kapat
29.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

Hükümet... YÖK... Ve sistem

3 Ocak 2003 Perşembe gecesiydi.

Ankara-Sheraton'da bir düğündeydik. Mersinli Niyazi Develi'nin kızı Ayşe evleniyordu. "Nikah şahidi" Prof. Dr. İhsan Doğramacı ile aynı masadaydık.

Gece boyunca sohbet ettik.

Sonra da yazdık.

"O zaman" Başbakan, Abdullah Gül'dü.

"Milli Eğitim Bakanı" da Erkan Mumcu.

Hükümet ile YÖK "sürtüşüyordu."

Ve 27 Haziran 2003 Cuma. Niyazi Develi bu defa Esra'yı evlendirdi. Yine "aynı yerde."

Nikah şahidi "yine Doğramacı."

Biz de "yine" Hoca ile aynı masadaydık.

Masamızda AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da vardı.

Abdullah Öcalan'ı yargılayan "İmralı Mahkemesi"nin Başkanı, şimdi Yargıtay üyesi olan Turgut Okyay vardı.

Danıştay Üyesi Bahadır Doğusoy vardı.

Eski bakanlardan Işın Çelebi vardı.

"Gece boyunca" konuştuk.

Ve Hoca'ya sorduk

- Şimdi Başbakan Tayyip Bey... Milli Eğitim Bakanı da Hüseyin Çelik... Yine hükümetle YÖK kavgalı... Neden?.. Ve daha nereye, ne zamana kadar?

Bu soru üzerine "bütün masa kulak kesildi." Prof. Doğramacı dedi ki

- Sorun hükümetle YÖK'ün kavgasında değil... Bu bir sistem kavgası... Sistem değişmedikçe hükümet-YÖK sürtüşmesi bitmez... Yaşanan tartışma, sistemdeki bozukluğun sonucu... Burada olaya kim haklı, kimin söylediği doğru diye bakmamak lazım... Sistem yanlış.

- Hocam... YÖK Başkanı Prof. Kemal Gürüz nasıl?

- Gürüz, bu işi iyi bilen ender kişilerden... Dünya sistemlerini incelemiş... Ama bugün içinde bulunduğu sistem yanlış... Sistem insicamsız (tutarsız). Kusur Kemal Gürüz'de değil, sistemde.

İhtiyar delikanlının "gençlik sırrı"
Dengir Mir Mehmet Fırat, Prof. Doğramacı'ya sordu

- Hocam maşallah... Bu beyin... Bu hafıza... Neye borçlusunuz?

Hoca "89'dan üç ay aldı."

Yanıt olarak, Fırat'a "iltifatınıza teşekkür ederim" demekle yetindi.

Ama Mir Dengir Fırat "ısrar edince..."

Doğramacı'nın dili çözüldü

* Öğrenmeye devam ettikçe, hafıza kaybı pek olmaz.

* Fransızca'yı 61 yaşında öğrendim... Ve sonra Paris Üniversitesi'nde Fransızca ders verdim.

* Şu anda İtalyanca dersi alıyorum.

* Roma Üniversitesi bana fahri doktora veriyor... Oradaki törende İtalyanca konuşacağım.

* Sporun yaşı olmaz... Haftada beş gün spor yapıyorum.

* Bugün nikahı kıyılan Esra, spor salonundan arkadaşım.

****

"Bu sırada" masamıza üç genç yaklaştı.

İkisi kız.

"Hocam" dediler

- Bugün kaytardınız... Spor salonunda yoktunuz... Neden?

Doğramacı güldü

- Yarın telafi ederim... Söz.

Nobel özeleştirisi
Prof. Dr. İhsan Doğramacı, YÖK'ün "hem anası, hem babası..."

Bugün eğer sistem tıkandıysa...

Hoca'nın hiç "günahı" yok mu?

Doğramacı'nın tepkisi.

- Bir iki istisnası dışında, YÖK yasasının büyük ölçüde sorumlusu benim... Ama bu YÖK düzeni, benim kurduğum sistemin dışına çıkarıldı.

****

Ve Prof. Doğramacı devam etti

- Yavuzcuğum.

Biraz da özeleştiri yapalım.

Kendi kendimizi tenkit edelim.

Bilimde, fende NOBEL alanların neden yüzde 80'i Amerika'dan, İngiltere'den?

O ülkelerde, üniversite yöneticilerini, hocalar seçmiyor.

Üniversite dünyası olarak şu muhasebeyi yapmakta geç kalmadık mı

Türkiye'den neden bir NOBEL adayı çıkmıyor?

****

Prof. Doğramacı bir ara "zaman tüneline" girdi.

"Atatürk sistemini" anlattı

- 1933-1946... Bilimde, araştırmada büyük hamle... Rektörü, Milli Eğitim Bakanı öneriyor... Üçlü kararname ile atanıyor.

- Sonra Hocam?

- 1946-1980... Atatürk'ün sistemi rafa kalktı... Üniversite geriledi... Bazı büyük bilim adamları yetişti ama, araştırmada 44. sıraya düştük... Söylediğim gibi bir NOBEL adayı çıkaramadık.

****

- Sonra Hocam?

- Sonrasına gelmeden, 1980 öncesini anlatayım... Üniversite yöneticisini hocalar seçiyordu ama dekanın, rektörün yetkisi yoktu... Şimdi ise... Hem hocalar seçiyor ve hem de rektör sonsuz yetkili... İsterse, Dekan'ın idari yetkisini elinden alır... Profesörü bir yerden başka yere gönderir... Bunlar yanlış.

****

- Hocam... 1980 sonrası ve YÖK?

- YÖK sistemiyle bir atılım oldu... Türkiye, bilimsel araştırmada 21. sıraya yükseldi... 1992'de koalisyon hükümeti, sayın Erdal İnönü'nün ısrarıyla, benim kurduğum sistemi değiştirdi... Rektör adaylarını, hocalar seçer dedi... Ben de istifa ettim.

Prof. Doğramacı'dan "herkese" uyarı
1963'te seçimle Ankara Üniversitesi'ne rektör oldum.

Gördüm ki, hiçbir yetkim yok.

1967'de bir imkan buldum.

Mevcut düzenin dışında, Hacettepe'nin kuruluş yasasının çıkması için, yönetimi ikna ettim. Anayasa, rektörü hocalar seçer diyor. Ben orta bir yol buldum.

Bütün hocalar yerine, on-oniki kişilik üniversite senatosu seçer, hükmünü yasaya yazdırdım.

Ve Hacettepe, sıfırdan başladı, büyük hamle yaptı. Bunca yılın birikimi ile herkese şunu söylüyorum. Bilmemek ayıp değil.

Ama bilmediğini bilmemek en büyük felaket.

Dengir Mir Mehmet Fırat
Sayın milletvekili... Adınız neden uzun?.. Ve bu isim nereden geliyor.

- Mir Mehmet, 19 göbek önceki dedem.

- Bu kadar geriye doğru gidebildiniz mi?.. Nasıl araştırdınız?

- 20. göbek dedem de Mir Mahmut'tur.

Gülmeye başladık.

Ve sonra sohbeti sürdürdük.

- Yavuz Bey... Bizim ailede siyasetçi çok... Ben beşinci kuşağım.

- Daha öncekiler kimler?

- Anlatayım.

****

Yavuz Bey.

Birinci kuşak, dedem Hacı Bedir Ağa. 1-2 ve 3. dönem milletvekili. Okuma, yazması yok.

Üçüncü dönem için okuma, yazma şartı konmuş. Başbakan İnönü de, aday listesine dedemi yazmamış. Atatürk, listeyi incelemiş.

Ve İsmet Paşa'ya sormuş

- Hacı Bedir Ağa neden yok?

- Okuma, yazma bilmediği için.

Bunun üzerine Atatürk, listeye müdahale etmiş

- Meclis'e girmek için okuma, yazma bilmek şarttır... Fakat Hacı Bedir Ağa el gayrı. (Hariç)

Böylece dedem yine seçilmiş.

Ancak gururu incindiği için, Meclis'e devam etmemiş. Kırmızı yeşil İstiklal Madalyası var.

****

- Sayın milletvekili... Ya daha sonraki kuşaklar?

- Amcam Hüseyin Fırat... 1950-1960 Demokrat Parti Milletvekili... Dayım Sırrı Turanlı, Adıyaman Senatörü... Öteki dayım Ali Turanlı, Adalet Partisi Milletvekili... Ve beşinci kuşaktan da ben.

****

- Mir Mehmet, 19. göbekten geliyor... Dengir nereden geliyor?

Soruyu milletvekiline sorduk.

Yanıt Prof. Doğramacı'dan geldi

- Dengir, Farsça'dan gelir... Kürtçe'de de var... Ses demek... Değil mi?

Mir Mehmet Dengir Fırat

- Evet hocam... Dengir, büyük ses anlamındadır.

Bu defa Işın Çelebi gülmeye başladı.

"Neden gülüyorsunuz" dedik.

Çelebi

- Hoca Farsça'yı iki yıl önce öğrenmişti... Maşallah ilerletmiş.

****

- Hocam... Dengir Mir Mehmet Fırat, 20 göbek gerisini söyledi... Ya siz?

- Yavuzcuğum, 4. Murat'ın komutanlarından Doğramacızade Kara Mehmet'e kadar sayabilirim... Dinlemeye hazır mısın?

