|
 |
|

ESRA CEYHAN
Kirli pazar, bizi bozar
Geçen pazar, Barbaros'la düşündük düşündük neler yapalım, nerelere gidelim, diye. Hadi dedik, biz Şile'ye, Polonezköy'e aşığız ama, bu sefer de Kilyos'a gidelim, yazın tadı oralarda nasıl bir bakalım. Atladık arabaya, düştük yollara. Yollar kalabalık, yollar dopdolu, gün Pazar.Hele hele de Kilyos işaretini görüp yeşilliklerin arasına dalmaya başladıkça piknik, mangal ya da kısaca bir günlük yaz tatili yapanların haklı mutluluğuna, rahatlığına seyirci olduk. Ağaçların altına, yeşil olan her yere, kilimler, pikeler serilmiş. Uyuyanlar, top oynayanlar, sohbeti koyulaştıranlar, "kendin pişir kendin ye" keyfi yaşayanlar, ne ararsanız hepsi var. Ben eğlenen, gülen, mutlu insanlar gördüğümde çok seviniyorum, kendime de gördüklerimden, mutluluk payı çıkarıyorum. Hele hele de tatil gününü ailesiyle, sevdikleriyle paylaşanların keyfine, gözle de olsa tanıklık yapmak çok hoş.
Etrafa baka baka, mangal ve piknik yapanların sayısı üzerine Barbaros'la bahse gire gire Kilyos' ulaşıyoruz. Bahisleri benim kazandığımı söylememe sanırım lüzum yok, çünkü o araba kullanıyor. Ben de fırsat eşitsizliğinden yararlanma hakkımı kullanıyorum. Bu zaferle deniz kıyısına ulaşınca, orada da pazarın ayrı bir yüzünü görüyorum. Deniz, canım deniz. Bırakın yüzmeyi, serin kokusu, masmaviliği bile yeter. Neyse, kıyılar da bir alem. Durum kalabalık ötesi. Piknik sefaları burada da çok tercih ediliyor, ama bu kez deniz kenarında. Dalga sesleri çocuk seslerine karışıyor. Ohh, güneş tepede sımsıcak, bu sıcaklığa hafif esintiler katılınca, tam da yelpaze etkisi yapıyor.
Herhalde diyorum, pazarı bizim kadar uzun yaşayan yoktur. İlle de akşamı edeceğiz. Akşam, deniz kenarı, sahil boyu romantik bir yürüyüş yapmaz mıyız. Yaparız. Yaptık da. Keşke yapmaz olsaydık. Pet şişeler, sigara kutuları, bol bol izmarit, daha da neler olduğunu kah anladığım, kah anlamadığım bir sürü deniz kenarına, kum üstüne yakışmayan yabancı cisim. Kimbilir ne kadarı da denize atılmıştır ve ben bunları yazarken de atılmaktadır. Kalabalığın azalmasıyla, insanların ayaklarına dolanan atıkların arttığını fark etmek de ayrıca üzüntü verici.
Nasıl olur, sahiller, denizler nasıl böyle kirletilir diye kendi kendimize söylenirken, dönüş yolunda gördüklerimiz içimizi acıttı. Ağaç altları, çayırlar, bayırlar, yol kenarları çöplerle dolmuştu. Doğruyu söylemek gerekirse, bunu yapan insanlar adına çok utandım. Tamamen berbat bir şey. Ye, iç, eğlen ama eline ne geçerse ortaya at, arkanda bırak. Ben buna, bencillik bile demem. Düpe düz ayıbın ayıbı canım.
Böyle davrananlar, hiç düşünüyorlar mı acaba, çocuklarına neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, bu şekilde mi anlatacaklar?
Pazar eğlencesi, duyarsız ve umarsızca, etrafı heder etmek, doğayı da katletmekse, gelin biz hiç eğlenmeyelim.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|