|
 |
|

EMRE AKÖZ
Bayıldım bu Hatice Sultan'a
Hatırlarsınız, burada Mustafa Kemal'in Fransız alfabesinin harfleriyle Türkçe yazmasına değinmiştik. Ve laf arasında şöyle dedik 'Bu çabanın, yani Latin harfleriyle Türkçe yazmanın tarihi çok önceye gider.' Ben dil ve tarih uzmanı değilim. Peki bunu nereden biliyordum?
Örneğin Esra Keskinkılıç'ın 'Tarih ve Toplum' dergisinin temmuz sayısı için kaleme aldığı 'Hatice Sultan 200 Sene Önce Latin Harfleri ile Yazan Türk Sultanı' başlıklı makalesinden...
Bugün yarın derken bir kenarda kaldı o ilginç yazı. Derken Reşad Ekrem Koçu'nun 'Hatice Sultan ile Ressam Melling Tefrikalaşmış Hikayeler' adlı kitabı (Doğan Kitap) yeniden piyasaya çıkmaz mı!
Aynı konuya iki ayrı yerde rast gelince... Bunu bir işaret sayıp yazmak gerek!
Tabii lafı fazla uzatmadan.
****
Hatice Sultan reformlarıyla ünlü Padişah Üçüncü Selim'in kızkardeşlerinden biri. Koçu'ya göre annesi Adilşah Haseki onu 1762'de doğurmuş. 17 yaşına geldiğinde Seyid Ahmet Paşa ile evlendiriliyor.
Görevi dolayısıyla Paşa, kısa süreli ziyaretler haricinde, İstanbul'da değildir. Ancak Üçüncü Selim bu kardeşini hem çok seviyor, hem de ona itimat ediyor. Diğer kadınlar haremden dışarı adımını atamazken, Hatice Sultan istediği gibi dolaşıyor.
Hatice Sultan bir Boğaz gezintisi sırasında Danimarka Sefiri Baron de Hubsch'ün Büyükdere'deki yalısını görüyor. Özellikle bahçesine bayılıyor. Benzerini Kuruçeşme'deki kendi sarayına yaptırmak istiyor. Baron da ona Fransız asıllı mimar ve ressam Antoine-Ignace Melling'i tavsiye ediyor. Melling hemen mimar, ressam, nakkaş ve bahçıvan olarak işe alınıyor.
Olayın birçok ayrıntısı var. Biz onları geçip sadede gelelim.
Melling ile Hatice Sultan sıkı bir işbirliği içine giriyorlar. Ama bir sorun vardır Mimar Türkçe bilmektedir ama bir türlü Arap harfleriyle kendini ifade edememektedir.
Peki nasıl haberleşecekler? Her an bir araya gelmek mümkün değil. Şimdiki gibi telefon da yok... Mimar bunun da çaresini bulur ve Hatice Sultan'a Latin harflerini öğretir! Gerisi kolaydır.
İşte Hatice Sultan'ın Latin harflerini kullanarak yazdığı mektuplardan bir bölüm
"Melling Kalfa, aman şalı bir dakika evvel tekmil ettirip Mehmed'e veresin, Dimitri'ye verip diktirsin. Aman çabuk şal parçasını Mehmed'e veresin ve iskemle yarın gelmezse işime yaramaz. Aman iskemleyi yarın, Cuma günü bir saat evvel isterim. Sonra işime yaramaz. Pazar günü bayramdır, bugün sen gelme. İskemleyi tekmil ettirip yarın alıp gelesin ve İşveriz'le gönderdiğim gömlek tekmil oldu mu? Aman cümlesini bir saat evvel isterim. İşleme kumaşlar buldunsa irsal edesin. Perşembe sabahı saat 3."
****
Hem Keskinkılıç, hem de Koçu'nun yazılarında çok ilginç ayrıntılar var. Örneğin Melling, Hatice Sultan'ın bahçesine gül, akasya, leylak gibi 'makasa gelir' ağaçlardan bir labirent yapar. Sultan da bu mis kokulu labirente cariyelerini salıverir. Sonra da onların labirentin içinde yollarını kaybetmelerini, kıkır kıkır gülmelerini, şuh kahkahalar atmalarını izler.
Bir başka gün ise diplomat ailelerden iki güzel kız Hatice Sultan'ı ziyarete gelir. Kahveydi, şerbetti, sohbetti derken kızlar alafranga havalar çalıp dans etmeye başlar. Onları zevkle izleyen sadece Hatice Sultan değildir. Hemşiresi matmazellerle meşgulken, III. Selim, Melling ile birlikte, olup biteni bir kafesin arkasından seyretmektedir...
Osmanlı'nın hikayesi anlat anlat bitmez!
'Zar tutma birader!'
Geçen gün burada tavladaki şans faktörünün anlık olduğunu ancak oyun sayısı arttıkça ustalığın yani hesap gücünün kendini belli edeceğini söyledik. Doğrudur Eğer bir parti (5'e ilk ulaşan kazanır) yaparsanız şansı yaver giden bir acemi oyuncu dahi, en güçlü oyuncuyu yenebilir. Ama devam edin. Bir yerine 10 parti, 20 parti yapın... Ustanın becerisini ancak o zaman görürsünüz.
Tabii olasılıklara ilişkin gelişigüzel bir de örnek verdim. Bu arada şöyle düşünüyordum "Genel fikir doğru ama bunda bir hata var." Ne yapayım, liseden kalma matematik bilgisiyle bu kadar oluyor. Hele bir zaman da kısıtlıysa...
Okurumuz Alkım Yılmaz hatanın nerede olduğuna ilişkin şu mesajı gönderdi
"Tavlayla ilgili yazınızda dikkatimi çeken bir hatadan bahsetmek istiyorum. Matematikçi olduğum için sıklıkla karşılaştığımız zar problemlerinden yola çıkarak tavlada her zarın gelme ihtimalinin 1/36 olduğunu, sizin yaptığınız şekilde 21 farklı zar olduğunu sıralarsak (yani 6-4 ile 4-6'yı aynı zar sayarsak ki öyledir) bu zarın gelme ihtimali 2/36 yani 1/18 olduğunu hatırlatmak isterim. Oysa ki çift dediğimiz zarların, örneğin 1-1'in gelme ihtimali 1/36'dır. Dolayısıyla sizin verdiğiniz örnekteki gibi 210 atış sonunda teorik olarak 6-6'nın 5-6 kere (210/36=5,83); çift olmayan zarların ise (6-5, 6-4 gibi)kez (210/18=11,67) gelmesi gerekir.Yani yazınızdaki gibi her zarın gelme ihtimali 1/21 değildir. 500 atış sonunda tüm zarlar eşit sayıda gelmiş ise bu bilimden değil zarların hileli olmasından kaynaklanmaktadır. Çift atmanın zor olması ve ustaların bu nedenle zar tutmaya çalışması da bundan değil midir! Yalnızca düzeltmek istedim. Sevgiler..."
Demek ki böyleymiş...
'KIRLANGIÇLAR' ÜZÜLMESİN
GünaydIn Extra'da yeme içme üzerine sohbet ediyoruz ya... Bu hafta 'hayatıma damlayan' zeytinyağlarından bahsettim. Sanki anlattıklarımın son derece öznel bir hikaye ve değerlendirme olduğunu yazının başında belirtmemişim gibi... Hadi bakalım mesajlar "Bizim güzel zeytinyağımızdan niye bahsetmediniz?" Kardeşim, ben başımdan geçenleri kaydediyorum; "Türkiye'nin en iyi zeytinyağları" başlıklı bir döküm yapmıyorum ki... Eminim benim yediklerimden çok daha lezzetli zeytinyağları vardır şu ülkede. Eyvallah! Ama konu o değil.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|