daha yakın bir ortaklığa dönüştü. Örneğin on yıl önce satış ve pazarlamada ortak değildik OYAK'la, şimdi ortağız. Aynı şekilde üretimdeki ortaklığımız da derinleşti. Onlar da uzun vadeli düşünüyorlar. Yani aynı bakış açısına sahibiz, bu da bizi iyi ortak yapıyor. En önemlisi aramızdaki sarsılmaz güven.
Türk mühendisine ihtiyaç duyuyoruz
* Türk mühendislerini nasıl buluyorsunuz?
Çok iyiler. Biz Bursa'da iyi mühendislerle çalışıyoruz ama şimdi Renault giderek uluslararası bir şirket oluyor ve biz Türk mühendislerine, Brezilya'daki fabrikamızda da diğer fabrikalarımızda da ihtiyaç duyuyoruz. Türk mühendisleri sadece teknik olarak iyi değil, aynı zamanda pek çok sebepten, açık fikirli, uluslararası ölçekli düşünebilme kapasitesine sahipler.
Avrupa iş dünyası arkanızda
* Berlusconi, geldiğinde 'Türkiye'yi 2007'den önce AB'de görmek istiyorum' dedi. Siz Fransız-Türk İş Konseyi eş Başkanısınız, sizin bu konudaki düşünceniz ne? Bu konuda lobi yapıyor musunuz?
Açıkçası, benim görüşüm şu. 2004'ün sonu çok önemli. Yanlış anlamıyorsam, bu tarihte, AB Türkiye ile gerçek pazarlığa oturma konusuna karar verecek. Lobiye gelince, ben Türkiye'nin lobisini her fırsatta yapıyorum. Avrupa Endüstrisi Yuvarlak Masa Toplantılarında bu konuyu görüşüyoruz. Bir yıl önce bu organizasyonun toplantısı İstanbul'da olmuştu. Biz, bütün Avrupalı sanayiciler Türkiye'yi AB'de görmek istiyoruz. Arkanızdayız.
İŞLER İYİ YOLDA İLERLİYOR
Tahmin yapmamı isterseniz bu zor. Biliyorsunuz ki, 25 ülke olacak. Yani sadece zaten baştan tamam demiş Fransa, Almanya ve İtalya olmayacak. Bu ülkelerin dışında 22 ülkenin daha Türkiye'ye 'olur' demesi gerekiyor. Onları da ikna etmeniz gerekecek ve bu çok zaman alacak. Kabul etmek gerekiyor ki, Türkiye Avrupa'nın en büyük ikinci ülkesi olacak. Belki bazı ülkeler bundan korkuyor. Ama tabii bu ekonomiden ziyade politik bir durum. Öte yandan işler iyi yolda ilerliyor, daha hızlı gidebilir belki ama en azından pozitif yönde ilerliyor. On yıl öncesine göre çok daha iyi.
* Türkiye kendi tanıtımını iyi yapabiliyor mu sizce?
Türkiye iyi tanıtım yapıyor. Başbakan Erdoğan çok iş yaptı bence. Şimdi Almanya'da. Yani siyasiler çalışıyor ama işte bazı insanlar Avrupa'da Türkiye'nin gücünden korkuyor olabilir. Nüfusuyla bir güç olduğu ortada. Avrupa'nın dengesini değiştirecek güçte. Türkiye'yi iyi anlamalı ve biz Avrupa'yı Avrupa yapan şeyin farklı kültürler olduğuna inanıyoruz.
* Nissan operasyonundan sonra Renault dünyanın beşinci büyük otomotiv üreticisi oldu. Siz 1992'den beri bu şirketin CEO'su ve başkanısınız. Bu görevinizden ayrılmadan önce, ulaşmak istediğiniz bir hedef var mı? Beşinci olmak yeter dediniz mi yoksa?
Tabii ki demiyorum. CEO'luk görevim 2005'te bitecek. Ama başkanlığa devam edeceğim. Şu anda 2.5 milyon otomobil üretiyoruz ve ben 4 milyon otomobil üretme hedefine ulaşmak istiyorum. Romanya'da yeni otomobil yatırımımız bu rakama ulaşmamıza biraz yardım edecek. Türkiye'deki yeni Megane da tabii ki. Ama genel olarak şunu söyleyebilirim ki, 2005'te CEO'luğu bırakırken yapmak istediğim önemli şeyleri yaptım diyebileceğim. Çünkü yaptım. Pazar payımızı ikiye katladık. Uluslararası bir şirket olduk. Ama tabii kârlı büyümenin bir limiti yok. Büyüme için hala yeterli bir alan var.
Bana 'delirmiş' dediler
* CEO'lar için çok zor yıllar. Siz de zor günler geçirdiniz mi?
Evet bazen zor oluyor. Sanıyorum 10 yıldır CEO'luk deneyimi olan bir ben kaldım büyük şirketler içinde. Zor zamanlardı. Bizim de zor zamanlarımız oldu. Tıpkı Türkiye gibi. Her zaman inişler ve çıkışlar var ama hep uzun vadeli bakış açısıyla çalışıyoruz. Türkiye de bunu yapıyor. Renault zor zamanlarda bile hep ileri baktı. Nissan'ı aldığımız zaman ilginçtir, bana "Deli mi, sorumluluklarının farkında değil, çıldırmış olmalı" falan dediler.
Daha büyük, daha güçlü şirketlere Nissan, "yardım edin" demişti ama hiçbiri kabul etmedi. Biz yaptık. Çok iyi çalıştık dersimizi ve potansiyele inandık ve Renault bir başarı hikayesi yarattı.
Gri bulutlar kaybolmuş
* Türkiye'ye uzun yıllardır sık sık geldiğinize göre, yaşanan değişikliği de hep gözlemlediniz. Yıllar içinde büyük değişiklik olmuş mu Türkiye'de?
Evet, olmuş. İstanbul'u birkaç yıl öncesiyle kıyaslayınca çok büyüdüğünü gördüm. Daha modernleşiyor ülke. Hatırlıyorum, yollarda sadece eski Amerikan otomobilleri görüyordum önceki yıllarda. Önemli bir şey daha var. İstanbul'a önceki gelişlerimi hatırlıyorum, gökyüzünde daima gri, kahverengi bulutlar görürdüm. Ankara'da da aynı şekilde. Hava kirliliğinden dolayı derlerdi. Şimdi bu bulutlar yok olmuş. Ne İstanbul'da ne de diğer şehirlerde böyle bir kirlilik var. Bence bu çok önemli. Dün Haliç'e gittim, orası da çok değişmiş. Yani bu ülke ilerliyor, değişiyor.
Şelale KADAK
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|