kapat
03.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

SOLİ ÖZEL


ABD ile dans

Türk dış politikasının parametreleri alışık olunmadık ölçüde tartışılıyor. Buna vesile olan konulardan en önemlisi 1 Mart'taki meclis oylamasının ABD-Türkiye ilişkilerinde yarattığı bunalım.

Dolayısıyla bu konularda laf eden herkes ABD ile ilişkilerin geleceğinin nasıl şekillenmesi gerektiğine kafa yoruyor. Kendi siyasi eğilimine göre değerlendirme yapıp siyaset öneriyor. Ancak geçmişe göre Kıbrıs konusu da, AB konusu da Türkiye'nin dış politikasının amaçları ve öncelikleri bağlamında daha dikkatli değerlendiriliyor.

1 Mart oylamasının gerek ABD açısından gerekse de Türkiye'deki yerleşik siyaset yapıcılar açısından bir travma yarattığına şüphe yok. Amerikan Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar siyaseten koşulsuz destek verdiği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaç anında yanında yer almamasına öfkeli. Bu öfkeyi duygusal tepkileriyle de ortaya koyuyor.

Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi Sedat Ergin'e göre TSK'ya yönelik bu öfkenin ardında AKP'nin Washington'da kendisini bu sonucun sorumluluğundan sıyırmadaki başarısının büyük payı var. Ayrıca Amerikan yetkililerinin kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçınmanın bir yolu olarak askere yüklenmeyi tercih etmeleri söz konusu.

ABD'ye bir türlü güvenemedi
Türkiye tarafında da belli bir strateji anlayışının ve iç politika değerlendirmesinin sonucu ortaya çıkan "kırmızı çizgiler"in silinmesinin şoku yaşanıyor. 1999'dan sonra Irak'a yönelik olarak yeni bir yaklaşım benimsememenin, Kürt meselesinde iç savaşın bitmesiyle ortaya çıkan durumu siyasi açılım için değerlendirmemiş olmanın varılan noktada payı var.

1 Mart oylamasından birkaç gün sonra yaptığı değerlendirmede Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök Türkiye'nin tercihinin kötü ile daha kötü arasında olduğunu söylemişti. Herhalde kastettiği savaşı Türkiye'nin de istemediği ancak Kuzey Irak'ta hoşlanılmayacak bir gelişmenin önlenmesi için ABD ile hareket etmenin gerekliliğiydi.

Türkiye, Kürtlerin devlet kurma sürecine gitmelerini istemediğini hep açıkladı. ABD'ye Kürt devleti kurulmayacağı konusunda bir türlü güvenemediği için de TSK, işbirliği seçeneğini benimsedi. Bazı emekli generaller ve CHP ise felaket anlamına gelecek tektaraflı müdahale alternatifini savundu. Tüm dikkatin Kuzey Irak'a verilmesi daha geniş bir perspektifle Irak'a bakmayı engelledi.

Söz hakkı büyük ölçüde gitti
Gencer Özcan'ın Foreign Policy dergisinin Türkçe baskısında yazdığı gibi, "1991'den itibaren izlenen gelişmeler Türkiye'nin Irak politikasının büyük ölçüde Kuzey Irak ile sınırlı kaldığını göstermektedir. Bu politikalar bir yandan Türkiye'nin kendi içinde yaşadığı bir sorunun uzantısı konumundaki Kürt ayrılıkçı örgütünün bölgedeki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlarken, öte yandan Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasına engel olmak üzere yönlendirilmiştir."

ABD ile birlikte hareket edilmemesinin sonucunda Türkiye, Kuzey Irak'ta söz hakkını büyük ölçüde yitirdi. Ancak bu sonuç Türkiye'nin Irak meselesine bakışını da içerideki Kürt meselesi ipoteğinden bir ölçüde çıkardı. Bu açıdan bakıldığında Türk Dışişleri Bakanlığı'nın nihayet yalnızca Kkuzey Irak'a yönelik değil tüm Irak'la ilgili politika/proje üretmeye başlaması geç de kalınmış olsa önemli bir gelişme. Bu yeni yaklaşımın yalnızca ABD ile yakınlaşmak için bir adım olarak görülmemesi gerekir.

Türkiye'nin konumundaki bir ülkenin çoktan yapmış olması gereken buydu. AB sürecindeki demokratikleşme hamleleri de bu türden bir siyasetin şekillendirilebilmesini kolaylaştırıyor.

ABD ile ilişkileri yeniden değerlendirmeye alır ve ne yapılması gerektiğini tartışırken bu yeni zeminden hareket etmek gerekir.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır