|
 |
|


Demeçler ve kuşkular
Avrupa Birliği'nin başkanlığı bugünden itibaren Avrupa'nın en zengin ama pek güven duyulmayan liderlerinden birine, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'ye geçiyor.
Berlusconi'ye güvenilmemesinin nedeni, sadece İtalya'da değil, Avrupa'nın tümünde "şaibeli" damgası yemesinden kaynaklanıyor. Yıllardır süregelen rüşvet davalarından birinde mahkumiyet kararı verilmesinin hemen hemen kesinleştiği bir sırada Berlusconi'nin AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenmesi Avrupa'da çok ciddi kaygılara yol açtı. Ancak Berlusconi son dakikada parlamentodan çıkarttığı tam dokunulmazlık yasasıyla yargının önünü tıkayarak AB'yi "hükümlü" bir başkan tarafından yönetilme tehlikesinden kurtardı.
Berlusconi'nin yıl sonuna kadar sürecek başkanlığına Türk siyasi çevreleri de, kamuoyu da sempati, hatta umutla bakıyor. Çünkü "AB'nin alabildiğine genişlemesi" yanlısı. Bu çerçevede Türkiye'nin üyeliğini de destekliyor. Görüşü şöyle
"Avrupa geleceğini güvence altına almak için ABD'nin düzeyine gelmek zorunda. Bunun yolu da sınırlarını Türkiye, Balkan ülkeleri, Beyaz Rusya, Ukrayna, Rusya'yı da içine alacak şekilde genişletmesinden geçiyor. Hatta ben bu listeye İsrail'i de ekliyorum."
Berlusconi'nin İngiltere, İspanya ve Başbakan Erdoğan'ın bugün gideceği Portekiz tarafından da desteklenen görüşü AB'de "Londra vizyonu" diye tanımlanıyor. Fransa ve Almanya'nın şiddetle karşı çıktığı bu tez AB'nin demokrasinin ve insan haklarının yayılmasına da katkıda bulunacak bir ekonomik bölge olmasını öngörüyor. Böylece çağdaş demokrasiyi kabul eden tüm ülkeleri üyeliğe kabul ederek gidebileceği yere kadar genişleyecek.
Berlusconi dün "Şimdikinden çok daha geniş bir Avrupa düşlüyorum" diyerek, Dönem Başkanlığı'nda AB'nin sınırlarının epey tartışılacağı mesajını verince, AB Komisyonu apar-topar açıklama yapmak ihtiyacını duydu "Rusya, Ukrayna ve İsrail'in üyeliği söz konusu değil..."
Danışıklı döğüş mü?
Berlusconi, Türkiye'nin üyeliğini canla-başla destekliyor ama insanın aklını karıştıran, kuşku yaratan çıkışları da yok değil. Örneğin, Batı'nın, yani Hıristiyanlığın değerler sisteminin İslamiyet'ten üstün olduğunu savunuyor. Hatırlayacaksınız, 27 Eylül 2001 tarihindeki "Bizim uygarlığımız, bizim değerlerimiz İslam ülkelerinde yok" demeci ortalığı epey karıştırmıştı.
Berlusconi İtalya'sı ayrıca AB Anayasası'nda "Avrupa'nın Hıristiyan kökleri"ne atıf yapılmasını isteyenler grubunda yer alıyor. İspanya, Polonya ve İrlanda ile birlikte "Dindarlar" cephesini oluşturan İtalya, AB Anayasası'na Hıristiyanlığı sokmak için sonuna kadar mücadele vermeye kesin kararlı. Ve Anayasa'ya kesin biçimini verecek -Türkiye'nin de davet edildiği- Ekim ayındaki Hükümetlerarası Konferans'a İtalya başkanlık edecek. Buyurun.
Bitmedi. Berlusconi'nin dönem başkanlığına bir gün kala, hükümetinde AB'den sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Rocco Buttiglione "Türkiye AB'ye girmeye hazır değil. Koridorda daha çok bekleyecek, çünkü Türkiye'de demokrasi yok" demez mi?
Gelin biz yine de moralimizi bozmayalım, "Türkiye'nin bir an önce AB'ye üye olması için çaba harcamayı görev biliyorum" diyen Berlusconi'ye inanmaya ve -vetolara rağmen- uyum paketlerini çıkarmaya devam edelim...
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|