kapat
17.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

4 yılın bilançosu

17 Ağustos büyük yıkımının dördüncü yılında geldiğimiz nokta, Karl Marks'a karısının sitemini hatırlatıyor.

Marks'ın karısı uzun ve yoksul bir hayatın sonlarına doğru şöyle yakınmıştı "Karl sermaye üstüne bu kadar yazı yazacağına biraz sermaye edinseydin, ne kadar da iyi olurdu..."

Biz de bu 4 yıl boyunca sürekli depremi konuştuk, bol bol slogan ürettik, atıp tuttuk ama ne hatalarımızdan ders çıkarabildik, ne de Prof. Işıkara'nın ifadesiyle, "Depreme dayanıklı toplum oluşturma" yolunda ciddi bir mesafe alabildik.

Elbette 4 yıl öncesinin sıfır birikimli, sıfırın da altında bilinçli, kaderciliğin kısır döngüsünde debelenip duran Türkiye'si değiliz. Arama-kurtarma çalışmalarında iyi bir çizgiye geldik. Eğitimden donanıma kadar. Ancak hala depreme hazırlık ve zararı azaltma konularının ne kadar hayati önem taşıdığını göremiyoruz. Tuhaf bir işbölümüyle deprem öncesinin sorumluluğunu tanrıya havale ediyor, biz sadece deprem sonrasıyla ilgileniyoruz.

Her geçen gün biraz daha yaklaştığımız kaçınılmaz- İstanbul depreminin ışığında eksilerimizi ve artılarımızı irdelemeyi yarına bırakıp, şu 4 yılı özetleyelim. Kayıplarıyla birlikte 20 bin dolayında kurban verdiğimiz, 7 bin 652 bina ile 52 bin 581 konutun yerle bir olduğu 17 Ağustos 1999'tan bu yana bakın neler yaptık

* Burada adlarını vermeyelim; İstanbul'un iki ünlü taahhüt şirketinin inşa ettiği yazlık ve sitelerde deprem sonrası kolonların altından 400'e yakın ceset çıkarıldı. İki şirket hakkında da yığınla dava açıldı. Ama kalıcı konutlar ihalelerinde, iki şirkete de iş verildi.

* Sadece Türkiye'den değil, dünyanın dört bir yanından depremzelere yardım ve bağış yağdı. Bu yardımların nasıl değerlendirildiği uzun süre devlet sırrı gibi gizlendi. Kamuoyunun baskıları sonucu harcamaların dökümü yapıldığında görüldü ki, içte-dışta toplanan 166 trilyon liranın ciddi bir bölümü demirbaş ve taşıt alımına, bölgeye gelip giden yetkililer için ağırlama ve temsil giderlerine, cep telefonu faturalarının ödenmesine gitmişti. Bu konuda daha çarpıcı, daha sarsıcı örnekler, Meclis Komisyonu raporunda ayrıntılarıyla sıralanıyor.

Hesap sorulamadı
* Hükümet depremde yıkılan binaların sorumlularının tümünü yargı önüne çıkarma sözünü verdi. Ancak sadece bir günah keçisi cezaevine gönderilebildi Yap-satçı Veli Göçer. Onun inşa ettiği sitelerde 168 kişi ölmüştü. Bedelini 521 gün cezaevinde kalarak ödedi. Her can için aşağı-yukarı 3 gün. Göçer'in şimdi yine eski işine döndüğü haberleri geliyor.

* Depremzedelerin açtığı davalar mevzuatın labirentlerinde kaybolup gitti. Müteahhit ve belediye çalışanı (yıkılan binaların imar ve iskan ruhsatlarını verenler) 3 bin 500 kadar kişi hakkında savcılar soruşturma açtı. Ancak bunların çok azı dava aşamasına geldi. Mahkeme önüne çıkarılabilenlerin büyük çoğunluğu da "eksik soruşturma" gerekçesiyle beraat etti. Eksik soruşturma neydi, biliyor musunuz? Ya bilirkişiye yemin ettirilmesi unutulmuştu, ya da enkaz örnekleri yeterince ve yasaların emrettiği ölçüde alınmamıştı.

* Bu engelleri aşabilen dosyaların duruşmaları sürerken, 10 yıllık "zaman aşımı" tartışması başladı. Yıkılan binalar için zaman aşımı binanın yapıldığı tarihte mi başlıyordu, yoksa depremde yıkıldığı tarihte mi? Yargıtay önce "Binanın inşa tarihi" dedi. Sonra görüş değiştirip zaman aşımının miladını binanın depremde yıkıldığı tarihe çekti. Ne var ki arada birçok mahkemede davaların yarıdan fazlası ilk yoruma dayalı zaman aşımı nedeniyle düşmüştü bile...

* Depremi unutturmamak için anıt dikme projeleri de skandala dönüştü. Adapazarı'ndaki Deprem Müzesi, SİT alanına kurulduğu için açılamadı. Düzce'deki Deprem Kalesi'nin duvarları yaslanan ilk ziyaretçinin omuz darbeleriyle yıkıldı. Bolu'daki müze ise tavanı çatlayıp su aldığı için kısa sürede çürüğe çıktı.

* 4 yıl sonra hala prefabriklerde oturanların (örneğin Kocaeli) çilesini, hiçbir yardım almadığı için yıkılmak üzere olan evlerinde barınmak zorunda kalanların (örneğin Gölcük) terkedilmişliğini, baştan savma yapıldığı için sıvaları dökülen, tavanları çöken, düzenli su ve elektrik bağlantısından yoksun kalıcı konutlarda yeni bir yaşam kurmaya kalanların (örneğin Sakarya) çaresizliğini anlatmaya kalksak sayfalar yetmez.

İşte böyle. Ne dersiniz, bu tablo karşısında ayak seslerini duyurmaya başlayan İstanbul depreminin hazırlıklarına güven duyar mısınız?

Mesajlarınız için: esafak@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır