kapat
01.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

MEHMET BARLAS


Kimi ve neyi yakalayıp geçmek için yarışıyoruz?

Her geçen yıl, içinde bulunduğumuz yarışı daha hızlı ve daha insafsız hale getiriyor.

"Hangi yarış" diye sormayın.

Her konuda, her alanda, her düzeyde, kaybedenlerin yokluğa veya sefalete itildiği bir yarış var.

Bizim kendi toplumumuz içindeki yarışları düşünün bir kez.

Ben 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdiğimde, ne bir giriş sınavı, ne de ÖSS vardı. Teknik üniversiteler ve tıp fakülteleri dışında, isteyen istediği mesleği seçmek için, dilediği yüksek okula kaydını yaptırırdı.

Yabancı dille eğitim veren özel ortaokullar da, parası olan herkesin çocuğuna açıktı.

Bırakalım üniversiteleri veya özel okulları..

Lise mezunu olmak bile, toplumda ayrıcalıklı bir konumdu. Lise mezunu olan her erkek, "Yedeksubay" olarak askerliğini yapma hakkına sahip olurdu. "Servet" kavramı bile farklıydı.

4-5 katlı bir apartmanı olan aile, süper zengin sayılırdı. Büyük kentlerdeki trafik polisleri, özel araç sahiplerini, isimleriyle tanırdı.

Son yarım yüzyılda nelerin değiştiğini, her yıl 1,5 milyon gencin üniversite giriş sınavlarına katıldığını, gökdelen sahibi olmanın değil, bunu elinde tutabilmenin bir anlam taşıdığını yaşayarak öğrendik.

Dünyada da durum aynı.

"Bilgi ve İletişim Çağı"na geçtiğimizin herhalde farkındayız. Son 30 yılda, bilgisayarların gücü her 18 ayda bir, tam iki katı artıyor. Ve bilgisayar teknolojisindeki maliyetler, 1970'lerin başındaki değerlerin yüzde 1'ine indi.

Örneğin otomobiller de, bilgisayar çiplerine paralel oranda ucuzlasaydı, bugün bir otomobili en fazla 5 dolara alabilirdik.

Başka bir rakam vereyim. 1993'te, tüm dünyadaki internet sitesi sayısı 50'ydi. 2000 yılında ise 5 milyon web sitesi vardı.. Şu anda World Wide Web'de, 610 milyar e-mail gönderiliyor, 2,1 milyar statik sayfa var ve bu rakamlar her yıl ikiye katlanarak artıyor. Bilgi ve iletişim çağındaki yarışın global rakamlarını hatırlayalım.

2000 yılı itibariyle, her 1000 kişideki bilgisayar sahibi olma rakamları şöyle

Amerika 570, Japonya 286, Almanya 297, Fransa 221, İngiltere 302, Rusya 37, Çin 12..

Global yarışı, artık internete giren kişi ve "e-trade" rakamları da belirliyor.

Düşünün ki şu anda Amerikan eğitim kurumlarında 500 bin yabancı uyruklu öğrenci var.

Acaba bunu da, "Bilgi ihracatı" diye mi algılasak? Bütün bu verileri, sayfalarca uzatabiliriz.

Bunun için yüzlerce kitap karıştırmaya da gerek yok. İnternetteki bir arama motoruna girin.. Dünyada ulaşamayacağınız kurum, edinemeyeceğiniz bilgi ve rakam yok artık.

Bizi çok doğrudan ilgilendiren soru, açık biçimde ortada. Yerelden globale, her zeminde hızlanan ve insafsızlaşan yarışta, Türkiye'nin ve Türklerin yeri ne olacak? Bunda sadece içe dönük yaşamayı seçersek, "AK Parti iyi veya kötü" tartışmaları arasında, geçen yüzyıldaki gibi oyalanabiliriz. Ama eğer biraz vizyon sahibi isek, en dramatik soruları, kendi kendimize sorabiliriz.

Örneğin

- Türkiye 21'inci yüzyıla, hangi güçlerini artırarak hazırlanmayı planlıyor?

Artık biliyoruz ki, kilo, kişi, litre benzeri birimlerle ifade edilen güçlülük rakamları, fazla anlam taşımıyor. Yıllık üretim rakamları veya rezervleri milyarlı rakamlarla ifade edilen petrol üreticisi ülkelerin durumunu görüyoruz.

Tamam. Çin, dünyanın en kalabalık ülkesi..

Ama bakın bu kalabalığın rakamsal anlamına.

Eğer Çin'de her şey yolunda gider, yıllık gelişme hızı hiç aksamadan yüzde 6 olursa ve Amerika yüzde 2 gelişme hızında kalırsa, Çin'de kişi başına düşen ulusal gelir payı, 2025 yılında, Amerika'nın rakamının yüzde 38'i kadar olabilecek.

Başka bir ifade ile 21'inci yüzyıl sonuna kadar, Çin'in Amerika'yı herhangi bir "güç" rakamında yakalaması çok zor. Ama Çin'in hedefi bu!.

Peki biz Türkiye olarak, hangi alanda ve hangi rakamda, kimi yakalayıp, geçmeyi planlıyoruz?

Bizim kuşağı bırakalım.. Çocuklarımız ve torunlarımız, önümüzdeki dönemde hangi yarışta, kimi yakalamak için koşacaklar.

Bunu bilen, hesaplayan ve kendine dert eden kimse var mı siyasette?

ÅžAKA

Böyle de olur!.
Bir İngiliz özdeyişi var.

Şöyle

- Yaşlılar her şeye inanır. Gençler her şeyi bilir. Orta yaşlılar da her şeyden şüphe eder!

Bu özdeyişi, Türkiye'ye uygulayalım mı?

- Gazete okurları her şeye inanır ve bilgileri ile yazılanları kontrol ettikten sonra da, her şeyden şüphe ederler.

BİR KİTAP

Amerikan Gücünün Paradoksu!..
İki günlük Bodrum tatilinde, Joseph Nye'ın "Amerikan Gücünün Paradoksu" kitabını okudum. (The Paradox of Amerikan Power, Oxford University Press, New York 2002).

Bu kitabı okurken, Türkiye'nin kendi ölçeğinde yaşadığı endişelerin çok daha büyüğünü, Amerikan seçkinlerinin de tartıştığını gördüm.

Roma İmparatorluğu'ndan bu yana en büyük gerçek "Global Süper Güç" olan Amerika, "Tek Başına" dünyaya ne kadar hükmedebilecek?

Yazar Nye, çarpıcı teşhislerle yaklaşıyor dünyaya.

Mesela globalleşmenin bütün dünyaya getirdiği ortak eğilimleri, mesela "Özelleştirme"leri incelerken, şu yargıyı seslendiriveriyor.

- Terörizm de, savaş kavramının özelleştirilmesi midir?

Nye'ın kitabında, Amerika'da da, bazı gerçekleri herkesten önce söylemenin toplumu uyandırmadığı anlatılıyor.

Mesela 1997 yılında, iki senatör, Gary Hart ve Warren Rudman, "Amerika'lılar kendi topraklarında büyük sayılarla ölebilirler" diye terörizme karşı uyarmışlar ülkeyi.

Ancak Amerika 11 Eylül 2001 saldırısı ertesinde, terörizme savaş açmış.

Tıpkı Pearl Harbour'daki gibi.

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır