|
 |
|

MEHMET BARLAS
Ben de cumhurbaşkanı olmaya karar verdim!
Gazete köşe yazarlığı, aslında garip bir meslek. Kendinizi, her şeyin en doğrusunu bilen bir kişi gibi sunuyorsunuz.
Sonra, "Sen şöyle yap, sen böyle yapma" diye, herkese ve seçilmiş iktidarlara da, kendinizce emirler yağdırıyorsunuz.
Biliyorsunuz ki, her konuda söz söylemek için, yetkiniz var.
Ama sorumluluğunuz ve icra gücünüz yok.
Kararnameleri imzalamak ya da imzalamamak veya kanunları veto etmek gibi yetkileriniz de olsa, adeta bir cumhurbaşkanı sayılabilirsiniz özetle.
Evet... Bazı yetkilerin yokluğu ve protokoler konumlar hesaba alınmazsa, bir köşe yazarı ile bir cumhurbaşkanı arasında pek fark yoktur.
Siz de, Hükümet'in her projesini ve TBMM çoğunluğunun her kararını, köşenizde engellemeye çalışır, veto edebilirsiniz.
Açıkladığınız her düşünce, çağdışı ve gerçek ötesi olabilir.
Ama ekonomik kriz patlarsa, bunun hesabı sizden sorulmaz.
Topluma kendinizi beğendirip, oy almak, seçim kazanmak gibi bir derdiniz yoktur.
Diğer köşe yazarları ile anlaşıp, en akılcı ve en kaçınılmaz tutumları engellemek için, kamuoyu oluşturabilirsiniz.
Bunun sonucu oluşan elverişsizliklerin sorumlusu da siz değil, seçilmiş iktidar olur.
Neticede sırtınızda yumurta küfesi yoktur.
Patronunuzun çıkarlarına ters düşmemek şartıyla, herkesin ve her kesimin canına okuma özgürlüğünüz vardır.
Burada, cumhurbaşkanı olmanın ayrıcalığı ortaya çıkar.
Çok fazla köşenizde azıtırsanız, medya sermayesinin çıkarlarına çok ters düşerseniz, işinizi kaybedersiniz.
Susturulabilirsiniz...
Ama cumhurbaşkanı, "vatana ihanet"in dışında hiçbir şeyden ötürü, işini kaybetmez.
Cumhurbaşkanının davranışları ve engellemeleri yüzünden, iktidarlar yıpranır, seçimde baraj altında bile kalabilirler.
Cumhurbaşkanı ise, süresinin sonuna kadar, koltuğunda oturur...
Hatırlayın 2001'in 18 Şubat'ında, Çankaya'daki MGK toplantısında çıkan, Ecevit'in söylemi ile "Devlet Krizi"ni.
Türkiye o günden beri, ekonomide belini doğrultamıyor.
Sonuçta, 3 Kasım 2002 seçimlerinde, Ecevit'in, Bahçeli'nin ve Yılmaz'ın partileri de, kendileri de TBMM dışına itildiler.
Ama Cumhurbaşkanı Sezer, yerli yerinde duruyor.
Veya, Özal'ın ölümü üzerine Başbakanlık'tan ayrılıp, Cumhurbaşkanı olan Demirel'in hallerini...
Başbakanlığı sırasında yapamadığı ne varsa, Cumhurbaşkanı olarak, gelen başbakanlara tavsiye ve talimat biçiminde bildirirdi.
- Enflasyonu düşürün!
- İşsizliği yok edin!
- Bütçeyi denkleyin!
- İhracatı artırın!
Bütün bunları düşününce, bir karar verdim.
Ben de, köşe yazarlığından, cumhurbaşkanlığına geçmek niyetindeyim.
Hangi parti iktidar olursa olsun, hepsinde beÄŸenmediÄŸim nitelikler buluyorum.
Cumhurbaşkanı olursam, yetkili ama sorumsuz bir kişi konumunda, her şeyi veto edeceğim.
Köşe yazılarımda takıldığım meseleler, vetolarımla, ulusal kriz konuları haline gelecek.
Ama bana ne?
Sonunda, IMF'den ben mi kredi isteyeceÄŸim ki?
Vetolarımla siyasi iktidar engellenip başarısız olunca, seçmen benden mi hesap soracak sanki?
Şu cumhurbaşkanları da, köşe yazarı olsalar, konumlarını hiç yadırgamazlar.
Neticede, yetkili ama sorumsuz olmak güzel şey.
ÅžAKA
Fazlası zarar!
Genç kalmak için aşırı egzersiz yapanlara rastlıyorum tatilde.
Aya ilk ayak basan astronot Armstrong'un bir sözünü, onlara sunuyorum
- Her insanın, sınırlı sayıda kalp atışı vardır. Bu kalp atışlarının önemli bir bölümünü, ağır egzersizlerde kullanmayı doğru bulmuyorum!
VETO DOÄžRU MU?
İnsan da ağaç kadar değerlidir!
Doğanın ve çevrenin bir temel öğesi de, "İnsan"dır.
Eğer bir ülkede nüfus artış hızı yüksek ise ve hızlı kentleşme varsa, insanlar yaşamak için, yeni topraklara ihtiyaç duyar.
Bakın 1950 yılında nüfusu 1 milyonu bulmayan İstanbul'un, 2003'teki 12 milyonluk haline.
Sonuçta bu kentin yarıdan çoğu, evlerinin bulunduğu toprakların konumu veya imar mevzuatının yarattığı kırtasiyecilik yüzünden, ya yasa dışı, ya da devletle davalı.
Cumhurbaşkanı Sezer, bu soruna çözüm getirecek yasal paketi veto ederken, acaba Sultanbeyli'de oturan milyonu aşkın insana, alternatif bir çözüm yolu öneriyor mu?
Siyasette de, idarede de yetki sahipleri, ağaçları düşündükleri kadar, insanları da düşünmek zorundadır.
"Ormanları tehdit ediyorlar" diye, insanlarla keçileri aynı cins yaratık olarak gören anlayış, ne çevreciliktir, ne de ilkeliliktir.
Yetkililer, sade ağaçların değil insanların da sorumluluğunu ön planda tutmalıdır.
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|