|
 |
|

MEHMET BARLAS
Devlet de, siyaset de, 'Oyun Teorisi'ni bilmelidir!
John von Neumann'ın (1903-1957) icad edip geliştirdiği "Oyun Teorisi", ekonomide de, siyasette de, uluslararası ilişkilerde de sıkça uygulanır.
Örneğin Soğuk Savaş sırasında, ABD ve Sovyetler arasında nükleer silahlanma yarışı başlarken, RAND şirketi, Von Neumann'a hesapları yaptırmıştı.
Buna göre, iki karar seçeneği vardı.. Ya nükleer silahların yapımı sürdürülecek ya da nükleer silah üretiminden vazgeçilecekti.
Von Neumann, "Oyun Teorisi"ni bu duruma şöyle uyarladı
a) ABD de, Sovyetler de nükleer silah üretmeyecekler ve mevcut statüko korunacak.
b) ABD nükleer silah üretecek, Sovyetler üretmeyecek. Böylece ABD, potansiyel olarak Sovyetler'i yok edebileceği için, dünyaya da hükmedecek.
c) Sovyetler nükleer silah imal edecek, ABD etmeyecek. Sovyetler ABD'yi yok etme potansiyeline sahip olacağı için, dünyaya hakim olacak.
d) İkisi de, nükleer silahlanma yarışına girecekler. İki taraf da üstünlük sağlamayacaklar. İki taraf da büyük paralar harcayacak. Dünyayı nükleer dehşet dengesi kaplayacak. Statüko, mevcut haliyle korunacak.
Bu tablo içinde çözüm, tarafların işbirliğine girip, birbirlerine güvenmeleri ve silahlanma yarışına girmemeleriydi.
"Oyun Teorisi"ni, hayatı filimlere de konu olan John Nash geliştirdi ve "Denge Noktası" kavramını buldu.
Sonra Albert Tucker'in "Mahkum İkilemi" ve Bertrand Russel'in "Piliç"i konuşulmaya başlandı.
Bu "Piliç" de şöyleydi
İki arkadaş, bisikletleri ile bir uçuruma doğru yarışırlar.. Uçuruma düşmekten korkup bisikletini ilk durduran, "piliç" olur.. Yani oyunu kaybeder..
İkisi aynı anda durursa kimse piliç olmaz, ama kimse kazanamaz oyunu.
Biri durur, diğeri uçurumdan uçup oyunu kazanır ve ölürse ya da iki yarışçı da uçurumdan uçup ölürlerse, kazanmak, kaybetmekten daha kötü olur.
Yani "Oyun Teorisi"nde, kazanmak veya kaybetmek, çok farklı boyutları ile görülür.
Bazen kimsenin kazanmaması, bir tarafın kazanmamasından daha akılcıdır.
Bizim geleneğimizde, karşı karşıya gelen taraflar, oyun teorisinin kurallarına pek bakmazlar.
Bu yüzden, kendilerini kazanmış olarak gören tarafların, sonunda rakipleri ile birlikte her şeyi kaybettikleri ve ülkeyi de perişan ettikleri, sık sık görülür.
Örneğin şu anda "Siyaset" ile "Devlet" arasında bir oyun oynanıyor.
"Siyaset"i, "Seçilmişler" diye alalım.
"Devlet" ise, atanmışlardan oluşuyor.
Bu arada Cumhurbaşkanı, her şeyin üzerinde olması gerekirken, atanmışlarla aynı safta durmakta.
Cumhurbaşkanı, vetoları ve söylemleri ile, atanmışlar adına, seçilmişlerin adımlarını durdurmaya çalışıyor.
Genel gerekçesi de, Anayasa'yı ve Cumhuriyet'in temel ilkelerini korumak şeklinde.
Seçilmişler ise, Avrupa Birliği'ne uyum ve köhnemiş bürokratik yapıyı yenilemek için, yasalar çıkartıyor, reformlar hazırlıyor.
Atanmışlar da, bu arada statüko değiştiği takdirde, ayrıcalıklı konumlarını kaybedecekleri endişesini taşıyor. Onlar da, Cumhurbaşkanı gibi, Cumhuriyet'i koruyup, kolladıklarını söylüyorlar.
Bu oyunda Devlet'in hem kazanmaması, hem de kaybetmemesi, en iyi çözümdür.
Şu andaki tablo içindeki Devlet, siyaset karşısında kazanırsa, Türkiye AB'ye giremez, demokrasi zayıflar, ülke Ortadoğu'ya gömülür.
Siyaset kazanır, Devlet toptan yenilirse, güvenlik, istikrar ve korunması gerekli temel ilkeler zedelenir, sarsılır.
Doğru olan, Devlet'in zarif biçimde Siyaset'e destek vermesi ve güç sınamasına girmeden, sanki reformlar Devlet desteği ve isteği ile olmuş görüntüsü oluşturmasıdır.
Ama ne yazık ki Devlet, tartışılmaz üstün gücü ile, geçmişte oyun teorisine hiç bakmadan, hep kazanmış zannetti kendisini.
Şimdi iç dinamikler de, dış konjonktür de, farklı bir yapılanmayı yansıtıyor.
Sadece "Kazanmak" için adım atmaya alışanlar, sonuçta sosyo-politik bir felaketle, hem kendilerinin, hem de ülkenin yenilip, perişan olduğunu görebilirler.
ÅžAKA
3'üncü Yol!
Bir dil bilimcisi, "Küfretmek, kavga etmekle kaçmak arasındaki bir yolu açmak için icat edilmiştir" diyor.
Düşünce üretmek yerine, küfrederek tartıştıklarını sananlara ithaf ediyorum bu düşünceyi.
PIRILTILAR
Düşünce üretmek kolay değildir!
Birkaç gün tatil yapmak için, Bodrum'a, bir bavul dolusu kitapla geldim.
Ve her okuduğum kitap, beni yine kötümserliğe itti. Çünkü, bu gökkubbe altında söylenmemiş söz yok. Yeni ve söylenmemiş sözleri bulmak için, çok çalışmak, cesur olmak, tabuları yok saymak gerekiyor.
Okurken, bir kenara not ettiğim bazı cümleleri, siz sayın okurlarıma aktarırsam, ne demek istediğimi anlarsınız
- Dünyada iyi ve kötü insanlar vardır. İyi insanlar geceleri daha rahat uyur. Fakat kötü insanlar da, uyanık oldukları saatleri daha eğlenceli, daha zengin, daha mutlu geçirirler (Woody Allen).
- Çoğunluğa egemen olan ortak akıl, insanların 18 yaşından başlayarak edindikleri önyargılardan oluşur.. Örneğin milliyetçilik bir çocuk hastalığıdır. İnsanlığın suçiçeğidir milliyetçilik (Albert Einstein).
- Ölümle sonuçlanan suikast, sansürcülüğün en aşırı şeklidir (Will Rogers).
- Dişi ağrıyan bir insan, en büyük mutluluğun dişi ağrımamak olduğunu sanır. Yoksullar da, zenginlerin çok mutlu olduklarını sanmazlar mı (Bernard Shaw)?
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|