|
 |
|


Suriye çok değişti
17 yıl sonra Türkiye'ye gelen ilk Suriye Başbakanı Mustafa Miro'nun heyetinde Kemal Derviş'in bir dostu var Ekonomi Bakanı Hasan El-Rifai.
Derviş ile El-Rifai, Dünya Bankası'nda aynı dönemde çalıştılar. Derviş, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'dan sorumlu Başkan Yardımcılığı'nı yürütüyordu. El-Rifai ise yine aynı bölgeden sorumlu başdanışmanlık görevini.
Derviş, malum, 2001 Şubat krizinden sonra Türkiye'ye çağrılıp ekonominin patronu yapıldı. El-Rifai ise ondan 11 ay sonra, tam tarih vermemiz gerekirse, 28 Ocak 2002'de Suriye'ye çağrılıp Ekonomi Bakanlığı'na atandı.
Suriye'yi 30 yıl demir yumrukla yöneten, kimilerinin "Ortadoğu'nun Bismark'ı", kimilerinin de "Arap dünyasının Makyavel'i" dedikleri Hafız Esad'ın 2000 Haziran'ında ölümünden sonra yerine geçen oğlu Beşşar Esad, ülkede köklü bir dönüşüm gerçekleştiremezse iktidarının pek uzun sürmeyeceğini anladı. Dönüşümün yolu da siyasal ve ekonomik reformlardan geçiyordu.
Beşşar Esad bu reformları babasından devraldığı kadrolarla yürütemeyeceğini çok çabuk gördü. Genç, yetenekli, dışa açık ve uzman kişilerden oluşan bir ekip kurdu. Hasan El-Rifai işte o ekibin önde gelen isimlerinden biri.
El-Rifai göreve gelişinden bu yana geçen 1.5 yılda Suriye ekonomisini önemli ölçüde liberalleştirmeyi başardı Bankacılık sektörünü önce özel sermayeye, ardından yabancı sermayeye açtı. Kambiyo rejimine serbestlik getirdi, döviz büfelerine izin verdi. Yabancı sermayeye bir dizi teşvik getirdi.
El-Rifai ve Suriye'nin şimdi çok daha iddialı hedefleri var AB ile Arap dünyası arasında köprü olmak. AB ile imzalanan anlaşma uyarınca 2005'te üretimde Avrupa standardını yakalamayı amaçlıyor. 2002'de imzalanan Arap Serbest Ticaret Anlaşması da 2005'te tüm Arap ülkelerinde gümrük duvarlarının yıkılmasını öngörüyor. Böylece Arap dünyasında malların serbest dolaşımı başlayacak.
Hükümetin böylesine geniş bir ufka açılan Suriye ile ilişkileri geliştirme politikası yerinde.
Türkiye bu politikayla bir yandan Suriye ile ABD arasında gerginliklerin azalmasına katkıda bulunabilir (Beyaz Saray'ın son zamanlarda Şam'a karşı söylemini yumuşatmasında Gül'ün girişimlerinin epey payı var), bir yandan da Suriye'nin AB kilidi olabilir.
"Acıkmayan insan, ekmeğin ne olduğunu bilmez" derler. Savaşın eşiğine gelecek kadar büyük kriz yaşanmasaydı, Suriye de Türkiye ile dostluk ve barışın önemini bu kadar iyi anlayamazdı.
Evlat acısı
Emniyet kemeri bağlamazsanız, kaza halinde bir filin ağırlığıyla camdan dışarı fırlarsınız..
Geçtiğimiz aylarda bir firmanın desteğiyle hazırlanan trafik afişlerinde emniyet kemerinin önemi böyle vurgulanıyordu.
Ne yazık ki, CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, bu altın kuralı ihmalin bedelini oğlunu yitirerek ödedi. Şimdi ömrünün sonuna kadar tarifsiz bir acı ve vicdan azabıyla yaşayacak. Allah sabır versin.
Trafik Kazaları Yardım Vakfı Başkanı Prof. Dr. Rdıvan Ege daha dört gün önce şöyle demişti "Trafiğe çıkanda korku var ama saygı yok. Biz yasaları genelde korku nedeniyle yaparız. Bu hasletimiz trafik konusunda yapılan düzenlemelerde de etkili oluyor..."
Keşke, Seyhan da Konya-Ankara karayolunda seyrederken önüne bir trafik ekibi çıksaydı. Belki korkudan oğlunun emniyet kemerini bağlayıp hayatını kurtarırdı.
Bu arada yetkililere bir çağrımız var
Trafik Güvenliği Kurulu arka koltukta da kemer zorunluluğunu bir an önce uygulamaya koymalı. Gecikme onlarca, belki de yüzlerce cana daha mal olabilir.
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|