Prof. Doğramacı ihtilal yapıyor
"Hocam" dedik

- Ne olacak?

Prof. Dr. İhsan Doğramacı, "neyi soruyorsun?.. Ne, ne olacak" demedi. "Yanıtı" verdi

- Yüksek öğretim, eğitimle ilgiliyse... Eğitim de bilimle ilgiliyse... Bilimin 20 yıl önceki durumu ile şimdiki durumu aynı mı?. Bilim, on yıl sonra ihtilal yapacak kadar değişecek.. Yeni doğan bebeğin bir hücresinden, ileride hangi hastalıklara yakalanacağı anlaşılacak... Bilimin bu kadar hızla geliştiği bir sürece, bilimi öğreten üniversite de, sistem olarak ayak uyduracak... Yani mevcut YÖK sistemi değişecek.

ÖNERİLER
- Hocam... Önerileriniz?

- Yavuzcuğum, denetlenen deneteni seçemez.

- Yani?

- Rektörü, üniversite hocaları seçmemeli.

- Hocam... Demokrasi?

- Demokrasi diyorsan... Üniversitenin sahibi, öğrencilerdir... Öğrenci ailesidir... Gerekirse onlar seçer.

BATI'DAN ÖRNEKLER
Prof. Doğramacı

- Hocalar, saygın şahsiyetlerdir... Eli öpülecek kişilerdir... Ama kendilerini denetleme durumundaki rektörü onlar seçerse, sistem tıkanır... İngiliz üniversite tarihinde hiçbir rektör, hocaların oyu ile göreve gelmedi... Amerika'da da.

YENİ DÜZEN
- Hocam çare?..

- Her üniversiteye, dışarıdan bir mütevelli heyet atansın.

- Kim atasın?

- Yarısını hükümet, yarısını da yerel yönetim.

- Sonra?

- Mütevelli heyet de yine dışarıdan birini, rektör yapsın.

- Üniversite dışından mı?

- Evet... Bu bir vali olabilir... Maliyeci olabilir... Büyükelçi olabilir... ODTÜ'ye dışarıdan Maliyeci Kemal Kurdaş rektör atanmıştı... Ve çok da başarılı olmuştu.

İHTİLAL GİBİ
Prof. Doğramacı bir ara sustu.

Ve sonra "Yavuz, ihtilal yapıyorum, farkında mısın" diye devam etti

- Mütevelli heyet rektörü süresiz olarak atar... Ama başarısız olduğu anda da görevden alır.

- Hocam... Böyle bir sistemde YÖK ne olur?

- YÖK kalır... Bütün üniversitelerin yönetimleri ve hükümetle koordinasyonu sağlar... Mütevelli heyetlerin çalışma düzeni ile ilgili karar alır... Ama her üniversite kendi işleyişini, kendi düzene bağlar... Ve rektör, yönetimde tam yetkilidir.

Kerkük türküsü
Saat 23.00'e yaklaşıyordu. Şarkılar, türküler söyleniyordu. Dans ediliyordu.

Bu sırada Ömer adlı bir sanatçı, "Bir Kerkük türküsüne" başladı. Baktık 89'luk Prof. Doğramacı "Türküye eşlik ediyor."

Türkü bitti. "Güzelmiş" dedik.

Hoca "Sözleri çok anlamlı" dedi ve...

"Baştan sona, ezbere" okudu.

Çok duygulanmıştı.

Cebinden mendilini çıkardı, gözyaşını sildi.

****

Her karşılaşmada Hoca'nın "Randevu defterine" bakarız. Yine baktık. "2004'e (Nairobi), 2007'ye (Atina), 2010'a" randevuları vardı. Takıldık

- Hocam kim öle, kim kala?

- Yavuzcuğum, yukarıdaki bilsin ve acele etmesin... Randevularım var... Önemli... Gitmeye mecburum.

****

Hoca ile sohbette çok şey konuştuk.

Doğramacı "bazıları için" ricada bulundu

- Bu konuyu yazmasanız.

"Olur" dedik. "Notlarımızın" üzerini çizdik.

Hoca

- Çizmek yerine, silgi ile silseniz.

- Hocam, tükenmez kalemle yazıyoruz... Silinmez ki.

Doğramacı güldü ve... Cebinden bir "tükenmez kalem" çıkardı. Üzerinde "silgisi de" var. Ve bu silgi, tükenmez kalemle yazılan yazıyı siliyor. Tıpkı "kurşun kalemle yazılanı siler gibi."

****

Gece 24.00'e doğru vedalaşırken Hoca "kalemini" uzattı

- Sana hediyemdir... Lütfen kabul et... Yazdığının üzerini çizmektense, silersin.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır