|
 |
|

EMRE AKÖZ
Nadir Nadi'nin Hitler hayranlığı
Geçen gün burada konu ettik Cumhuriyet'te, gazetenin 12 yıl önce ölen sahibi ve başyazarı Nadir Nadi'ye ilişkin bir yazı dizisi sürüyor. Diziye göre Nadir Nadi 1940'lı yıllarda haksız olarak Hitler hayranlığı ile suçlanmıştı. Ben de araştırmacı Emin Karaca'ya dayanarak bu yönde ciddi işaretler olduğunu yazdım.
Bunun üzerine Emin Karaca bir mesaj gönderdi. Özetliyorum
****
Ben Nadir Nadi'nin gerçek kimliğini ve kişiliğini sözünü ettiğiniz kitabımdan ('Türk Basınında Kalem Kavgaları') dört yıl önce yayımlanan 'Cumhuriyet Olayı' başlıklı monografimde enine boyuna sergilemiştim.
1940'ta İkinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüp giderken, 'Alman Realitesi' konulu başyazılarından çok önce, Hitler iktidara adım adım tırmanırken, Viyana'dan Cumhuriyet'e gönderdiği yazılarında, Hitler'e ve kurmak istediği rejime nasıl ağzının suyunun aktığını görmek için 1932 Temmuzu'nda gazetede yayımlanan Nadir Nadi imzalı yazılara bakmak yeterlidir.
Ayrıca Hitler iktidara geçip yoğun bir silahlanmaya ve yakın komşularının topraklarını ilhaka kalkışarak adım adım dünya savaşını başlatmak için yol alırken, 1938 Nisanı'ndaki Anschluss'un (Almanya'nın Avusturya'yı ilhakı) ardından Nadir Nadi'nin Viyana'ya yaptığı gezinin yazılarını okumak önemli bir fikir verir.
9 Nisan 1938'den itibaren Cumhuriyet'te yayımlanmaya başlayarak günlerce sürecek olan gezi izlenimlerinin başlığı 'Hitler Viyanası'ndan Röportajlar'dır.
Bu röportajların dördüncüsünde Nadir Nadi, Alman Nazileri'nin artık her şeyiyle Yahudileşen (!) Avusturya'da nasıl bir felaketi önlediklerinin altını çiziyor
'İşte bu felaketi önleyen topluluk biraz coşar da kendinden geçerse, artık o mazur görülür. Hem coşup da ne yapıyorlar? Adamları zindanlara mı atıyorlar, kurşuna mı diziyorlar?
Genç kızlara Prater'de mecburi jimnastik yaptırmak, ortalık süpürtmek, Yahudiler'in her yere girip çıkmalarına mani olmak öyle vahşet, cinayet denecek bir taşkınlık sayılmaz herhalde...' (13 Haziran 1938)
Bunun gibi başka birçok örnek var.
****
Emin Karaca'nın notundan sonra bir kere daha tekrarlayayım Belli ki Cumhuriyet gazetesinin yönetimi Nadir Nadi'nin bu yönünü unutturmak istiyor. Niye? Neden geçmişe olduğu gibi bakmıyorlar? Çünkü geçmiş, bugünkü ideolojilerine uygun değil. Şimdiki pozisyonlarını güçlendirmek için tarihi eğip bükmeleri, bazı yönleri öne çıkarıp, bazılarını göz ardı etmeleri gerekiyor. Ama arşiv orada dururken bunu yapmak ayıp olmuyor mu?
Bakın, mesele Nadir Nadi'yi karalamak değil. Belli ki bir dönem Hitler'e 'en azından' sempati beslemiş. Sonra fikirleri değişmiş. O halde Nadir Nadi'yi ne yüceltelim, ne aşağılayalım. Bugün artık önemli olan, tarihi çarpıtmadan yeni kuşaklara iletmektir.
Not Diziyi hazırlayan arkadaş o devrin solcularının, Nadir Nadi'ye, 'Nadir Nazi' dediklerini biliyor mu acaba?
Halka öyle karışılmaz
Efendim Başbakan Erdoğan çeşitli numaralarla gazetecileri atlatıp halkın arasına giriyormuş. Dün bizim gazetede bunu nasıl yaptığına ilişkin örnekler vardı. Ayrıca Turgut Özal ile de karşılaştırılıyordu...
Bana sorarsanız hiç de yeni bir şey değil Erdoğan'ın yaptığı. Birçok siyasetçi aynı yolu izlemiştir.
Ama eğer gerçekten ilginç bir şey denemek istiyorsa, Özal'ın yolundan gitsin Erdoğan Asıl o koruma ordusunu atlatsın da görelim!
****
Halkın arasına karışırken gazeteciler olsa ne yazar, olmasa ne yazar. Halkın siyasetçiyle yüz yüze temasını asıl engelleyen korumalardır. Halk derdini açık açık ifade etmek ister, ama o iri yarı, asık suratlı, her an tetikte bekleyen 'goriller' çevrede bulundukça tedirgin olur. (Tabii onlar da görevlerini yapıyorlar; tehlikenin nereden geleceği belli olmaz.)
'Erdoğan becerebilirse Özal gibi yapsın' dedik. Peki Özal ne yapmıştı? Mehmet Ali Birand ile Soner Yalçın'ın yazdığı 'The Özal' adlı kitapta Can Pulak anlatıyor.
****
Özal, Harbiye Orduevi'nde kalmaktadır. Odası en üst kattadır. Koruma müdürü filan hemen asansörün yanında beklemektedir. Derken hizmetli 'Başbakan içeride yok' diye gelir. Nasıl yok? Başta Koruma Müdürü Musa Öztürk olmak üzere herkesi bir telaş alır. Her taraf aranır. Yok! Yok! Yok! Peki yok da, bu adam nasıl ortadan kayboldu? Nihayet fark edilir Meğer kırmızı tişörtünü ve blucinini giyip servis asansöründen kaçmıştır Özal.
Kaçmıştır da ne yapmıştır?
Önce bir taksiye atlayıp Gümüşsuyu'na gider. Takip edilmediğini görünce bir başka taksi ile karşı yakaya geçer. Bir kesekağıdı dolusu kabak çekirdeği alıp Kadıköy Çarşısı'nda dolaşmaya başlar. Bu arada İstanbul polisi alarma geçmiştir. O ise çekirdek çıtlatarak manavlarla balıkçılarla muhabbet etmekte, dert ve dileklerini dinlemektedir.
Özal'ı ancak akşam olurken 'yakalayabilirler'!
Tabii Başbakan Erdoğan'a bunu yapmasını önermem. Çünkü tehlikeli. Ama halkla gerçek temasın ancak böyle sağlandığını zaten o benden iyi bilir.
VAN HOOİJDONK KAÇ YAŞINDA?
Fenerbahçe'nin 'yaşlı' santrforu, Hollandalı Pierre van Hooijdonk, "29 Kasım 1969 doğumluyum. Yani benim yaşım 33. Ama 34 olduğumu söyleyenler var" diye yakınmış. Adam haklı Türkiye'de biz yaş bulma işlemini basit bir çıkarma işlemiyle yaparız. Yani 2003-1969=34. Batı'da ise aylara çok dikkat ediyorlar. Örneğin onlara (ve kendisine) göre Hooijdonk 29 Kasım günü 34 yaşında olacak. Bize göreyse 1 Ocak 2003'te yani bundan yaklışık 9 ay önce 34 oldu bile. Neyse Pierre dertlenmesin. İyi oynasın yeter. Biz 29 kabul ederiz!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|