|
 |
|

EMRE AKÖZ
Fatih Terim'in panzehiri
G.Saray, Hertha Berlin maçını kaybetti. Bence skor o kadar da önemli değil. Neticede bir hazırlık maçı. Önemli nokta şurada Bu maçta sarı kırmızılı ekip Fatih Terim'in futbol zihniyetini yansıttı.
Hani ne diyorduk Lucescu mutfağa girip eldeki malzemeye göre yemek pişiren aşçıları andıran tipte bir teknik direktördür. Terim ise önce mönüyü hazırlar, sonra buna göre malzeme toplar.
Gördüğüm kadarıyla Terim'in aklı UEFA Kupası'nı alan takımda. Şu anki G.Saray'ı da öyle oynatmak istiyor. Futbolun bin bir ayrıntısını bir yana bırakarak söylersek Çok koşan, pres yapan bir orta saha. Sürekli hücumu düşünen bir takım...
Peki eski G.Saray'ın zayıf yanı neydi?
Eğer rakip takım orta sahaya egemen olma çabasına girerse... Okan, Emre ve Suat'ın bitmez tükenmez enerjisine bire bir cevap vermeye kalkışırsa... Genellikle kaybeden taraf oluyordu. Çünkü G.Saray'ın en güçlü yeri orta sahasıydı.
Buna karşılık sürekli bastıran, hep golü düşünen takım arkasında geniş alanlar bırakıyordu. İyi bir pasörü, iki de hızlı kontratak oyuncusu olan bir takım G.Saray'ı devirebiliyordu.
Aslında formül o kadar da karmaşık değildi. O muhteşem orta saha ile mücadele edeceğine geri çekileceksin. Oyunu kendi sahanda kabul edeceksin. Açık vermeden savunma yapacaksın. G.Saray üstüne gelecek. Ama bu arada arka tarafında 30-40 metrelik boş alanlar bırakacak. Sen de topu aldığın anda uzun ve isabetli paslar atarak o boş alanları kullanacaksın.
Hertha Berlin tam da bunu yaptı işte... Henüz tam hazır olmayan, mali sorunlar sebebiyle üstün yetenekli futbolcuları olmayan G.Saray, Terim'in büyük hayalini (buna nostalji de diyebiliriz) ortaya koymaya çalıştı. Allah için kapasitelerine göre sarı kırmızılı futbolcular bu fikri canla başla uygulamaya çalıştı.
Peki Hertha Berlin ne yaptı? Hiç!.. Defansını geride kurup bekledi. Topu kaptığı anda fişek gibi fırladı oyuncuları. Gittiler, golü atıp geldiler. Sonra yine beklediler. Yine defans yaptılar. Topu kapınca, hooop aynı senaryo. Golü atıp döndüler. Sonucu biliyorsunuz 4-1...
Özetle Terim taktik değişiklikler yapıyor elbette. Ama kafasında tek bir strateji var. "Balyoz gibi güçlü sağ yumruğumu çaktığımda, hiç kimse ayakta kalamaz" diyen bir boksör gibi. Buna karşılık o öldürücü sağ yumruğu sürekli kollayan, boşluk bulduğunda kendi aparkatını çıkartan akıllı bir rakip onu rahatlıkla devirebilir. Ama boş bulunup yumruğu yerse perişan olur.
Bu yıl lig çok zevkli geçecek çok!
Fili yuttu bir yılan!..
Diğer gazetelerde çalışan meslektaşlarımızın ilginç haber, gözlem ve yorumlarına burada yer veriyoruz. Bu kez karşınızda Radikal'in Moskova muhabiri Suat Taşpınar var.
Ele aldığı iddia şu "Rusya Devlet Başkanı Putin, Mavi Akım'ı kesen Türkiye'yi cezalandırmak için Türk mallarına yüzde 35 ek vergi getiren bir kararnameyi imzalamış."
Taşpınar diyor ki "Böyle bir kararnamenin olması mümkün değil. Yasalara aykırı. Rusya böyle bir zorluğu karşımıza ancak fiilen çıkarabilir." Ve 'sözde haberi' izlemeye başlıyor.
Sonuç 1) Böyle bir iddia (asparagas) öne sürülünce büyük bir Türk gazetesinde bu konuda yorum çıkıyor. Köşe yazarı Putin'e veryansın ediyor. 2) Ertesi gün bir bulvar gazetesi, olmayan kararnameyi manşete çekiyor. 3) TRT 'basın özetlerinde' bu yalanı tekrar dile getiriyor. 4) Olay biraz duruluyor. Bir iki hafta sonra bu yalan iddia tekrar dolaşıma sokuluyor Bir Türk ekonomi gazetesinde haber oluyor. 5) New York merkezli bir ajans, bizim gazeteye dayanarak iddiayı haberleştiriyor ve abonelerine geçiyor. 6) Bunun üzerine 'sözde haber' bir Rus gazetesinde yer alıyor. 7) Rus gazetesinin ekonomi muhabiri olayın 'aslını' öğrenmek için 'nedense' Rusya Enerji Bakanlığı'ndan bir bürokrata soru yöneltiyor. Bürokrat 'Olabilir' diyor. Muhabir haberi patlatıyor 'Türk inşaatçılarına yasak gündemde.' 8) Bu satırları Türk gazeteleri haber yapıyor.
Suat Taşpınar diyor ki Bütün bu yalan rüzgarını başlatan, enerji alanındaki yolsuzluklar soruşturulmaya başlanınca köşeye sıkışan eski bir Türk bürokratı. Adam kendini kurtarmak için bir yalan üfürüyor. Ankara'yı, İstanbul'u geçen yalan, New York, Moskova üstünden tekrar İstanbul ve Ankara'ya dönüyor. Nasıl? Heyecanlı bir macera filmi gibi; değil mi?
Ben konunun uzmanı değilim. Ama belli ki trilyonların döndüğü bu piyasada her türlü yalana, tezgaha, fırıldağa yer var. Bu da onlardan biri işte...
İki kısa not
* Bazı okurlarımız dün sözünü ettiğimiz ve Atatürk Orman Çiftliği tarafından üretilen şarabın adını merak etmiş 'Boğakanı'. Ben son olarak bu şaraba Champion adlı süpermarkette (Beşiktaş-Fulya) rast gelmiştim. Ama bir yıl kadar önce. Şimdi var mı, bilmiyorum.
* Geçenlerde Bozburun'daki 'Sabrinas Haus'a ilişkin bir okur mesajına yer verdim burada. Gönderene de 'işadamı' dedim. Yanlış! Kendisinin bir talebi olmamasın rağmen, Fem Güçlütürk'ün selamlarını ileterek özür diliyor ve düzeltiyorum Okurumuz Eren Tapan, reklam sektöründe çalışan bir hanımdır.
SİGORTA ŞİRKETİ YANDI!
Biliyorsunuz İskoçya'da Ness isimli bir göl var Loch Ness. Burada bir canavarın yaşadığı söylenir. Her yıl on binlerce turist Loch Ness çevresindeki otellere yerleşip canavarı gözler. Geçenlerde yayın kuruluşu BBC'ye bağlı bir ekip en modern cihazlarla çalışmış ve karar vermiş Canavar yok! Şimdi Benim bildiğim kadarıyla bu canavar sigortalıdır. Yani canavarın 'olmadığı' kesin olarak ortaya çıkarsa bu şirket (arşivimden uzakta olduğum için adını veremiyorum) hayli yüklü bir para ödeyecek. Hadi bakalım, pamuk eller cebe!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|