|
 |
|

EMRE AKÖZ
'Ey artık ölmüş olan at'
Başbakan Erdoğan attan düştü ya... Oradan aklıma geldi Pek az ilişkim olmuş atlarla. At denilince benim aklıma gerçek atlar değil de, şair Turgut Uyar'ın yarattığı bir at imgesi gelir.
Uyar'ın 'Geyikli Gece' adlı şiirini seven çoktur. Benim favorim ise 'Terziler Geldiler'dir. Bu uzun şiir büyük kentlere göç edenleri anlatır. At imgesi ise onların hayallerini ve nostaljisini... 'Terziler Geldiler'de, şiir akıp giderken araya atlı bölümler girer. O bölümlerde şöyle dizeler göze çarpar
(...)
Ey artık ölmüş olan at! -dedi ler
Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
Sen açardın,
Otuzüçbin at türünün tek kay- nağıydın sen!
(...)
İçimizden gemiler kaldırırdın,
Suyunu büyük şölenlerle taze- lerdik
Bayramımızdın. Kuburlukların
bütün kişniş ve badem doluydu.
Şimdi dar dünya
Ölümün büyük hızı kesildi.
(...)
Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel
ağzında,
herkesi sevinçle haykırtan.
Başın yaraşırdı düşüncemize ve
gözlerine saygıyla bakardık...
(...)
Turgut Uyar at imgesini boşuna seçmemiş elbette. At tarım toplumlarında çok önemli bir yere sahipti. Hem üretim, hem ulaşım, hem de savaş aracıydı. Günümüzün modern kentinde ise atın yeri daraldı At yarışları olmasa... Burjuvaların at binme seansları sosyete dergileri için fotoğraflanmasa... Çingeneler otomobil lastiği taktıkları arabalarını çeken atları asfaltta koşturmasa... Askerler bayramda gösteri yapmasa... TV'de belgeseller oynamasa... At mat göreceğimiz yok şu hayatta!
Ama yine de, öyle ya da böyle, birçok kişi atı seviyor. Kimi görüntüsüne bayılıyor, kimi 'altılı' oynadığı için meraklı.
Ve işte tam onlara göre bir kitap 'Yoldaşımız At'. (Yapı Kredi Yay.) Kudret Emiroğlu ve Ahmet Yüksel atla insanın ilişkisini anlatıyorlar 365 sayfalık bu kapsamlı çalışmada.
Neler yok ki kitapta Atın evcilleştirilmesi... Atçılık terimleri... At çeşitleri... Savaşta atın yeri... Kımız... Osmanlı'da at... At yarışları... Cirit... Jokeyler... Haralar... Binicilik Federasyonu... Gerçek ve hayali ünlü atlar... Anılar...
Minik bir bilgiyle bitirelim 'Düldül' nedir diye sorsam, hemen herkes "Red Kit'in atı" der. Başka? Okuyalım "Anadolu'da Hz. Ali'nin kır atı olarak bilinen Düldül gerçekte katırdır. Mısır hükümdarı Mukavkıs onu Hz. Muhammed'e, o da Ali'ye hediye etmiştir. Çok çevik olduğu için 'kirpi' anlamına gelen Düldül adı takılmıştır."
Not Bu kitap bulmaca meraklılarının da çok işine yarar.
Aşırı boldlama metni bozar
Pen üyesi yazar ve çevirmen Fahrettin Çiloğlu, Radikal'in pazar ilavesinde dün çıkan yazısında soruyor
"Türkçe'nin ve Türk alfabesinin bir kusuru mu var da, bazı köşe yazarları; kimi sözcükleri, tamlamaları, cümleleri büyük harflerle yazıyor? Sözcükleri gelişigüzel bold ve italikle imleyerek metnin içinde ayrıksı hale getiriyorlar? Bu, metni daha mı güzel gösteriyor?"
Bu ve benzeri sorulardan sonra Çiloğlu, "Böyle yazan muhteremlerden biri bizi aydınlatabilir mi" diyor.
Eh, ben de yazılarımda bold (kalın harf) ve italik (ince, yatık harf) kullanırım. Dolayısıyla Çiloğlu'nun soruları beni de ilgilendiriyor. O halde kendi açımdan cevap vereyim...
****
Bazı sözcükleri büyük harfle yazanlar genellikle dille oynayan ('edebiyat yapan' mı demeli?) köşe yazarlarıdır. Bunu yazının ifade imkanlarını genişletmek, alışılmış yazma ve okuma pratiklerini kırmak gibi amaçlarla yaparlar.
Öte yandan, klasik tipte yazanların (ki ben de bunlara dahilim) onlar gibi 'deneysel' niyetleri yoktur. Dili amaç değil, araç olarak kullanırlar. Asıl dertleri bir haberi, bir bilgiyi, bir yorumu mümkün olduğu kadar net biçimde okura iletebilmektir.
Sözcüklerin 'gelişigüzel' bold ve italik yapıldığı iddiası ise pek doğru değildir. Örneğin ben özel isimleri ilk geçtikleri yerde bold yaparım. Ayrıca konuyla ilgili önemli bulduğum kelimeleri de boldlarım.
Niye? Çünkü gazetelerde çok sayıda haber ve köşe yazısı var. Bunların hepsini okumak zaman alır. Ayrıca TV çağında, okumak giderek zahmetli bir eylem olarak algılanır hale geldi. Dolayısıyla boldlanmış özel isimler ve kritik kelimeler yazının gelgelidir. Okurun bir bakışta o yazıda nelerden söz edildiğini anlamasına yarar. Yani başlık ve spot nasıl haberin vitrini ise, boldlar ve italikler de bir köşe yazısı için hemen hemen aynı işlevi görür.
Diyelim ki Sabah okurusunuz. Erdal Şafak'ı, Mehmet Barlas'ı her gün takip ediyorsunuz. Emre Aköz'ün yazıları ise ilginizi çekmiyor; atlıyorsunuz. Ama o 'boldlanmış' özel isimler arasında bir arkadaşınızın ya da ne bileyim sevdiğiniz bir yönetmenin adı gözünüze çarparsa... Bu durumda o günkü yazıyı es geçemezsiniz. İşte olay bu kadar basit.
****
Tabii anlıyorum... Fahrettin Çiloğlu'nun bu soruları ortaya atması boşuna değil. Bizim basında öyle köşe yazıları çıkıyor ki, boldlanmış cümleler, normal ('plain') cümlelerden fazla oluyor Mübareklerin her sözü pek mühim yani!
Tabii böyle yapanlar aslında bindikleri dalı kesiyorlar. Çünkü boldlar bu kadar fazla olunca birbirinden rol çalıyor. Önemli ile önemsiz arasındaki fark ortadan kalkıyor. Ayrıca fazla boldlama okumayı da zorlaştırıyor.
Özetle Evet, kıvamında boldlama ve italikleme yazıyı güzelleştirir, şıklaştırır, çekici hale getirir. Fazlası ise metni aşırı makyaj yapmış kadınlara benzetir. Rüküş durur.
Göbek deliği operasyonu
Şovmen Mehmet Ali Erbil şaşmış kalmış. "Milyarlar verip göbek deliklerine estetik ameliyat yaptırıyor kadınlar" diyor (Gala, 3 Ağustos). Ben hiç şaşırmıyorum, hatta destekliyorum. Madem göstereceksin, güzel olsun! Zevkler değişir elbette Kimi yuvarlak, kimi elips biçimindekini beğenir. Bazı göbek delikleri ise hiç hoş değildir. Hangileri mi? Hani içeriye doğru uzanıp gidenleri değil de... 'Kapalı' olanları. Tam ortasında adeta pörsümüş bir 'et beni' bulunanları. O tip göbek deliklerini 'itici' bulanların çok olduğunu biliyorum.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|