kapat
18.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

MEHMET BARLAS


Türkiye, yeni gerçekleri cesaretle tartışmalıdır!

Okul yıllarında, tembellik edip, gerçeklerle karşılaşmayı erteleyebilirsiniz.

Ders kitaplarının sayfalarındaki bilgileri öğrenmek yerine, o sayfalardaki resim ve tabloları işaret ederek, yazı miktarının eksilmesine dönük arayışlar mümkündür.

Bunun gibi, sınav günü okula gitmemek, kopyaya güvenmek ve hatta öğretmeni "kafaya almak" yolları da denenebilir.

Ama sonra yıllar geçip, gerçek hayatla baş başa kalınca, gerçekleri erteleyemezsiniz.

Gonçarov'un "Oblomov"unun, romanda başına gelenler, sizin de kaderiniz olabilir. Aç, işsiz, yalnız kalabilirsiniz. Her doğan yeni gün, sizin için problem ve ızdırap üretebilir.

Devletler ve toplumlar için, gerçeklerden kaçmak ve çözümleri ertelemek, daha da ciddi sonuçlara dayanır.

Türkiye şimdi bu durumda.

Gerek çoklu, gerekse ikili ilişkilerimizin temel direğini oluşturan Amerika Birleşik Devletleri'nin kendisi de, Türkiye'ye bakış açısı da değişti.

Bir başka önemli gerçek şu.

Türk devlet politikası içinde özel bir konumu olan "Kürt" olgusu, Amerika için "Irak'taki tek dayanak" anlamı taşıyor artık.

Türk-Amerikan ittifakı, 1950'lerin başındaki Kore Savaşı'na, Amerika'nın yanında katılmamız ile derinlik kazanmıştı.

Kürt-Amerikan ittifakı da, 2003 yılında, Kuzey Irak Kürtleri'nin, Amerika'nın yanında Saddam'a karşı savaşa katılmaları ile derinlik kazandı.

Mesela, böyle bir durum var ortada.

Bu durum, Süleymaniye Olayı'nda görüldüğü gibi, eskisinden çok farklı gelişmelere yol açabilir.

Türkiye bu gelişmeleri çok açık biçimde tartışıp, hem Devlet'i, hem de toplumu, geleceğe hazırlamalıdır.

Oysa bunun yerine, Hükümet "Amerika ile aramızda bir gerginlik yok" diyor.

Devlet, sessiz ve derinden olayı izliyor... Belki de, siyasetin dışında planlar yapılıyor.

Halk ise, bir Cola markasında bile anti-Amerikan duygularına tatmin arıyor.

Bir başka önemli durum, Avrupa Birliği'ne ilişkin olarak gelişmekte.

AB için gerekli bütün uyum paketlerini gerçekleştirsek bile, Kıbrıs'a bir çözüm bulamazsak, üyelik yolunda bir takvim almamız zor görünüyor.

Acaba "Devlet" ve "Siyaset", Kıbrıs için aynı çizgide mi bulunmakta?

AB Türkiye'ye bir kez daha "Bekle" derse, siyasetin konumu ne olur?

Türk dış politikasının bir yanılgısı da, Amerikan İttifakı'nın nitelik değiştirip, bir nevi kırılması ile ortaya çıktı.

Türkiye gerek NATO üyeliği, gerekse Amerikan Stratejik İttifakı dolayısıyla, kendi gerçek gücünün ötesindeki bir ağırlıkla, Kafkaslar ve Ortadoğu'da politika üretiyordu.

Şimdi Türkiye, bir anlamda tek başına..

Siyasi ve ekonomik çalkantılarını çözmeye çalışan, kişi başına düşen ulusal gelir payı 3000 doların altında ve devlet ile siyaset arasındaki ilişkilerini eksiksiz bir sivil demokratik zemine oturtamamış bir ülke Türkiye.

Amerika ile yakın birlikteliğin yarattığı sinerji, Türkiye'nin iç sorunlarının, dış politikaya yansımasını önlüyordu.

Amerika'nın gölgesi, Türkiye'nin de gölgesi gibi görülüyordu.

"Yeni Türkiye", tek başına neler yapabileceğini ve gerçek gücünü, şimdi hesap etmek zorunda.

Türkiye iç politikasındaki "Kökten Devletçi" ve "Kemalist" etkileri de, tüm yansımaları ile tartışmalıdır.

Bütün bu yeni durumlar, Türkiye'de demokrasiyi de krizlere itebilir.

"Ulusal Güvenlik" kavramı da, bu yeni gelişmelerin ışığında, herhalde tartışmaya açılmalıdır.

Özetle, tembel öğrenci rolü oynamak, pek mümkün gibi görünmüyor.

ŞAKA

Misilleme!
ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, Milli Savunma Bakanı Gönül yerine Başbakan Erdoğan'a mektup gönderdi ya!.

Şimdi bu protokol krizine çözüm ve Rumsfeld'e misilleme yolu aranıyor.

Bence ABD Savunma Bakanı'nı, bizim Genelkurmay Başkanı'nın altında bir yere oturtup, misilleme yapalım!

GİDENE RAHMET

Bir Doğan Gönül vardı...
Bugün son yolculuğuna uğurlayacağımız Doğan Gönül'le, eski güzel günlere ait bir yaprak daha, toprağa düşüyor.

Doğan Gönül, arkadaşlarını seven, arkadaşlarının onu sevdiği, dost ve hiç ağırlık vermeyen, hayata gülerek bakmayı bilen bir insandı.

Koç Grubu içinde, gerçekten "otomobil" denilince akla gelen isimlerdendi.

Hiç unutmam..

Korumacı yıllarda, Koç'lar "En iyi yerli" sloganı ile "Ford Taunus"u çıkartmışlardı.

Doğan Gönül, bu aracın zayıf yanlarını çok iyi bilir ve kabullenirdi.

Bize konuk olarak, evimize geldiği zaman, çiçek yerine, bir tane Taunus tamponu (plastik) getirirdi.. Çünkü her temasta, bizim Taunus'un tamponu mutlaka kırılmış olurdu.

Doğan Gönül'ün Sevgi Gönül'le beraberliği, bir Jaguar, bir Mercedes kadar ileri ve mükemmeldi.

Dostlukları, bulundukları her çevreye zenginlik ve anlam katardı.

Doğan Gönül'ü sevgi ile hatırlayacağız.

Allah rahmet eylesin!

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler



Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır