kapat
08.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

ALİ KIRCA


Azalmak!

1994 Haziranı'ydı...

Siyaset Meydanı'na Aziz Nesin'i çağırmıştık. Konu Türk Kimliğiydi...

Programdan iki gün önce, odamdan içeri esmer, uzun boylu biri girdi.

Son derece nazik ve sıcakkanlı bir Anadolu çocuğu. "Ben Aziz Bey'in korumasıyım," diye söze başladı. Stüdyoda bomba araması filan yapacağını sanmıştım.

"Yok," dedi, "Öyle şeylerden korkmuyoruz, alıştık artık." Devam etti

"Ben buraya kendi kararımla geldim. Aziz Bey'in haberi yok. Geldiğimi duysa çok da kızar, üzülür..."

Görüşmeyi saklı tutacağımıza söz verdik.

"Benim kurşunlardan, bombalardan korkum yok. Ben sözlerden korkuyorum," dedi.

Adeta yalvardı

"Ne olur, ortamı gerginleştirmeyin, heyecanlandırmayın, Aziz Bey'in kalbi var biliyorsunuz..."

Koruma görevlisi, Aziz Nesin'le yıllardır birlikteydi. Baba-oğul gibi olmuşlardı.

Daha da ilginci, dünya görüşleri hiç mi hiç uyuşmuyordu. Ama, o, 'insan' Aziz Nesin'in korumasıydı. Baba-oğul sevgisini gözlerinde okudum.

Bazen rollerin değiştiğini de fark ettim.

Karayağız koruma görevlisi ak saçlı adamı ele avuca sığmaz bir çocuk gibi şefkatle seviyordu.

Söylediklerini hiç unutmadım

"Ben sözlerden korkuyorum."

Koruması, Aziz Bey'i kurşunlar ve bombalardan değil, 'sözler'den koruyordu.

Kendi sivri dilinin ferman dinlemez sözlerinden.

Başkalarının yürek kanatan kem sözlerinden.

80 yıllık maceranın özeti de buydu işte.

Sözleri örmüştü dostlukların ve düşmanlıkların ağını. Kurşunlar vız geldi sözlerin cesaretine.

Aziz Nesin'i o cesaretin beslendiği kendi yüreği vurdu sonunda.

'Aziz Nesin kitaplarında yaşayacak' tesellisi sizlerin olsun. Ben Aziz Nesin'in yarının gündemi için neler yazacağını merak ediyorum.

Ya da yeni yüzdelerini, yeni oranlarını toplumsal zeka düzeyimizin...

Dost da olsak, düşman da, sevsek de sevmesek de, kızacağımız, güleceğimiz, tartışacağımız düşünceler üreten biriyle paylaşıyorduk dünyayı, Türkiye'yi...

Bizim yerimize, bizim adımıza, bizim için, bizim karşımızda düşünen biri vardı.

Sayesinde zengindik...

Bizi durduk yerde, bedava 'zengin' eden adam gitti. Kaldık bir başımıza.

Daha önce bizi terk edip gidenler gibi...

Daha önce 'eksilten'ler gibi bizi...

Azaldık azar azar...

Ya beyaz saçlarını meşaleye çevirmek isteyenler

Siz çoğaldınız mı?

****

Haftasonu, Aziz Nesin'in ölüm yıldönümüydü... Anısına yeniden taşıyoruz bu köşeye, kaybında kaleme aldığımız yazıyı...

Bir de onun ağzından naklen "gündeme uygun" bir Hoca fıkrasını

"Hoca köy imamı iken bir Amerikalı uzman kendilerine konuk olur. Amerikalı uzmanın geceyarısı yüz numarası gelir. Hocadan yüz numarayı sorar. Hoca feneri yakar. Birlikte yüznumara aramaya çıkarlar. Hoca önde, uzman arkada köpek havlamaları arasında yüznumara niyetine kullanacakları Hoca'nın tarlasını aramaya başlarlar karanlıkta. Şu tarla dayımın, şu tarla amcamın, şu tarla muhtarın derken nihayet Hocanın tarlasını bulurlar. Amerikalı uzman edeceğini eder, işi bitince Hocaya "Sizde bir şey eksik, organizasyon" der. Hoca yanıtı yapıştırır "O dediğin biz de olsaydı, şimdi ben senin babanın tarlasına ederdim."


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır