kapat
03.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

EMRE AKÖZ


Yalnız turist kadının yaz aşkı

Ege ve Akdeniz kıyılarındaki tatil yörelerine giderseniz şöyle bir manzara ile karşılaşıyorsunuz

Akşamüstü... Yaşı 50 civarında bir İngiliz (ya da Alman, vs.) kadın... Barda veya kafede oturuyor... Kadın saçına ve giyimine özen göstermiş... Makyaj yapmış... Şık giyinmiş... Beyaz teni bir miktar kızarmış...

Kadının karşısında genç bir Türk delikanlısı oturuyor... Oğlan 20'li yaşlarında... Yakışıklı... Yanık tenli... İkisinin de önünde birer içki... Kadın beyaz şarap içiyor... Delikanlı birayı tercih etmiş...

Birlikte oturuyorlar ama pek konuşmuyorlar... Çünkü ne oğlanın İngilizcesi, ne de kadının üç beş kelimeden ibaret Türkçesi bir sohbete izin veriyor... Etrafa bakıp duruyorlar...

****

Bu tip ilişkiler hakkında epey haber okuduk. Ancak olay daha çok İtalya'da ya da İspanya'da geçiyordu. Kuzey ülkelerinin yalnız kadınları tatil aşkı (aşkı yerine adlı adınca seks de diyebiliriz) için güneye iniyorlardı. Turizmin gelişmesiyle birlikte benzeri ilişkiler bizde de aldı başını gitti.

****

Söz konusu kadınlara biraz dikkatlice baktığınızda kabaca ikiye ayrıldıklarını fark ediyorsunuz...

Bir kısmı barda, kafede delikanlıyla otururken gayet rahat. Samimi. Kendi çapında eğleniyor. Tatil aşkının tadını çıkarmaya çalışıyor. Bu tip kadınlar daha çok orta sınıftan. Eğitim ve beğeni seviyeleri pek yüksek değil.

Zihninden iki şey geçiyor İçkiler bitince büyük olasılıkla otele motele gidilecek. Onun hayalini kuruyor. Bir hayali daha var Ülkesine döndüğünde en yakın arkadaşlarına kakara kikiri anlatacak yaşadıklarını.

Bir kadın tipi daha var. O sıkıntılı. Rahatsız. Belli Böyle bir tatil ilişkisi yaşamak istiyor. Ancak o yukarıda sözünü ettiğimiz kadından farklı; daha eğitimli, sınıfı daha yüksek. Büyük olasılıkla, "Ya bir gören olursa" diye kaygılanıyor. 'Şen şakrak' kadın, oğlana bazen cilveli mimikler gönderirken, 'gergin leydi' erkekten bakışlarını kaçırıyor. Hatta sokaktan geçenlerle de göz göze gelmemeye çalışıyor.

Hava sıcak, yaprak dahi kımıldamıyor ama yalnız turist kadınların içinde fırtınalar kopuyor.

Medeniyetten uzakta
Son yıllarda bir klişe bol bol kullanılıyor. Örneğin şöyle deniyor "Medeniyetten uzakta, doğayla baş başa bir tatil geçirmek..."

Bu söz hem doğru, hem yanlış. Biliyorsunuz 'medeniyet' kelimesi 'şehir'den (Medine) geliyor. Yani medenileşme, aynı zamanda 'şehirleşme' demek. Dolayısıyla "Şehirden uzakta, doğayla baş başa" lafı bu açıdan yanlış sayılmaz.

Ama medeniyet elbette bundan ibaret değil. Örneğin gelişmiş teknoloji de medeniyete dahil. Bu yönden düşünüldüğünde ise "medeniyetten uzak" denilen yerler hiç de sanıldığı kadar yalıtılmış değil. Evet kentin gürültüsünden, betonundan, asfaltından, trafiğinden kaçıyoruz ama o kadar!

Örneğin bu yazıyı Marmaris Bozburun'daki bir motelden yazıyorum. Kaldığım yerde karayolu yok. Buraya ulaşmak için ya keçi yolundan 15 dakika kadar yürümek ya da bir tekneye binmek gerekiyor. Kafamı kaldırdığımda zeytin ve çam ağaçlarını görüyorum. Bir sürü adını bilmediğim bitki ve çiçek var çevrede. Bazen ötelerden bir teknenin pata pata sesi geliyor.

Peki medeniyetten gerçekten uzakta mıyım? Sanmıyorum ve işte sayıyorum

10 dakika önce makineden aldığım filtre kahveyi içtim. Dizüstü bilgisayarım elektriğe bağlı. Banyoda su gürül gürül akıyor. Hava dayanılmayacak kadar ısınırsa klimayı çalıştıracağım. Ya da canım isterse vantilatörü açarım. Minik dijital makinemle çektiğim üç beş fotoğrafı bilgisayara yükledim. Bu sırada cep telefonum çaldı; bankadan kredi kartıyla ilgili bir şey sordular. Yazıyı bitirince diskete çekip aşağıya ineceğim ve internete bağlı bilgisayardan telefon kabloları aracılığıyla metni gazeteye geçeceğim. İlginç bir görüntü yakalamışsam o fotoğrafı da internetle yollayabilirim. Bu arada internetten gazetedeki e-postama atılmış mesajlara bakabilirim.

Bütün bunları alt alta yazıp toplarsanız... "Medeniyetten uzakta" olduğumu söylemek mümkün değil sanırım.

Haritayı okumak
Birçok kişi, ki bunların arasında kadınlar çoğunluktadır, haritayı okuyamaz. Haritaya bakarak yönünü saptayamaz. İki boyutu, üç hatta dört boyutlu hayata uyarlayamaz.

Ben onlardan değilim. Haritayı kullanmayı iyi bilirim. Ancak bu beceri canıma okudu...

Marmaris'e geldik. Bozburun'a gideceğiz. Elimdeki büyük, ayrıntılı haritaya göre Datça yoluna kesinlikle sapmadan, İçmeler'den geçmemiz gerekiyor.

Derken karşımıza kocaman bir işaret çıktı "Datça, Bozburun" yazıyor üstünde. Harita acemisi Zevcenur hanım "Hah işte buradan" dedi... Ben ona ve işarete değil, haritaya güvendim. İyi halt ettim! O korkunç sıcakta kentin içinde değerli dakikaları yitirdim. Üstelik döne dolaşa yine aynı yola çıktım.

Halbuki 'haritaya göre' Marmaris'ten Datça yönüne giderken, Hisarönü-Bozburun tarafına sapan bir yol yoktu. İçmeler'den geçmemiz şarttı. Meğer varmış!

Kıssadan hisse Yolculuğa çıkarken haritaya o kadar da güvenmeyin. Benimki gibi yeni ve ayrıntılı da olsa yanlış yöne sevk edebiliyor. Ne derler "Trafik işaret ve işaretçilerine dikkat edin."

'FISH & CHIPS' VE PİLAV
Turizm yemeklerin biçimini değiştiriyor. Dalyan'da kanala bakan bir lokantaya oturduk. Biraz meze, birkaç duble rakı... "Balık fileto olsun mu" dedi garson. Peki... Az sonra tabak geldi Kılçığı çıkarılmış, beyaz etli yarım balık tabağın bir kenarında boylu boyunca yatıyor. Hemen yanında domates ve biraz yeşillik. Buraya kadar bir sorun yok. Ama yanında patates kızartması da var. Yani İngiliz tarzı 'fish and chips'. Ya şu ne? Bir miktar da pilav eklenmiş tabağa. Ve de kremalı kumpir! Melez bir balık tabağı yani; tam bir curcuna!


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır