|
 |

HINCAL ULUÇ
Piriştina'nın yarması üzerime saldırınca..
"Piriştina'nın zorbası" diyecektim, Anthony Quinn'e ayıp olur. Bu yaşıma geldim. Ben böyle bir ayıp yaşamadım.
Sabah Deniz Kuvvetleri Kupası Yat Yarışları bitmiş.. Altın Yunus'ta bir gala düzenlemiş Sabah.. Mikrofona gelen teşekkür üstüne teşekkür.. "Yıllardan beri ilk defa bu yarışa yakışır bir kupa töreni düzenlendi" diyor herkes.
O kadar güzel bir gece..
Ödüllerden birini vermek üzere adım anons edildi. Çıktım, verdim, indim.. İki ödül.. Biri Yelken Federasyonu Başkanı Nazlı Hanım ve ekibine.. Öteki, geleceğin kaptanları, amiralleri, denizci öğrenciler ekibine olunca, bir kat daha keyiflenmişim..
Tam o sırada bir yarma üzerime saldırdı. Hakaret ediyor durmadan.. "Ya sarhoş, ya meczup" diyorum içimden. Orada ev sahibi durumundayız. Harika bir geceyi tatsız bir olay berbat edebilir..
Gülüyor, şakaya vuruyorum. En yakınımdakiler bile, kırk yıldır görmediğim bir arkadaşımla şakalaştığımı sanıyorlar.
Ama yarmanın niyeti başka.. O bir tetikçi.. Görevli..
Bileklerime yapıştı.. "Yürü gideceğiz. Şurada Belediye Başkanım var. Yazdıkların için ondan özür dileyeceksin.."
Bileklerimi bir türlü kurtaramıyorum.. Yarma da beni, alenen, resmen sürüklemek istiyor.. Sesimi yükseltsem, bağırsam, yarmayı tükrükle boğarlar.. Ama gecenin de içine edilir.. Böyleleri belli de olmaz.. "Başkanıma küfür etti, ben de saldırdım" da deyiverirler.. Bunları hep yaşadık, deneyimliyiz.. Hemen yanda iki genç var.. Gözlerimle işaret ettim, anladılar.. Yarmayı sırtından kavradılar.. Ama bırakmıyor.. Düşünebiliyor musunuz?.. Sabah ve Deniz Kuvvetleri adına düzenlenen bir galada etraf yüzlerce seçkin davetli ile doluyken, bir gazeteciye kaba kuvvetle saldıran yarmanın ettiklerini.. Bu defa omuzlarıma saldırdı. Gençler öyle savurdular ki.. Omuzlarımı bırakmıyor.. Gömleğim yarmanın elinde kalacak. Sonunda gömleğimi yırtarcasına koptu omuzlarımdan, defoldu gitti.. Nereye iki masa geriye.. Ahmet Piriştina nam zat orada.. O masaya yakın olanlar gelip anlattılar.. Yaptıklarını bir bir anlatmış.. Hulus çakacak ya..
"Hıncal'ı getiremedim, ama ağzının payını verdim, başkanım" demiş..
Bu yarmayı üzerime bizzat salmadığını Bay Ahmet Piriştina zor anlatır. Saldırıdan haberi olmasaydı, o yarma yanına gelip rezilliklerini anlatınca sonra yanıma gelir, "İzmir'in ev sahibi" olarak özür dilerdi. Hayır. Adamı bana saldırdı, gitti tekmil verdi ve Piriştina kılını kıpırdatmadı..
Sonra da hiç ama hiç sıkılmadan, sahneye çıktı ve Sabah gazetesinin ona verdiği şildi, Genel Yayın Müdürümüzün elinden aldı.
O yat yarışına İzmir Belediye Başkanı hangi katkıda bulunmuştu da, kendisine teşekkür ediliyordu bilmiyorum.
Belki de adamlarını üzerime saldığı içindir..
Bay Ahmet Piriştina'dan yazılı özür bekliyorum.. Dilemezse eğer, bu yarmayı tetikçi olarak üzerime saldığını kabullenmiş olacaktır.
O zaman Deniz Baykal Hocam da kendisi ile iftihar edecektir.
