|
 |
|


Baskının adresi
Genelkurmay Başkanı Org. Özkök'ün Süleymaniye baskınıyla ilgili açıklamasındaki bir paragrafa dikkatinizi çekeriz. Şöyle diyor:
"Bunun bir Amerikan veya bir ABD silahlı kuvvetleri politikası olduğunu zannetmiyorum. Temas ettiğimiz kişilerin seviyelerinin yüksekliği ve olayın sona ermesine kadar geçen sürenin uzunluğu dikkate alındığında, bunun sadece mahalli bir olay olarak değerlendirilmesinde de büyük güçlük çekiyorum."
Org. Özkök bu diplomatik cümleleriyle baskın kararını veren adresi işaret ediyor Pentagon'un Şahinleri. Hani şu öykülerini dizi halinde yayınladığımız Neo-Con'lar. Wolfowitz, Perle ve arkadaşları...
Olaydan sonra ulaşılabilen ilk ABD üst düzey yetkilisi olan Dışişleri Bakanı Colin Powell'in elinden hiçbir şey gelmemesi, sorunun ancak Şahinler'den Başkan Yardımcısı Dick Cheney'le çözülebilmesi de zaten adresi gösteriyor.
Aslında son üç aydır Washington'dan, Neo-Con'lar cephesinden gönderilen mesajlar alt alta sıralandığında, bu baskının bir sürecin sonunda, tüm sonuçları göze alınarak soğukkanlılıkla kararlaştırılmış bir "politika" olduğu görülüyor. İşte o mesajlardan bazıları
* Paul Wolfowitz: "İlişkilerde yeni bir sayfa açmak istiyorsak, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki gelişmelere kuşkuyla bakmaktan vazgeçmesi gerekiyor." (CNN Türk'e demeci)
* Mark Grossman: "Umarım Wolfowitz'in söylediklerini ciddiye alırsınız, çünkü bunlar önemli sözler." (CNN Türk'e demeci)
* Pentagon yetkilileri: "Türkiye, Irak'taki Kürt imtiyazını kabul etsin." (NTV'den Ümit Enginsoy'a yapılan açıklama)
* Richard Perle: "Barzani ve Talabani'den oluşan Kürt yönetimi, Irak'ta modern hayata geçilmesinde önemli olacaklar." (Habertürk TV'ye demeci)
Tüm bu mesajların bir yorumu vardı "Irak'tan uzak durun."
ABD işte bu devre dışı bırakma politikaları nedeniyle Türkiye'yi Irak'ın yeniden yapılandırılması toplantılarına çağırmadı, önerdiği yardım paketine -bugüne kadar- cevap vermedi.
Zor ve zorlu bir dönem
Süleymaniye baskını uyarıların sonuçsuz kalması nedeniyle "zorla çıkarmaya kalkmak" anlamına geliyor. Yapabilir mi? Konuyu Cumhurbaşkanı Sezer'in çok önem verdiği uluslararası meşruiyet açısından ele alırsak şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz
Türkiye'nin Kuzey Irak'taki askeri varlığı iki anlaşmaya dayanıyor. Birincisi Saddam yönetimiyle yapıldı. İkincisi de Barzani ve Talabani'yle. İlk anlaşma Saddam rejiminin devrilmesiyle yürürlükten kalktı. İkincisini ise Kürtler yırttı.
Yırtmakla kalmadılar, Türk askerinin çekilmesini sağlaması için ABD'ye baskıya da başladılar. Süleymaniye'deki baskına ABD askerlerinin yanı sıra Talabani'ye bağlı peşmergelerin de katılması, Kürt grupların tutumunu anlatmaya yeterli.
Peki Türkiye buna rağmen, "Türkmenler'in güvenliğini korumak" gerekçesiyle Kuzey Irak'ta kalabilir mi?
ABD ile anlaşma olursa evet. Yine açıkça belirtmekte fayda var; ABD, Kuzey Irak'taki Türk askeri varlığının kendisiyle işbirliği yapmadığı iddiasında. Demek istiyor ki, "Türk askeri ya bana bağlansın ya da gitsin..."
Reddedilen tezkere müzakereleri sırasında bile "Irak'a gönderilecek Türk kuvvetlerine Türk generalin komuta etmesi" koşulunu kabul ettiren Türkiye, şimdi Amerikalı komutanın emrinde çalışmaya razı olabilir mi?
Galiba sorunun can alıcı noktası burası.
Bakalım ABD, bugün başlayacak görüşmelerde Orgeneral Özkök'ün "Milli gururumuzun dengesi, en güzel şekilde sağlanacak" diye ifade ettiği bir sonuca kapı açacak mı?
Doğrusu, Neo-Con'ların burunlarından kıl aldırmayan tutumlarına baktıkça, iyimser olamıyoruz...
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|