|
 |
|

REFİK DURBAŞ
Halk dini ve cami cemaati
Cumhuriyet Dönemi'nin toplumsal yapısı, bir anlamda bu dönemin siyasal ve sosyal özellikleri incelenirken, Osmanlı dönemine atıf yapmak, genelde yaygın bir hareket tarzıdır. Bunun nedeni, bu iki dönemin toplumsal yapıları arasındaki göz ardı edilemeyecek olan bir bağlantının varlığıdır. Çünkü, Cumhuriyet öncesindeki toplumsal yapı, Cumhuriyet'in kurulması ile birlikte hemen değişmemiştir. Osmanlı'nın son döneminin toplumu, yapısal bir değişmeye uğramadan Cumhuriyet'in ilk toplumunu oluşturmuştur. Cumhuriyet'in kurulması ile değişmiş olan, yalnızca siyasal ve hukuksal yapıdır. Toplumun sosyo-kültürel yapısı ise zaman içinde modernleşme doğrultusunda değişime uğramıştır. Ancak bu yeterli olmamıştır.
Yüzyılların birikimi olan dinsel ve geleneksel kültür, yeterince modernleşememiş ya da bu kültürün çağdaş kültür ve değerlerle uyumlu hale getirilmesinde başarılı olunamamıştır. Bu başarısızlığın en önemli nedeni Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de devlet yöneticilerinin "halk dini" ile ilgilenmemeleri ve "cami cemaati"ni kazanamamalarıdır. Devlet ve hükümet yöneticileri, "halk dini" ve "cami cemaati"ni hep karşılarına almışlardır.
Bu yüzden, "halk dini" ve "cami cemaati", sürekli olarak medreselerin, daha sonra tarikatların, İslami vakıfların ve diğer dini cemaatlerin kontrolünde kalmıştır. Osmanlı döneminde yeniliklere; Cumhuriyet döneminde de laik yapılanmalara karşı tepkiler, halkın bu kesiminden kaynaklanmıştır. Şeriat devleti özlemleri de yönetimlerin ilgi göstermediği ve zaman zaman da bazı katı laiklik anlayışlı bürokratların küçük görüp aşağıladığı yine halkın bu kesiminde filizlenmiştir. Cumhuriyet yönetimi, dün olduğu gibi günümüzde de "halk dini"ne yeteri kadar eğilmemiş, "cami kültürü"ne önem vermemiş ve "cami cemaati"ni tam anlamıyla kazanamamıştır. İrticaya yönelenler, Cumhuriyet yönetiminin bu hatasından yararlanmışlardır ve de yararlanmaya devam etmektedirler.
Dr.ŞERAFETTİN YAMANER İSTANBUL
Ergezen'in selefi değilim
Sayın Balçiçek Pamir, SABAH gazetesinin dünkü sayısında yayımlanan Bayındırlık ve İskan Bakanı Sayın Zeki Ergezen ile yaptığınız söyleşide adımın geçtiğini ve bazı yanlış anlamalara yol açabilecek ifadeleri üzüntü ile okudum. Öncelikle şunu ifade edeyim ki, Sayın Bakan'ın selefi ben değilim ve Sayın Ergezen'in "Koray Aydın döneminde usulsüzlük yapılmıştır" şeklinde bir ifadesi yoktur.
"Koray Aydın döneminde açıkça 44'üncü madde istismar edilmiştir" ifadesine gelince, 44'üncü madde daha önceki ihale yasamıza göre düzenlenen 5 ihale usulünden birisidir. 1999 depreminin ağır şartları tekrar hatırlandığında bu kanunun uygulanması usulsüzlük ve istismar değildir. Sayın Zeki Ergezen'in söz ettiği keşif artışları da benim dönemimde imzalanmamıştır. Ayrıca bir konuyu daha hatırlatmak isterim. Sayın Zeki Ergezen döneminde Afyon ve Bingöl depremi ile ilgili ihaleler davetiye usulü ile yapılmaktadır. Bu ihale usulünü kullandıklarını kendi beyanlarında da ifade edenlerin daha öncekilerle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur.
Bakanlığım döneminin olağanüstü şartları dikkate alındığında Türkiye'nin prestij eserleri ortadadır. Dünya çapında büyük takdir alan bu eserlerin üstüne kimsenin gölge düşürmeye hakkı yoktur.
KORAY AYDIN
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|