|
 |
|

EMRE AKÖZ
Astrolojik muhabbetler
Haberi duymuşsunuzdur İki bilimadamı bir araştırma yaptı. Amaçları astrolojinin gerçek olup olmadığını saptamaktı. Yani Acaba iddia edildiği gibi yıldızlar karakterimizi etkiliyor mu? Burçların bir geçerliliği var mı?
Avustralyalı Geoffrey Dean ve Kanadalı Ivan Kelly aynı gün, aynı saatte doğan iki bin kişiyi inceledi. Zeka seviyesinden, sosyal ilişkimlerine bu insanların her yönünü ortaya çıkardı.
Sonuç Bu kişiler arasında hiçbir ortak payda olmadığı görüldü. Yani aynı burçtan olan bu insanlar birbirine benzemiyormuş. Halbuki astrologlara bakılırsa aynı burçtan olan kişiler karakter olarak birbirine yakındır.
****
Şimdi şunu sormak gerekir... Madem astrolojinin fasarya olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. Artık burçlara inanmayacak mıyız? Örneğin gazetelerde yıldız falı köşeleri kalkacak mı? Burç kitapları basılmayacak mı? İnsanlar birbirine, "Su burcundan olanlar, ateşlerle anlaşamaz" demeyecek mi?
Ben size söyleyeyim O bilimsel araştırmanın hiçbir etkisi olmayacak. Her şey eskisi gibi devam edecek. Niye? Çünkü bir azınlığın dışında insanlar zaten burçlara filan inanmıyor ki... Astroloji bir kültür. Bir muhabbet konusu. Kendini tanımlama vesilesi.
Çevrenize bir bakın... Hemen herkes burçlardan söz eder. Ama kaç kişi gazetede okuduğu yıldız falına göre hareket eder? Çok çok az... Tek tük...
Öte yandan, herkes bir burcu olduğu için memnundur. Bu eğlenceli, ilginç, hatta gizemli bir sohbet konusudur. Biri Aslan'dır, diğeri İkizler. "Sen şöylesin, ben böyleyim" diye millet konuşur da konuşur.
Sözün özü O iki bilim adamı boşuna para harcamış. Biz zaten biliyoruz burçların filan 'gerçek' olmadığını. Boşuna mı adamlar "Fala inanma, falsız da kalma" demiş?
Absolut 110
Bugün kanıksadığımız, son derece normal olduğunu sandığımız birçok şey, örneğin ölçüler, aslında yüzyıllar süren bir gelişimin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Bilim yazarı Adrian Berry'ye göre... Örneğin 1752 yılında Amsterdam'daki 100 birimlik ağırlık, Anvers'te 105, Basel'de 98, Bern'de 111, Brüksel'de 105, Dublin'de 97, Floransa'da 143, Londra'da 109, Madrid'te 114, Milano'da 168, Stokholm'de 81 birime denk geliyordu. Venedik'te ise 182 birim! Tahmin edeceğiniz gibi bu durum ticareti zorlaştırıyordu.
Bizde ise böyle olmadı. Osmanlı'dan kalan ölçüler aniden bir tarafa bırakıldı. Atatürk küt diye Batı sistemini uygulattı, oldu bitti.
Ancak... Evet Batı diyoruz ama o da yekpare, yani tek parçadan oluşmuş değil. Orada da hala farklı ölçüler kullanılıyor.
Bunu düşünmeme yol açan şey Absolut reklamı oldu. Biliyorsunuz Absolut bir votka markası. Biraz pahalı ama Türkiye'de de bulmak mümkün. Çok güzel kokteyller yapılıyor.
Neyse... Geçenlerde dergileri karıştırırken bu reklamı gördüm 'Absolut 110'...
Hava o kadar sıcak ki... Asfaltın üstüne kırılmış olan yumurta dahi pişmiş. Ve Absolut şişesinin biçimini almış.
Peki ama o 110 ne oluyor? Tahmin edeceğiniz gibi o ısının fahrenayt cinsinden ölçümü. Santigrata çevirdiğimizde karşımıza yuvarlak hesap 43 santigrat derece çıkıyor.
Bu reklam bize Batı'da hala tam anlamıyla bir standartlaşma olmadığını gösteriyor.
Not Tabii bir de şunu sormak gerek Türkiye'de yayımlarken bu reklamdaki 110'u 43 yapmak gerekir miydi? Bilemiyorum... Çünkü eğer 43 olsaydı ben böyle bir yazı yazmaz, dolaylı yoldan da olsa markanın reklamını yapmazdım.
Rahatı Kaçan Ağaç (2)
Köşe yazarı olmanın iyi ve kötü yanları var. Benim için iyi yanlarından biri okurlarla 'temas'. Bir şey yazıyorsun... Hop, ertesi gün olumlu ya da olumsuz tepkiler geliyor.
Örneğin dün Radikal yazarı Türker Alkan'ın yazısındaki eğlenceli ve şirin bir hatadan söz etmiştik. Ne olduğu, nereden çıktığı, niye yazıldığı belli olmayan bir cümle vardı "Rahatı kaçan ağaç" diye...
Bunun üzerine okurlarımız o cümlenin kaynağını bulup yolladılar.
Meğer Melih Cevdet Anday'ın bir şiirinin adıymış. Herhalde Türker Alkan bu sözü yazısına başlık yapacaktı. Not etti, sonra da unuttu...
Neyse... Hadi gelin şiiri okuyalım
****
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgarı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.
****
Ben Melih Cevdet'in şiiriyle pek ilgilenmediğim için fark edemedim. Ama okurlarımız sayesinde sözün kökenini bulduk işte... Biz burada okurlara bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz... Ama onlar da bize bir şeyler öğretiyor. Bizim işin en güzel yanlarından biri de bu...
DOĞAL EKONOMİK DÜZEN
Geçenlerde bir köşe yazarı kapitalizm için 'doğal ekonomik düzen' dedi. Buradaki 'doğal' sözü önemli. "Doğru, normal, iyi" gibi anlamları var bu kelimenin. Bizim yazar, kapitalizmi "olan ve olması gereken" bir ekonomik düzenmiş gibi sunuyordu yazısında. Ancak o bunları yazdıktan kısa bir süre sonra kapitalizmin kalesi ABD'de müthiş bir elektrik arızası meydana geldi. Her şey durdu. Ben bu eşek kafalı propagandacılardan bıktım! Peki hani kapitalizm doğaldı? İndirelim şalteri de görelim bakalım düzen müzen kalıyor mu?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|