****
Gala gecesi Nasuh Mahruki'yi gördüm orada.. Beni mahkemeye vermişti. Duruşmaya ben gittim, o gelmedi, avukatı da yoktu. Yargıç davayı düşürdü. İki yıl sonra icra memurları kapıma dayandı. Meğer, yeniden açmış, benim haberim bile yok. Savunma bile yapmadan mahkum olmuşum. Yargıtay da onaylamış hâlâ haberim yok... Para ödendi de, hacizden kurtulduk.
İşte bu Mahruki'yi gördüm.. Ve tereddüt etmeden yanına gidip elini sıktım "Hoşgeldiniz" dedim, ev sahibi olarak..
Bay Piriştina,
Ne demek istediğimi anladınız mı?.
Hacıdan..
Onu İstanbul'a taşındığım 80'li yıllarda tanıdım.. Manken dostum Boncuk Turgay "Bir ocakbaşı açtık, ille gel" dedi..
Gittim ki, tüm duvarları Beşiktaş'ın zaferleri ile dolu bir salon.. Turgay hasta Galatasaraylı.. Bre bu ne iş.. Meğer ortağı Hacı hasta Beşiktaşlı imiş..
İşte bu Hacı oradan başladı taa Bebek'in üstüne kadar, neredeyse her yüz metreye bir Hacı dükkanı açarak yürüdü.. Dükkanı ortakla açıyor, geçinemiyor, bırakıp az ileride yenisini açıyor.. Hacılı kaç dükkan oldu bilmem..
Sonunda geldi, bugünkü yerine yerleşti. Zincirlikuyu ile Ali Sami Yen arasında..
"Vallahi ortağım yok.. Vallahi bu son" diye de yemin billah etti bana..
Geçen gece gittim.. Bahçeye taşınmış.. Harika..
"Sen karışma, servisi ben yöneteyim" dedi.. "Meze istemez, ete geldik, gerisi sana ait" dedik..
Giderseniz siz de öyle deyin..
Çocukken babası ile Gavurdağı'na gitmiş.. İyi bilirim, babam oralarda kaçakçı kovalardı, geçit vermez imansız dağlar.. Orada bir çoban üç domates, bir baş soğan, pul biber, tuz, koruk ekşisi ve yağla bir salata yapıp ağırlamış onları..
Öyle sevmiş ki bizim Hacı (Vallahi bunca yıllık kardeşim neredeyse, adını hala bilmem. Herkes Hacı der ona.) "Bu ne" diye sormuş, çobana..
"Ne olacak" demiş, çoban.. "Gariban salatası.."
Bu salatayı ayni tarifle ilk açtığı dükkana taşımış.. "Gariban salatası" dese, İstanbul sosyetesi burun kıvırır diye de, adını ilk yediği yer olarak koymuş..
Gavurdağı salatası!..
Yani bugün her ocakbaşı, her kebapçıda bulunan Gavurdağı'nı icad eden değil, İstanbul'a getiren ve adını koyan bizim Hacı..
İyi de yapmış..
Düşünüyor musunuz?..
Bill Clinton daldırmış kaşığı, götürürken soruyor..
"Bu ne?.."
"Gariban salatası.."
Haydaaaa..
****
Hacı bu ülkenin en önde gelen ocakbaşı ustasıdır. Ben onu tanıdığım yıllarda ocağın başında oturur, kebabı ve Gavurdağı'nı bizzat yapardı.
Patron oldu, şimdi masaları dolanıyor.
Onun ocakbaşında oturduğu bir geceyi daha yaşamak isterdim. Farkı, erbabı bilir.. Yani "Klasın dokunuşu"nu..
Altın Yunus'un bir de içi var!..
Gelecek sene Altın Yunus 30'uncu yılını kutlayacakmış.. Yetmişli yılların başında yapılıyor ve efsane gibi anlatılıyordu..
O zamanlar Türkiye'de tatil köyü deyince bir Club Med var, Fransız.. Bir de Waltur.. İtalyan.. Onlara da Türkler pek kabul edilmez.
