kapat
08.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

EMRE AKÖZ


'Ruhunu orada bırakabilirsin'

Tatile giderken Zevcenur hanımı en çok sevindiren şeylerden biri de, onun tabiriyle E.A.'nın kitaplarıydı Çalışma odasını ve salonu ele geçirdikten sonra evin diğer odalarına doğru ilerleyen kitaplar... Bir odanın daha işgaliyle yetinmeyip, yatak odasında da hakimiyeti ele geçirmeye çalışan kitaplar... Kah sevince, gurura; kah kırgınlığa, kıskançlığa yol açan kitaplar...

Neyse... İstanbul'dan yola çıkıldığında bütün bunlar geride kalmıştı. Bavullardaki üç beş kitabın önemi yoktu. Çoğalmaları, otel motel odalarını ele geçirmeleri mümkün değildi.

Yağmurdan kaçarken
Marmaris Bozburun'daki "Sabrina'nın Evi"ne (Sabrinas Haus) yaklaşırken kitaplar çoktan unutulmuştu. 'Sabrina'ya varıldı. Bavullar yukarıya çıkarıldı. Odaya girmeden önce terastan çevreye bakıldı. Deniz, arada geçen yelkenliler, küçük motorlar, ağaçlar, çiçekler... Pek'bi beğenildi.

Sonra odaya girildi. Ve şok!

Bu şoku yaratan geniş yatağın tepesine asılı olan cibinlik değildi. Cibinlik! Bin bir fısfıs ve tabletin çıkmasından önce yaz gecelerinde bizi sineklerden koruyan cibinlik. Güzel ve şık olduğunda insana kral-kraliçe hissini veren cibinlik. Nostaljik cibinlik. Güven aşılayan cibinlik.

Odanın tahmin edildiğinden büyük olması. Bir çatı katı gibi tavanının eğriliği. Yatağın üzerine konulmuş taze çiçekler. Duvardaki posterler. Yerdeki kilimler. Pervazlardan masaya, sandalyelerden sehpaya her şeyin ahşap olması. Hayır, Zevcenur hanımı şok eden şey bunların hiçbiri değildi. Onlar olsa olsa "İyi ki geldik" dedirtiyordu.

Zevcenur hanımı allak bullak eden şey odadaki kitaplıktı!

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştu.

Gün boyu keyif
Bu kitaplığın Zevcenur hanımın kabusu olmaması için elimden geleni yaptım. Onun önünde hemen hiç ilgilenmedin. Tersine ortama uydum

Ceptelin alarmını ayarlayarak sabahın yedi buçuğunda pırıl pırıl denize indik... Kahvaltı bitiminde kahveyi ağaçların altındaki bambu koltuklarda içtik... Tekneyle daha doğrusu arkasına motor takılmış salla akvaryum gibi sularda yüzdük... Beş çayıyla birlikte sunulan nefis keklerden yedik... Burada rastladığımız arkadaşlarımızla saatlerce sohbetler ettik... Civardaki köye balık yemeğe gittik... Akşam yemeğinde masayı deniz kenarına kurdurduk... Yeni çıkmış ayı hayranlıkla izledik...

Adeta bir sahaf
Ama tabii sadece bana ve Sabah okurlarına ait saatler de vardı. Millet güneşlenirken, dedikodu yaparken, yüzerken, uyuklarken odaya çıktım. Dizüstü bilgisayarın başına geçmeden önce her seferinde kitaplığı taradım. Ah neler neler vardı

Almanca romanlar, öyküler ve gezi kitapları... Sabah'ın okurlarına promosyon olarak dağıttığı 10 ciltlik Gelişim Hachette ansiklopedisi... Almanya'nın İkinci Dünya Savaşı'nda yaptığı askeri operasyonları gösteren Almanca ve İngilizce hazırlanmış dev bir harita... Erol Toy'un Vehbi Koç'un hayatını anlattığı ünlü kitabı 'İmparator'... Nihal Atsız'dan 'Bozkurtlar'... Sabahattin Ali'nin muhteşem romanı 'Kürk Mantolu Madonna'... Arif Damar'ın şiirleri...

Sanki Kadıköy Çarşısı'nda bir sahafı gezer gibi oluyordum bu küçük kitaplıkta 'eşinirken'.

Yine F-Q klavye
Karşıma birçok kitap çıktı. Ama beni en çok şaşırtan, en çok eğlendiren, "Şu Allah'ın işine bak" dedirten İsmail Talınlı'nın kaleme aldığı, 1988'de 15'inci baskısını yapmış olan 'Daktilografi'ydi.

"Senin ne işin var daktilografiyle" diyeceksiniz... Hatırlayın burada az mı tartıştık F-Q klavye sorununu! Türkçe'ye uygun olarak 1955'te geliştirilmiş olan F klavyeye sırtımızı dönmüş, Amerikalılar'ın kullandığı, İngilizce'ye dahi uymayan Q klavyeye kendimizi uyarlamaya çalışmıştık.

İşte, İstanbul'dan yüzlerce kilometre uzakta... Hiç tahmin edemeyeceğim bir anda ve yerde konu yine karşıma çıkıvermişti.

Ticaret liseleri için hazırlanan kitap 10 parmakla daktilo yazmasını, tabii ki standart F klavyeye göre öğretiyordu Elin ve parmakların duruşu, tuş çalışmaları, alıştırmalar, ödevler...

Adeta bir kültür savaşının, hem de tek kurşun atılmadan, nasıl kaybedildiğini gösteren arkeolojik bir kalıntı gibiydi bu kitap.

Bir al ama bir de koy
Neyse... "Türk'ün Aklı"nı yazmadan önce her gün birkaç dakikamı bu kitaplığın önünde geçirdim. Orada bulduğum hazinelerden şu ana kadar kimseye söz etmedim.

Arada sırada, "Giderken şunu çantama atsam mı" diye düşündüm. Biliyordum "Sabrina'nın Evi"ni işleten Aynur ve Tobias Knörle bunu fark etseler dahi seslerini çıkarmaz, gülüp geçerlerdi.

Hani otel yönetimleri aşırılan amblemli havluları önemsemez, bunu olağan bir reklam gideri kabul eder ya... Bu da belki onu andıracaktı. Ancak yapmadım Çünkü, böyle durumlarda bir kitap aldığında yerine sen de bir tane bırakmalısın. Benim yanımda ise 'Sabrina'ya bırakacak bir kitap yoktu. İşte bu düşünceleri zihnimden silmeye çalışarak yazdım son 6 "Türk'ün Aklı"nı...

****

Bir arkadaşımız, çok çok beğendiği bir yemeği, bir tatlıyı filan anlatırken, "O kadar güzeldi ki ruhumu orada bırakabilirdim" der. Biz de ruhumuzu "Sabrina'nın Evi"nde bırakarak ayrılıyoruz işte...

500 MİLYARLIK SORU
Kenan Işık'ın sunduğu, son günlerde çok tartışılan, Kim 500 Milyar İster adlı bilgi yarışmasının yapımcısı Fatih Aksoy, büyük ödülü kazandıracak olan 15'inci soruyu Cafe Pazar'a (Vatan) açıkladı. Şöyleymiş "Anayurdu Kanarya Adaları olan, sarı ya da mavi çizgili, güzel ötüşlü kuş hangisidir?" Şıklar A) Kanarya, B) Bülbül, C) İspinoz, D) Saka... Cafe Pazar cevabı vermiş ama ben buraya almıyorum. Şıp diye bilemedinizse bir ansiklopediye filan bakın. Böyle yaptım diye kızmayın. O kadar da kolaycı olmayın. Ya siz yarışsaydınız?


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır