kapat
24.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

ERGUN BABAHAN


Darbeci demokrat!

Kirli yüzünü ortaya koymadan 28 Şubat'ın bir demokrasi mücadelesi olduğunu söylemek ayıptır

Türkiye kaçınılmaz olarak yakın tarihiyle hesaplaşma dönemine giriyor. 12 Eylül ve 28 Şubat müdahaleleri hakkında herkes tutumunu açıklıyor.

Bu konular elbette bir gazete köşe yazısı çerçevesi içinde ele alınıp tartışılamaz. Bu yazılar, ancak yazarının demokrasi ve askeri müdahaleler hakkındaki tutumunu açığa koyar, o kadar.

28 Şubat'ı ele alalım.

28 Şubat, sandıkta kaybetmiş sivil siyasetçinin, sivil-asker bürokrat ve medya gücünü arkasına alarak siyasi iktidarı ele geçirme hamlesidir.

28 Şubat, bizzat büyük medyanın desteklediği bir süreçtir.

28 Şubat'ı gündeme getirip sonuçlarını tartışmazsanız, konuyu sadece kendi çıkar açılarınızdan değerlendirmiş olursunuz.

Baştan şunu söyleyelim; Türkiye'de hakim olan sistem başbakanlık sistemidir, Türkiye'yi başbakan yönetir.

Bugün dönüp geriye baktığımızda gördüğümüz tablo şudur Erbakan, baskılar sonucu başbakanlığı Çiller'e vermeyi kabul etmiştir. O, Çiller ise Sultanahmet Meydanı'ndan Türkiye'nin en büyük iki medya kuruluşuna savaş ilan etmiştir. Yani, büyük basının en istemediği başbakan adayıdır.

28 Şubat'a sadece laik-şeriatçı penceresinden bakmak, bu nedenle daha baştan yanlıştır.

Ayrıca bu dönemde askeri müdahaleye karşı çıkan aydınların maruz kaldığı muameleyi görmezden gelip o döneme övgüler düzmek de ahlaken yanlıştır.

Ancak 28 Şubat'ın asıl çarpıcı yönü sonuçlarındadır.

28 Şubat Türkiye'nin en zayıf, medyaya en borçlu siyasi iktidarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Mesut Yılmaz, milli iradenin verdiği karar sonucu değil, yukarıda özetlediğim güçlerin ittifakı sonucu başbakan olmuştur. O da bunu çok iyi bildiği için iktidara gelir gelmez borç ödemeye başlamıştır. Yılmaz iktidarının elektrik dağıtım kararları Türkiye demokrasisinin utanç belgesidir.

Elinde televizyon veya gazete olan her patrona, TGRT'den Doğan Grubu'na kadar, bir bölgenin elektrik dağıtım ihalesi verilmiştir (Dönemin Enerji Bakanlığı Müsteşarı Yurdakul Yiğitgüden bugün bu ihaleler nedeniyle "ihaleye fesat karıştırmak" suçundan tek başına yargılanırken bu işten sıyırtanlar da Türkiye Cumhuriyeti aleyhine uluslararası tahkimde avanta peşinde koşmaktadır).

Medya hem kendisine kan kusturabilecek bir kişinin başbakanlığını engellemiş, hem de kendine borçlu bir ismi başbakanlık koltuğuna oturtabilmiştir.

O dönemde işin o kadar suyu çıkmıştır ki, medya patronlarına danışılmadan bakan bile belirlenemez olmuştur.

O günle bugün arasındaki en büyük fark şudur. O dönemde "Başbakanlık Takip Kurulu" vardı, bugün tek kişilik "Başbakanı Takip Kurulu" var.

O dönemde pijaması şortu ile başbakan karşılayanlar, içki masalarında göbek atanlar, şimdi sünnet, düğün, marina açılışı demeden başbakan kovalamak durumuna düşmüştür.

Demokrasi açısından en önemli sonuçlardan biri budur.

28 Şubat sonrası dönem, yakın tarihte kirliliğin en çok yaşandığı dönemdir. Medya-siyasi iktidar yakınlaşmasının suyu çıkmış, Ankara, İstanbul'daki gazete merkezlerinden yönetilir hale gelmiştir.

28 Şubat'ın acı sonuçları bir sonraki seçimde de kendini göstermiş, Türkiye yönünü kaybetmiş bir biçimde sandığa gitmiş, siyasetçinin sesi kısılarak yapılan seçim sonucu yine varlığını medyaya borçlu bir siyasi iktidar ortaya çıkmıştır.

Böyle olduğu içindir de POAŞ ihalesi gerçekleşmiş, Doğan Grubu üst düzey yöneticisi Vural Akışık kamu bankalarının başına geçip Doğan Grubu'na ballı börek bir banka satmış, görevini yerine getirip tekrar patronunun yanına dönmüştür.

Akışık döneminin yakından incelenmesinin daha da çarpıcı sonuçlar ortaya çıkaracağından hiç kuşkum yok.

Özetle, laiklik adı altında bir talan siyaseti yürütülmüş, siyasi iktidar milli iradenin değil, İstanbul büyük medyasının çıkarlarını koruma görevini üstlenmiştir.

28 Şubat'ı bu yüzünü görmeden savunmak ayıptır.

Kirli yüzünü ortaya koymadan, 28 Şubat'ın bir demokrasi mücadelesi olduğunu söylemek ayıptır.

12 Eylül ve 28 Şubat'ı savunup demokrat diye ortaya çıkmak daha büyük ayıptır.

28 Şubat bir rant kavgasıdır.

Kazananlar ve elde ettikleri sonuçlar ortadadır.

12 Eylül'ü, oraya nasıl gelindiğini, yargısız infazları, cezaevlerinde yaşanan acıları gündeme getirmeden, tartışmadan savunmak ayıptır.

Böyle bir ayıba karşı çıkamıyorsanız, yapmanız gereken susup oturmaktır.

Demokrasiye ilkeler açısından değil de patronunuzun çıkarları açısından bakarsanız, bir gün darbeci, bir gün demokrat olursunuz. Bu da hepsinden ayıptır.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
sınırsız hosting
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır