|
 |
|

MEHMET BARLAS
Gülme komşuna, senin de gelir başına!
Açıkçası, Uzan Ailesi'nin ve şirketlerinin başına gelenler, beni hiç şaşırtmıyor. Neticede burası Türkiye!
Burada "Ne oldum" demeyeceksin. Sürekli, "Ne olacağım" diye soracaksın.
Türkiye'de insanlar da, şirketler de, sade kendi hataları sonucu tökezlemez ki..
Her şeyi, yasalara ve ekonominin temel kurallarına uygun götürürsünüz.
Sizin için, ahlaklı ve erdemli olmak, temel bir ilkedir.
Ama Devlet bir kriz üretir durup dururken.. Ne işiniz, ne eviniz, ne de itibarınız kalır.
Şimdi ortada bir ekonomik kriz ortamı yok.
Uzanlar'ın önce Çukurova ve Kepez'i, arkasından İmar Bankası ellerinden gittiğine, televizyon kanalları da birer ay kapatıldığına göre, ortada bir başka neden var.
Muhtemelen Uzanlar, "Müdebbir tüccar" gibi davranmadılar.
Veya Cem Uzan büyük iddia ile siyasete girerken, ailesine ait şirket ve bankalar dolayısıyla, "İktidardaki siyaset"e, cüzdanı ile bağımlı olduğunu hesaplamadı.
Ama Cem Uzan hiç siyasete girmemiş de olabilirdi ve yine de, şirketleri, bankaları elinden gidebilirdi.
Böyle örnekleri çok görmedik mi yakın dönemde?
Beni şaşırtan, Uzanlar'ın başına gelenler değil açıkçası.
Ben, Uzanlar'ın rakibi konumundaki diğer aile ve sermaye şirketleri sözcülerinin, Uzanlar'ın haline bakıp, "Oh oldu" demelerine şaşırıyorum.
Çünkü artık öğrenmiş olmamız lazım.
İstediğiniz kadar kendinizi güçlü görün. Gazeteleriniz, televizyon kanallarınız, özelleştirmeden alınmış dev şirketleriniz olsun.
Eğer bir bankanız var ise, hem göbekten, hem beyinden bağımlısınız siyasi iktidara ve de Devlet'e!.
Rakiplerinizin siyasi iktidarla ve Devlet'le kapışmasını tribünden heyecanla izlerken ve sonunda onların yok olmasına alkış tutarken, yarın sıranın size de gelmeyeceğini kimse bilemez.
Burada hiç kimse "Ben başkayım. Bana bir şey olmaz" demesin.
Ayrıca kronik sermaye eksiği olan bir ülkede, çok hızla büyüyenlerin, mutlaka bir açığı vardır.
Eğer gelişmiş Batı ülkelerinin ticaret, borsa ve rekabet yasalarını burada uygulamaya kalksanız, pek az kişi ve şirket, adaletin önüne çıkartılmadan, kenarda kalabilir.
Bu yüzden, Uzanlar'ın veya başka rakiplerin ayaklarının sürçmesine ve sırt-üstü yere serilmelerine, hem çanak, hem de alkış tutmak yanlıştır.
Ama burası Türkiye işte..
Burada "Rekabet" kavramının içeriği pek bilinmez.
Burada rakipler ya "Kartel" kurup, diğer rakiplere ve mesleğe karşı haksız rekabet yaparlar. Ya da, rekabet etmek yerine, birbirlerini yok etmeye çalışırlar.
Bu yüzden de, Devlet ve siyaset karşısında, hep açıkları olur.
Açıkçası Uzanlar da, olayı böyle anlayıp, uyguladılar geçmişte.
Onlar da, rakiplerine karşı insaflı davranmadılar.
Her olayda, sadece kendilerini haklı gördüler.
İhtilaflarını uzlaşarak çözmek yerine, hep mahkemelerdeki süreçlere taşıdılar.
Ve şimdi onlar da, daha önce uzaktan bakıp, "oh oldu" diye el ovuşturdukları rakipleri gibi, Devlet'in ve iktidardaki siyasetin karşısında, güçsüz konumdalar.
Acaba Türkiye'de insanlar, yaşanan olaylardan ne zaman ders alacak?
İnsanlar, felaketler kendilerine vurmadan, hep başkalarının başına gelenlere, böyle ne kadar bakabilir?
ŞAKA
Oh be!
Denktaş "Kıbrıs meselesi Türkiye'nin AB yoluna engel değildir" demiş dün.
Bu açıklama bizi rahatlattı..
Bundan sonra, Prodi ve Verheugen düşünsünler.
Ağzına sağlık Denktaş!
DERİN GÖZLEM
"İnsan zararlısı"na karşı önlem!.
Dün bir yazı yazmış ve Türk gençlerinin önündeki belirsizliklere değinmiştim. Ne eğitim, ne beceri, ne dünyanın en seçkin üniversitelerinin diplomaları, gençlerin yarına güvenle bakabilmeleri için yeterli oluyor.
Bunları yazmıştım.
Bir sayın okurum, e-maille şu notu göndermiş.
- İki genç çocuğun babası olarak, bir gerçeği anladım. Bu dünyada daha fazla havaya, suya, bitkiye, vahşi hayata, böceğe, velhasıl her şeye ihtiyaç ve yer var. Ama daha fazla insana kesinlikle yer yok. Hele fazla insan, çok zararlı, hatta tek zararlı yaşam biçimi. Şu an ülkemizde optimum nüfus en fazla 25-30 milyon olmalı. Bazı ülkelerde ise hiç olmamalı. Biz insana çok kıymet verdikçe çözüm yok. Saygılarımla Haluk Niron.
Çarpıcı, güldürücü ve düşündürücü bir gözlem bu!
Gerçekten doğayı, kaplumbağaları koruyanların fazlalığı ile genç insanların dramını ilgisizce seyredenlerin ters orantısı, dikkati çekiyor artık.
Gerçekten, çok mu fazlayız bu dünyada?
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|