İzmir'de Efes'ten başka lüks otel yok.. Efes de efsane ama.. Gelen giden orada kalıyor.. Bir de Nebioğlu Tatil Köyü.. Fuar için İzmir'e gelen tüm şöhretler bu iki yerdeler.. İşte Altın Yunus, böyle bir ortamda yavaş yavaş yükseliyor ve konuşuluyor, hem de nasıl..
Hiçbir masraftan kaçınılmıyormuş. Muhteşem bir tatil köyü olacakmış.. Falan filan..
Ben o sıralar Modern Folk Üçlüsü'nün menajeriyim.. Her Fuar İzmir'e taşınıyor ve efsaneyi dinliyoruz.. Ama görmek mümkün değil.. Çeşme'nin daracık berbat bir yolu var. Sabah, akşam saatlerinde öyle yoğun oluyor ki, üç dört saat sürüyormuş yol.. Abartmadıklarını sonra yaşadım. Bir Pazar akşam üzeri Çeşme'den yola çıktık Holly ile, altımızda 8 silindir Ford.. Tam altı saat sonra Karşıyaka'da, ağabeyimde idik.. Şimdi nerdeyse yarım saatte otobandan gidenler anlasın rahatlıklarını.. İzmirli o zaman Çeşme'ye cuma gider, pazartesi sabahı dönerdi.. O yolu mümkün olan en az sayıda kullanmak için.. Şimdi, Çeşme İzmir'in semti, her sabah işe gidip akşam dönüyorlar. Kışın da kalıyorlar..
Altın Yunus'u ben 80'li yıllarda gördüm.. Çeşme'yi dünyaya tanıtan festivaller dönemiydi.. Egemen Bostancı ile başladı. Sonra Ahmet Tan, Mustafa Oğuz, dünyanın en ünlü vedetlerini getirdiler bu festivallere.. Bir hafta sürerdi. Harika geceler yaşardık.. Dünya TV'leri yayımlardı.. Öyle popülerdi.. Sonra Sosyal Demokratlar kazandı belediye seçimlerini.. Festivalleri "burjuva eğlencesi" diye kaldırdılar. Çeşme'yi öldürdüler.. En az yirmi yıl kaybettirdiler..
İşte o dönemlerde bazı ünlüler de Altın Yunus'ta kalırdı. Onları görmek için gittim ilk.. Ve de fena halde soğudum..
Deniz kenarında bir Çin Seddi gibi uzanıyor, Altın Yunus..
Bre aman.. Bu nedir?.. Bu nasıl mimaridir?..
Yıllar sonra öğrendim ki, Mimarı Danimarkalı imiş.. Güneş görmemiş ülkenin çocuğu.. Bu yüzden güneşi engelleyecek, gölge yapacak hiçbir şey koymamış.. Bembeyaz bir beton duvar görüyorsunuz..
Düşünün ki, ben denizci de değil, yeşilciyim.. Yeşili olmayan yeri beğenmem mümkün olabilir mi?..
Meğer olurmuş..
Tam da otuzuncu yıla girerken, Sabah Deniz Kuvvetleri Kupası Yelken Yarışı'nın galası Altın Yunus'ta yapılacak..
Bizim Halkla İlişkiler "Sizi de orada görmek istiyoruz. Yeriniz Altın Yunus'ta ayrıldı" demez mi?.. "Ben orada kalmam" diyemedim.. İyi ki de dememişim..
Danimarkalı mimarın o itici çizgilerini, içerideki düzenleme, içerideki insan kaynağı ile nasıl unutturmuşlar, şaşarsınız..
Yarın onu anlatacağım, işte..
BİZİM DUVAR
Ana Muhalefet ABD'ye nota verilmeliydi.
Hükümet Biz nota veremedik.
Eğer sizde hala varsa sol anahtarı verin!
(Ünal Turgut)
SEVDİĞİM LAFLAR
Yaklaşım, iyi veya kötü, yirmi dört saat çalışan gizli bir güçtür
Anonim
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
"Doktor bu sabah aynaya baktım, saçlarım yapağı gibi.. Yüzüm buruşuk çuval gibi, kulaklarım sanki birer kepçe, Elle tutulur bir yanım kalmamış.. Ne oluyor bana böyle?"
"Öyle demeyin bayan.. En azından gözleriniz çok iyi görüyor!"
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|