|
 |
|

MEHMET BARLAS
Politikacı eşi olmak en zor mesleklerdendir!.
İngiltere'nin eski Başbakanı Margaret Thatcher'in 50 yıllık eşi Denis Thatcher, 88 yaşındayken vefat etti..
"Toprağı bol olsun.. Bundan bize ne" diye olayı geçiştirmek, elbet mümkündür.
Ancak unutmayalım ki, siyasi liderlerin eşi olmak, her ülkede ilgi çeken önemli bir konumdur. Bayan Thatcher gibi, 20'nci yüzyıla damgasını vurmuş bir kişinin hayat arkadaşının serüvenini bilmek, hem politikacılara, hem de eşlerine yarar sağlar.
Vefat eden Denis Thatcher, tam 11 yıl, Bayan Thatcher'le çoğu günler ve bütün geceler, birlikte oldu.
O'nun da, Falkland Savaşı'na, İngiltere'deki özelleştirmelere, Sovyetler'in çökertilmesi projesine ilişkin görüşleri, herhalde vardı.
Ama kimse, Denis Thatcher'in siyasi görüşlerini duymadı.. Sadece, Başbakan olan eşinin arkasında bir kaya gibi durduğu ve sevgi ile saygıyı hiç eksik etmediği bilindi.
Bir hafta süreyle, Kuzey İtalya'daki bir kasabada, zaman zaman Denis Thatcher'le birlikte olmuştuk.. İçki içmekten ve gülmekten hoşlanan bir İngiliz centilmeni izlenimi vermişti bana, uzaktan bakınca..
Zaten, 2000 yılı Kasım'ında, İngiltere'nin Buckingham Üniversitesi'nden, "Örnek bir İngiliz Centilmeni" olduğu için, onur doktorası almıştı.
Bu doktor ünvanını alırken de, "Ben bu ünvanı kazanmak için, ne emek harcadım, ne de bunu hak ettim" demişti.
Gerçekten de, insanların beyefendi (gentlemen) veya hanımefendi (lady) olmaları, ne emekle, ne de eğitimle sağlanır.
Balıklar nasıl denizde yüzer ve kuşlar nasıl havuzda uçarsa, görgülü, hazımlı, hoşgörülü insanlar da, toplum içinde öylece, kendileri gibi davranarak "Beyefendi" veya "Hanımefendi" şeklinde kabul edilirler.
Bu ne yaşa, ne servete, ne de güce bağlı birşeydir.. Nice zengin, iktidar sahibi, yaşlı "Mahalle çocukları" görmedik mi?
Denis Thatcher, dünyanın en güçlü kişilerinden birinin eşiyken, sloganı "Hep yanında olmak, ama hiç oralarda olmamak" şeklindeydi.
Başarılı, sterlin milyoneri bir işadamıydı Thatcher başbakan veya milletvekili olmadan önce.. Eşinin politik yaşamında ona hem maddi, hem manevi destek verdi ama hep gölgede kalmaya da razı oldu.
Sözü uzatmadan, asıl değinmek istediğim konuya gireyim.
Kamu görevlerindeki kişilerin eşi, çocuğu, yakını olmak, zor meslektir.
Attığınız her adım, söylediğiniz her söz, yanlış veya doğru aranmaksızın, doğrudan, ailenizin adını taşıyan kişiyi yüceltir veya yaralar.
Bu, çok ağır ve haksız bir yüktür.
Ama bir gerçektir.
Güç (veya iktidar), nimetlerle birlikte, külfetleri de getirir.
Bir ülkenin ve bir toplumun ekonomik ve politik yaşamına yön veren insanlarla yakın olmanın bedeli, budur işte..
Bu yüzden, bir kişi politikaya girerken, ailesini de gözden geçirmeli ve onların siyasi sorumluluğun gereklerine uyup uymayacakları konusunu, kendileriyle de tartışmalıdır.
Şimdiki ABD Dışişleri Bakanı Powell, bir dönem Başkan adayı olmak üzereydi.. Bir gece eşi gelip, uyarmış ve sormuş ona..
- Sen ABD Başkanı olursan, özel hayatımız kalmayacak. Bu fedakarlığı göze alman için, en az 50 nedenin olmalı.. Otur, neden başkan olmak istediğini izah eden, 50 gerekçe yaz.. Var mı bu kadar isteğin?
Powell anılarında, "Sabaha kadar oturdum. 10 gerekçe yazamadım" der.. Sonra adaylığını koymadı...
Denis Thatcher'in vefatı, bana, politikacıların aileleri hakkında bir şeyler yazmam gerektiğini hatırlattı..
Erkek olmuş, kadın olmuş veya İngiliz ya da Türk.. Hiç fark yoktur politikacı eşi olmak denilen meslek açısından..
ÅžAKA
Kadın haklı!.
Avrupa Birliği'nin Sosyal İşlerden Sorumlu Komiseri Yunanistanlı Bayan Anna Diamantopulu, "Kadınların aşağılanması" olarak gördüğü her şeyin yasaklanmasını istemiş..
Yani, mayolu fotoğraflar, sutyen reklamları, cinsellik içeren yayınlar, v.b.
Şu umumi tuvaletlerdeki kadın-erkek ayırımı da, benim sinirime dokunuyordu zaten.
PROJE MEZARLIÄžI
Galatasaray Adası neden yapılmıyor?
Bir proje kamuoyuna açıklandıktan sonra, ya yapılır, ya yapılır.. Aksi halde, ülke gerçekleşmemiş projeler mezarlığına döner..
Kuruçeşme'deki Galatasaray Adası da, galiba bunlara bir örnek olmak üzere..
Geçen yıl Galatasaray Kulübü, "Unit Grup"la bir anlaşma imzaladı. Buna göre Galatasaray Adası'nda, Boğaz'a uygun bir tesis yapılacaktı.. Maketler, projeler, kamuoyuna açıklandı.
Aradan bunca zaman geçti, Galatasaray Adası'nda çıt çıkmıyor.
Sorduk Unit'çilere.. "Ne oldu" dedik.
Galatasaray'la anlaşmayı imzalayıp, Kulübe 1 milyon dolar avansı da ödemişler. Sonra bir İtalyan mimarlık şirketine projeyi yaptırıp, Galatasaray Kulübü'ne sunmuşlar.
Anlaşmaya göre, Galatasaray Kulübü, gerekli yapımlar için imar iznini almakla ve adayı her türlü mali ve hukuki yüklerden arındırılmış biçimde, Unit'e teslim etmekle yükümlüymüş.
Bu arada Unit, "Zemin Araştırması" da yaptırmış.
Sonuçta, Galatasaray Adası'nın alüvyon üzerine oturduğu ve ilk ciddi yer sarsıntısında denize gömüleceği ortaya çıkmış.. Yani çok ciddi bir zemin çalışmasına ve beton kazıklama sistemi ile sağlamlaştırmaya gereksinim duyduğu da, anlaşılmış.
Bu zemin sağlamlaştırma projesi de, Galatasaray Kulübü'ne gönderilip, Anıtlar Kurulu'ndan ve Belediye'den onay alınması istenmiş..
Şu ana kadar, hiçbir adım atılmamış..
Galatasaray'dan alacakları olan bankalar da, bu arada, haciz işlemleri ile Ada'ya yönelmişler.
Anlayacağınız, Kuruçeşme'deki Galatasaray Adası'nın öyküsü, 21'inci yüzyılda da, böyle devam edecek..
Unit'çiler de harcadıkları birkaç milyon doları, zarar hanelerine yazacaklar herhalde.
Boğaz'daki harabe, böylece korunacak.
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|