|
 |
|

SOLİ ÖZEL
Bir Filistinli
Dünyayı bize anlatan, açıklayan bazı yazarları ne yazarlarsa yazsınlar okumak gereği hissedebilirsiniz. Yazdıkları artık sizin düşüncenize çok uygun değildir belki. Yıllar içinde açıklarını yakalamış olabilirsiniz. Siyaseten çok ters düşebilir, öfkelenebilirsiniz de. Aradan geçen yıllarda bir zaman düşüncenize, en azından bazı konularda bütünüyle hükmedecek kadar sevdiğiniz yazarla aranızda farklılıklar oluşmuştur. Siyasi konumunuz ya da fikri duruşunuz değişmiştir. Ya onlar eskimiştir ya siz gevşemişsinizdir. Ama gene de okursunuz.
Zira garip bir şekilde, yazarla aranızdaki uzun yılların yerleştirdiği bağ, alışkanlıklar bunu gerektirir. Kafanızın içinde hep varolan diyaloğun sürmesi için ya da yaptığınız itirazlarla kendi düşüncenizi en azından kendinize daha iyi anlatabilmeniz için gereklidir bu okumalar. Kimbilir belki de kendinizle bir zamanki siz arasındaki bağı muhafaza edebilmek için okursunuz artık uyuşmadığınız yazarları.
Binlerce yazı yazıldı
O yazarların sizi de ilgilendiren konularda yeni neler dediğini hep merak edersiniz. İtiraz edeceğinizi, hatta kızacağınızı da bilseniz okumak istersiniz yazdıklarını. Kısacası bir iptila gibidirler. Ve işin doğrusu aslında her zaman da size söyleyecek bir şeyleri vardır. 25 yıl önce Orientalism (Şarkiyatçılık) adlı kitabı yayımlanan Edward Said de bu tür yazarlardan biridir. İkinci edisyonu yakınlarda çıkan bu kitapla Said, Batı dışı toplumların, özellikle de, Arap-İslam aleminin emperyalist dönemdeki tanımlanışının, temsil edilişinin Batı'nın iktidar ve hükmetme projesinden bağımsız anlaşılamayacağını vurgulamıştı.
Şark ile ilgili Batılıların gerçekleştirdiği tüm bilimsel çalışmalar bu bağlamda anlaşılmalı ve ortaya çıkan Şark imajı da bu tür bir çabanın eseri olarak görülmeliydi. Üstelik Batı'nın üstünlüğü, Şark'ta yaşayanların da kendilerine Şarkiyatçı gözlüklerle bakmaları sonucunu veriyordu. Bu şekilde Şark'ın insanları kendi tarihlerinin ve kaderlerinin öznesi olma şanslarını da yitiriyorlardı. Batı dışı toplumlar, İslam ya da Arap dünyası üzerine yazanlar, genelde emperyalizmi inceleyenler bir şekilde hep Said'e atıfta bulundular. Ancak tüm devrimci kitapların başına gelebilecek talihsizlikten Said'in kitabı da kendini kurtaramadı. Çok keskin çizgilerle sunulan ana tezi mutlaklaştırıldı.
Temel direk Garbiyatçılık
Bunun, belki de Said'in öngörmediği, ancak engellemek için geçen 25 yılda pek gayret sarfetmediği bir sonucu da oldu. Kafalardaki şark modelinin karşıtı olarak bir Batı modeli de geliştirildi. Mutlaklaştırıldı ve şeytanlaştırıldı. Bu Garbiyatçılık Batı Arap Ortadoğu'sunun ve şiddeti benimseyen İslamcı hareketlerin söyleminin temel direği oldu. İkinci edisyona yazdığı önsözde Said önce Batı'da, özellikle de ABD'de Irak savaşı bağlamında giderek vurgulanan Şarkiyatçı söyleme iyice yükleniyor. Daha sonra ise şu tespitte bulunuyor "Olağanüstü bir gelenek olan İslami içtihadın ya da kişisel yorumlamanın giderek ortadan kalkması zamanımızın belli başlı kültürel felaketlerinden biridir. Sonucunda da kritik düşünce ve modern dünyanın sorunlarıyla kişisel olarak mücadele etme neredeyse ortadan kalktı."
Buna koşut olarak da Said mücadelenin çizgileri ve söylemi saptanırken artık "Amerika", "Batı", ya da "İslam" gibi kollektif kimlikler üretip insanları bunlara bağlı sürüler gibi değerlendirme eğilimiyle mücadele edilmesini savunuyor. Sonunda Said'in vardığı nokta bireyin merkezde bulunduğu bir hümanizma ve onun siyaseti oluyor. Bu önsözü okurken insan neden Said müptelası olduğunu daha iyi anlıyor.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|