|
 |
|

MEHMET BARLAS
Hükümet oldukları kadar, iktidar da olabilmeliler!
Koalisyonlarla geçen kayıp yılların ertesinde, AK Parti tek başına iktidar olunca, büyük çoğunlukla sevindik.
AK Parti'ye oy vermeleri ihtimal dahilinde olmayan ünlü laikçi müteşebbisler bile, "Nihayet istikrar geldi" diye demeçler verdiler.
Ecevit'in ayaklarını sürüyerek yürümeye çalışmasını hatırlayan halk çoğunluğu ve Mesut Yılmaz'la Devlet Bahçeli'nin her konuda kavgalı olmalarını hiç unutmayan siyaset uzmanları, genç, dinamik Tayyip Erdoğan'la, farklı bir döneme girildiğine inanmaya başladılar.
Bütün bu beklentiler, hem doğruydu, hem de haklıydı.
Ama unutulan çok önemli bir nokta vardı.
Türkiye'de siyasetin ve toplumun kaderi, sadece "Seçilmişler"in elinde değil ki.
Tayyip Erdoğan bir konuşmasında, bu gerçeği şöyle ifade etmemiş miydi?
- Türkiye'de hükümet olmak, iktidar olmakla aynı şey değildir!
Şu anda Türkiye'nin siyasi tablosuna baktığımız zaman, bu gerçek, her alanda ve her konuda, çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor.
"Müesses Nizam" denilen şey ne ise, henüz AK Parti iktidarını tam olarak kabullenmiş değildir.
Bu "Müesses Nizam" kavramının içeriğinde, sadece "Askerler" yok.
Batı dillerinde "Establishment" diye söylenen "Müesses Nizam", Türkiye'nin toplumsal yapısına özgü, çok değişik ve dönemlere göre değişken, yaygın bir yelpazeden oluşuyor.
Örneğin bir dönemde, "sol"un her çeşidi, müesses nizam tarafından reddedilirdi. Sosyal Demokrat Ecevit bile, 1971 dolaylı askeri müdahalesinde "12 Mart bana karşı yapıldı" dememiş miydi?
Şimdi sosyal demokrat sol da, müesses nizamın bir temel öğesi.. Çankaya'daki Cumhurbaşkanı bile, Anayasa Mahkemesi üyeliğine, bir CHP'liyi atamadı mı?
Laikliği "Laisizm" biçiminde algılayan ve demokrasi ile bu tür bir ideolojik yaklaşımın uyum noktasını yakalayamayan kentli orta sınıflar da, müesses nizamın geniş tabanını oluşturuyor.
Türkiye de, Amerika da (veya Amerikan ittifakı), müesses nizamın bir temel unsuru..
Sonuçta tek parti iktidarı AK Parti'nin her attığı adım, müesses nizam tarafından ya kuşkuyla karşılanıyor, bazen de engelleniyor.
Açıkçası, AK Parti de, kendisini anlatmak için bir çaba harcamıyor.
YÖK reformu, Amerika ile tezkere krizi, orman niteliğini kaybetmiş arazilerin satışı gibi konular, kamuoyu iyice aydınlatılmadığı için, AK Parti'yi yıpratan maddelere dönüştü.
Şu anda da, Irak'a askerin gönderilmesi konusu, bu hale dönüşmekte.
AK Partili bakanların eşlerinin başörtüleri, hala "Dondurulmuş" bir kriz konusu değil mi?
Daha ötesi var mı?
Medyada Yeni Şafak, iktidara en yakın gazete. Ama Yeni Şafak'ın muhabirinin MGK toplantısını izlemesine izin verilmiyor. "Akredite gazeteciler" diye bir olgu var neticede.
Ya da AK Parti, Kıbrıs konusunda, hala iktidar olamamanın virajlarında bocalamıyor mu?
Müesses nizam için bir çeşit "Kutsal" sayılan "Batılılaşma", bu olaya AK Parti sahip çıktığı için, kuşku ile karşılanmıyor mu?
AB için önşart olan "Sivilleşme", bazılarına göre, orduyu siyasetin dışına çıkarmak için AK Parti'nin sarıldığı, taktik bir politikanın parçası halinde.
Yani koalisyonlar dönemi bitti ama, özlenen istikrarlı yönetim hala tam gelmedi.
Çünkü, "Siyasi iktidar" ile "Müesses Nizam" arasındaki koalisyon protokolü, henüz ortada yok.
Bir anlamda, siyasi kriz dönemi bitti ama, "Devlet Krizi" var gündemde.
Çözüm, AK Parti'nin kendisini açması, dar çevre politikasını bırakıp, her kesime açılması ve kendisini anlatma çabasına girmesindedir.
ŞAKA
Güldüren çok yaşar!
Çoğunlukla, gülmesini bilenlerin uzun yaşadığına inanılır.
"Bir kahkaha, ömrünüze bir yıl katar" denir.
Bütün dünyayı 75 yıldır güldüren Bob Hope, önceki gün 100 yaşında öldü.
Toplumları güldürmek yerine ağlatan, "Sözde ciddi" adamlara duyurulur.
TURİZM TEHLİKE Mİ?
"Bodrum" takıntısı tırmanıyor!
Aynı konuya, iki arkadaşım, birer gün arayla değindiler.
Konu Bodrum'un yozlaşması.
Önce Savaş Ay hem yazdı, hem de ATV'deki programı ile Bodrum Olayı'nı, kendince masaya yatırdı. Dün de, Ahmet Hakan, Savaş Ay'ı onaylayan çizgide bir yazıyı, Bodrum'daki toprakları satan eskilerin pişman oldukları ihtimali üzerine kurdu.
Benim söyleyeceğim şu.
Bodrum, turizm mevsimi olan yaz döneminde nüfusu 1 milyona yaklaşan, "Küçük İstanbul" haline dönüşen bir minik kasaba.
Başkent Ankara'nın kış mevsiminde ve İstanbul'un her mevsiminde, ne kadar fuhuş, ne kadar dağınıklık varsa, yazın Bodrum'da da onlar oluyor.
Dünyanın bütün ünlü tatil merkezleri de böyledir.
Cannes'a, Monte Carlo'ya gidin.
Genç jigoloları, orada da görürsünüz. Ve de, üstü açık Bentley'leri kullanan yaşlı zenginlerin yanında, Avrupa'nın her köşesinden gelmiş genç sarışınlar oturur..
Bodrum'da ailelerin gideceği düzgün mekanlar da, ipini koparmışların tatmin duyacağı ara sokaklar da var.
Çözüm, Bodrum'a turist gelmesini yasaklamaktır. "Eski Bodrum" böyle gerçek olur.
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|