|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Bir gün benim de telefonum çalacak..
Turgay Bey'in benim için kullandığı bir deyim var.. Osmanlıca.. Bir türlü aklımda kalmıyor.. Ama anlamı hoş.. "Öyle bir mertebeye geldi ki, artık o ne isterse yazar.." anlamına.. Ben şöyle tercüme ediyorum.. "Delidir.. Ne yazsa yeridir.."
Sevgili kardeşim Sina Koloğlu da, bu yüzden belki tavsiye ediyor..
"Aldırmayın yahu.."
Yıllar önce bir film seyretmiştim.. Dirk Bogarde oynuyordu.. İki çocukluk arkadaşı.. Biri köyün papazı olmuş.. Öteki haydut.. Dinsiz, imansız bir haydut.. Sonunda haydutu vuruyorlar. Yolda ölürken, papaz koşuyor baş ucuna ve dua okumaya başlıyor arkadaşı için.. Hayatı boyu kilise kapısından geçmeyen arkadaşının okuduğu duayı huşu içinde dinlediğini gören papaz seviniyor.. Giderayak Allah'a inandığı için..
Haydut anlıyor papazın düşüncesini.. Uzatıp elini tutuyor, sıkıyor ve gözlerini sonsuza dek kapamadan son sözlerini söylüyor..
"The singer.. But not the song.."
Filmin adı bu..
Şarkı değil.. Şarkıcı.."
Şarkıcı oldunuz mu, ne söyleseniz dinlenir..
Telefonunuz çalana dek..
****
Dinç Bilgin bu gazeteye geldim geleli yazılarıma karışmadı.. Ne "Şunu yaz" dedi, ne "Şunu yazma.."
Turgay Bey de diyor ki.. "Ne isterse yazar artık.."
Artık da, ne zamana kadar..
Metin Münir'in Vatan'daki ilk yazısını okurken içim burkuldu..
Ankara'da iken telefon gelmiş.. "O yer başka iş için kullanılacak.." falan..
Kapitalizm denen oyunun kuralları acımasız..
Acıdınız mı, oyunu kaybedersiniz..
Ercan Arıklı ölene dek "Acımasız olaydım, Gelişim yaşardı" demiştir hep.. Belki de öyleydi..
Belki de bir gün benim telefonum çalacak.. Ergun, ya da başkası, kimbilir "O sayfaya ihtiyacım var" diyecek.. Hepsi bu.. Bu kadar..
Ercan Fethiye'de "Bankada kaç paran var?.. Sigortan var mı?.. Yarın yaşlanacaksın. Yarın yazamaz hale geleceksin, garantin var mı?.."
Demişti.. Sonra da, hem de nasıl bol bol bir garantiyi benim adıma bankaya koymayı teklif etmişti..
"Patron" demiştim, "Buraya tatile geldik.. İş konuşmaya değil.."
"Pardon" demişti.. "Pardon.. Söz de vermiştim üstelik.. Ama yemin ederim iş değil, senin için konuştum.. Başını yastığa koyunca rahat uyu diye.. Madem öyle bir daha konuşmam.."
Bir daha hiç konuşmayacak..
..Ve bir gün benim telefonum çalacak..
"O sayfaya ihtiyacım var.."
O kadar..
..Ve ben o an Ercan'ı hatırlayacağım acı acı..
****
Gazetemi seviyorum.. Bana verdikleri yazı özgürlüğünü seviyorum.. İçimde bir ses, bu özgürlüğü başka hiçbir yerde bulamayacağımı söylüyor.. Akıllara seza teklifleri reddedip ısrarla burada kalmamın en büyük sebebi galiba bu..
Sevmediğim bir tek şey var..
Doğan Gurubu ile ilgili haberler.. Bu haberlerle dolu sayfaları görünce keyfim kaçıyor.. O sayfayı yırtıp atmak istiyorum gazetemden..
Ergun "Gazetecilik yapalım, sadece gazetecilik" diyor.. Boynuna sarılıp öpmek istiyorum.. İşte bu..
Ama yapamıyoruz..
Diyeceksiniz ki.. "Doğan Gurubu ile yazdıklarımız doğru haberler.."
Doğru da olsa yazmayalım diyorum ben..
Doğan Gurubu Sabah'ı yok etmek istiyor. Bunu çocuklar bile biliyor.. Bu bilinirken biz "Doğan Gurubu haberi" yaptık mı, inandırıcı olamıyoruz.. Bir kişi bile inanmazsa "İntikam haberi" dese, Sabah'a yazık değil mi?.
Bu gazeteye herkes, ama herkes sonuna dek inanmalı.. Tek bir haberin bile üzerinde en ufak şüphe olmamalı..
O zaman yazmamalıyız.. Üzerine gölge düşen haberleri yazmamalıyız..
İkincisi..
Biz yazınca, onlar da karşılık veriyorlar.. Ertesi gün Hürriyet, ya da Milliyet'te Dinç Bilgin ve Turgay Ciner'in resimlerini göreceğimi biliyorum.. Ve de görüyorum..
O zaman niye?.. Olan mesleğe oluyor.. Olan gazeteye, gazeteciliğe oluyor.. Millet bıktı, usandı.. Millet kime inanacağını da şaşırdı.. "Al birini, vur ötekine" diyor..
Hayır, Sabah'ı alıp ötekilere vurmasınlar..
Biz kendi yolumuzda yürüyelim.. Onlar ne derlerse desinler..
O zaman halk, o zaman okur karar verir kimin yanında yer alacağına..
****
Diyorlar ki.. "Kendi gazeten.. Bunları niye aranızda konuşmuyorsunuz da, burada yazıyorsun?.."
Bir.. Biz aramızda konuşmayı unuttuk.. İkitelli'de bir restoranımız vardı, öğle yemeklerinde bir araya gelirdik hiç değilse.. Burada o da yok.. Asansörde kime rastlarsam.. Asansör boyu kaç kelime edilirse o.. Koptuk birbirimizden.. Tam Plaza gazetecisi olduk.. Herkes kendi odasında.. Tek başına.. Yapayalnız..
İkincisi..
Bazan okurla dertleşmek gerekiyor.. Bu onlardan biri..
Telefonumuz çalmadan önce..
Geriye Yaşlanma'da yeni sözler..
Herşey bir yemekli davette başlamıştı. Yanımda oturan, doktor olduğunu sonradan öğrendiğim hoşsohbet kişi, diyet üzerine yazılıp söylenenlerin ne kadar yanlış olduğunu anlatıyordu.. Söyledikleri çok ilginçti.. Ertesi gün oturup yazdım.. Hem de nasıl ilgi toplayınca, Doktor Hasan İnsel'i aradım.. (Yanımda oturan oydu..)
"Bunları daha geniş sen yaz" dedim.. Yazdı.. Günlerce yayınladım.. Harikaydı anlattıkları.. Ben uyguladım.. Kilom doksanlarda dolaşıyordu.. Şimdi 80'lerde.. Resmen iki beden küçüldüm ve hep öyle kaldım..
Doktor İnsel'in yazdıkları onu da bağladı.. İnsanlar koşuşturdular. Hasan İnsel o zaman işi derinleştirdi. Dünya üzerinde yığınla kongreye katıldı.. Anlattıklarını sistemleştirirken, bir de baktı ki, boğazına kadar "Anti aging /Geriye Yaşlanma"ya dalmış.. Türkçe adını ben koydum.. Doktor anlattı.. Dinledim.. "Yaz" dedim.. "Gene yaz.. İnsanlara en büyük hizmet bu.."
Yazdı.. Gene günlerce yayınladım.. Bu defa iyice kıyamet koptu..
Doktor İnsel, başhekimi olduğu İntermed'e gelenlerden nefes alamaz hale gelince, hemen komşuda ülkenin ilk "Geriye Yaşlanma" kliniğini açtı. Kısa zamanda öylesine başarı elde etti ki, yeni yeni klinikler açılmaya başladı.
Dr. Hasan İnsel aradan geçen kısa zamanda Türkiye'de Anti Aging Eğitim ve Araştırma Derneği'ni kurdu. Aynı zamanda ESAAM'in (European Society for Anti Aging Medicine) başkan yardımcısı oldu. Doktor ve arkadaşları Kasım 2003 de İstanbul da büyük bir Enternasyonal Anti aging kongresi düzenliyorlar.
****
Geçen yaz, Geriye Yaşlanma üzerine yazdıklarımızdan sonra, mektup, elektronik mektup ve faksla, yığınla soru geldi.. Doktora da ayrıca gelmiş..
Hepsini bir araya getirdik..
"Bunları tasnif edip, yanıtlaman gerekir" dedim, doktora..
"Peki" dedi.. Ama işi öyle dağlar gibi yığılmış ki, gecikti.. Gecikti.. Nihayet geldi..
Ben de yarın başlıyorum, Doktorun yeni sözlerini size nakletmeye..
Bir açık mektup!.
Sayın Abdülkadir Aksu
İçişleri Bakanı
Bir okurdan e-mail aldım.. Polisimiz hakkında tatsız şeyler söylüyordu.. Anında ilgili makama havale ettim, sorumlu ve uygar bir gazeteci olarak..
Haftalar sonra " Polis kanalı ile Beyoğlu savcılığına getirilmem ve ifade vermem" istendi.
Bir sorumsuz kulüp başkanı içlerinde benim de olduğum 32 kişiyi, hedef gösterdi.
Aktüel dergisi haberin üzerine gitti.
"Bu şaka değil, ciddi bir durumdur. Hayatım tehlikede, polise burada alenen duyuruyorum" dedim..
Polisin hâlâ kılı kıpırdamış değil..
Yorumu size bırakıyorum.
Saygılarımla,
Hıncal Uluç
BİZİM DUVAR
Uçakta ve otobüste cep telefonuyla konuşanlar
Kefenin cebi yok ona göre. (Ünal Turgut)
TEBESSÜM
Fıkra Orkide Kuyrukçu'dan
"Birisi Sokrates'a evlenmesine gerek olup olmadığını sorar.
Filozof cevap verir.
"Canın neyi istiyorsa onu yap, Zira sonunda nasılsa pişman olacaksın."
SEVDİĞİM LAFLAR
Bir anlam ifade edecek kadar büyük, kazanacak kadar küçük savaşları seçin.
Jonathan Kozol
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|