|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Hadi 'gazetecilik' yapalım!..
Bir aşşağılık kapkapçı yüzünden üniversiteye girme hakkını kaybeden Sibel için medyanın hiç birşey yapmadığını yazmıştım.. Sağdan soldan dalga geçtiler.. Efendim ben gazete okumuyormuşum..
"Bir şey yapmak" ne demek, önce onun kararını verelim.. Haber ilginç.. Verdin.. Haberi vereceksin tabii.. Yok onu da verme.. Verme ki, bugünkü komik tirajları da yapmayasın.. Haberi verince iş bitiyor mu, başlıyor mu, gafiller?..
Medya ne?.. Devleti devlet yapan üç güçten sonra gelen dördüncüsü.. Güya.. Cart kaba kağıt.. Gücü mücü yok.. Biz sadece birbirimizi yemek, tüm öbür yayın organlarını susturmak ya da ele geçirmek, olmadı yok etmek için savaşırız, hepsi o..
Medya ne yaptı peki, "Bir şey yapmadı" diyen Hıncal'la dalga geçenler?..
Sibel'e hakları iade mi edildi?.. Sibel'e kaybettiklerine karşı ağır bir tazminat mı ödendi?.. Sibel'i korkakça bir kararla sınava almayan görevliye işten el mi çektirildi?.. Sibel yandı, yeni Sibeller yanmasın diye geleceğe yönelik bir karar mı alındı?.. Seneye bir kapkaççı, Sibel'in kaderini gene kapıp kaçarsa durum farklı mı olacak?..
O zaman ne yaptınız be?.. Ne yaptınız?..
Kızın elinden tutan, acısına bir nebze soğuk su döken Mustafa Sarıgül'ü popülizmle itham ettiniz, hepsi o..
Durum eski tas, eski hamam..
Peki ne yaptınız o zaman, söyler misiniz?..
Haberi verdiniz..
Sövdürmeyin beni..
Mesele sorunu ortaya atmak değil.. Mesele çözüme dek savaşmak.. O zaman gazeteci, o zaman gazete olunur..
Yazdım bitti. Görevim bitti. Ben üzerime düşeni yaptım..
Üzerine taşlar düşsün diyesi geliyor insanın..
Gazetecilik haberi vermekle bitmez.. BaÅŸlar!..
Dünkü Sabah'ın manşetini irkilmeden, sarsılmadan, donmadan, donup kalmadan okuyanınız var mı?..
Bu soruyu size değil, kendini gazeteci.. Genel Yayın Müdürü.. Yönetici.. Köşe yazarı kabul edenlere soruyorum..
Yavuz Donat'ın Yargıtay Başkanı'nın ağzından, yani birinci elden naklettiklerini okudunuz mu?..
Cevap vereyim..
Hayır okumadınız..
Siz haftalar önce Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşmasını da dinlemediniz..
Okusanız, dinleseniz, yüreğiniz sızlar, gazeteci olmasanız bile, vatandaş olarak dehşete düşer "Bir şeyler yapmak gerek" derdiniz..
****
Devleti devlet yapan üç güç vardır.. Yasama.. Yürütme.. Yargı.. (Bir de dördüncü güç var ya.. Basın.. Hadi güldürmeyin beni..)
Bu üç güçten biri eksik, yaralı, özürlü oldu mu, devlet sallanmaya başlar.. Hele bu eksik, yaralı, özürlü güç yargı ise, temelden biter.. Çünkü sonunda yasama ve yürütmenin haksızlıklarını da soruşturan güç yargıdır.
Bu sebeble zaten bütün mahkeme salonlarında "Adalet mülkün temelidir" yazar.. Mülk dediği, tapulu bahçeniz değil.. Devlet..
Adalet devletin temelidir.
Bizdeki adaletin haline bakın..
Bakın.. Benim sözlerimle değil.. Bu ülkenin en büyük yargı organlarının ilk ikisinin başındaki adamların sözleri ile bakın.. Nasıl zavallı, nasıl perişan bir tablodur bu..
Maddi manevi sıfır olan gücün tablosu..
Gittiğim Adliye binalarını görüp, kaç kez yazdım..
"Ey zavallı yargıç.. Karşına çıkan suçluları mahkum edip hapse gönderiyorsun güya.. Onlar suçları ne kadar ağır olursa olsun, CMUK, MMUK, af, maf deyip üç gün sonra gene toplumun içine dönüyorlar, yeni suçlar için..
Oysa sen sayın yargıcım.. Oysa sen, o ışıksız, o daracık, o toz yuvası, o köhne, o rezil koşullarda tam 30 yıl yaşamaya mahkumsun.. Ne CMUK'u var, ne de affı.. En büyük mahkum sensin.. Hayatının en güzel yıllarını bu iğrenç koşullarda yaşamaya mecbur edilen sen.."
Bir dedim.. İki dedim.. Kimsenin kılı kıpırdamadı..
Hemen her gazetecinin yolu Adliye'ye düşüyor.. Durumu hepsi biliyor. Ama kimse umursamıyor..
Adalet Bakanları umursamıyor.. Meclis, iktidarı, muhalefeti umursamıyor.. Vatandaş, sivil toplum örgütleri umursamıyor.. Sandım ki, bu yazdıklarım üzerine yargıçlar beni e-mail'e boğacak.. Yargıçların kendileri umursamıyor.. Herkes bezgin, herkes sessiz.. Herkes umutsuz.. Herkes, en korkuncu bu..
Herkes, ama herkes umursuz!..
****
Yavuz'un köşe yazısını manşete taşımış Sabah.. Harika bir gazetecilik yapmış.. Peki arkası..
Peki gerçek dördüncü güç.. Sonuç alana kadar savaşa devam.. Asıl gazetecilik o..
Var mısınız Sabah ailesi.. Ergun Babahan'dan başlayıp, tüm köşe yazarlarına..
Yargı gücü layık olduğu yeri alana dek savaşa?..
Var mısınız, bir kere de "Gazetecilik" yapmaya..
****
"Kalkın ey ehl-i vatan" dediler,
Kalktık..
Onlar oturdu. Biz ayakta kaldık" demiş filozof..
Sabah..
Ne olur bu defa oturma.. İşin sonunu alana dek oturma..
Yarın bu ülkede "Adalet reformu en büyük, en önemli gelişmeydi. Bunu Sabah sağladı" desinler..
Desinler mi?..
'Müptezel' olmadan yazabilme sanatı..
Müptezel (Meydan Larousse)- Bol bulunan, bayağı, değersiz, ucuz. Hor kullanılan. Orta malı olmuş Müptezel bir kadın.
"Biniliyormuş Laila adlı bir alamete, gidiliyormuş müptezel bir kıyamete" diyor, gökten zembille inen yeni köşe yazarlarımızdan Ece Temelkuran..
Yanlış anlaşılmasın.. Hele bu meslekte gençlere yer, gençlere fırsat verilmesi konusunda benim kadar savaşan yoktur.
Amma velakin, hele belli yetenekleri hemen fark edilenleri uyarmak da bu savaşın bir parçası..
Sürünün ardına kapılıp, bilmeden, etmeden, görmeden, anlamadan, klişecilik, popülizm yaptın mı, belki pop müzik plakları gibi iki gün devamlı çalınır, ama üçüncü gün unutulur gidersin.. Ne sen kalırsın geriye.. Ne yazın.. Yazıların..
Ece kardeşim Laila'yı "Müptezel kıyamet" diye anlatınca, lafın sözlük anlamını yazının başına koydum. Ola ki, yazdığının ne olduğunu bilmeye ve özenti olarak yaza..
Bak genç ve- anlattılar ordan biliyorum- "Güzel" kız.. Yazıların da yüzünü yansıtmalı..
Güzel olmalı..
Laila'ya gittin mi?.. Orada bir gece geçirdin mi?.
Mekan ne?.. Gelenler gidenler kim?..
Bu mekanda bu yılki 180 derece değişikliği gördün mü, sezdin mi?..
Genel Yayın Müdürün Mehmet Yılmaz kardeşime "Bu mekana sen gidermişsin, anlat bana" dedin mi?..
Geçen yıllarda Laila/ Pasha dönemlerinde burası, televoleler tarafından abartılmakla beraber, özellikle gençler için bir yaşam tarzıydı. Haşmetlu, devletlu Sadettin Tantan hazretleri, İçişleri Bakanlığı devrinde, popüler olmak için tüm güçlerini Pasha üzerine bu yüzden salmıştı.. (Sahi nerde şimdi Tantan!.. Vazgeçtik.. Tın tın diye bile sesi gelmiyor?..)
Bu yılki Laila, çok başka bir düşünce ile hazırlandı..
Burası artık binlerce genci toplayan, bir ayakta durma diskosu değil.. Burası, dünyanın en güzel mutfaklarının toplandığı bir yazlık restoranlar kompleksi..
Dünyayı gezenler bilir.. Her yerde vardır böyle ülkenin en güzel manzaralı yerlerinde, özellikle deniz kenarında böyle mekanlar.. Sadece kente değil, iç ve dış turizme de hizmet verirler. Ülkeye nam, ülkeye para, ülkeye gurur kazandırırlar..
Karıştırın Fransız medyasını..
Bu ülke, hele hele Paris, böyle yerleri ile ünlüdür. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlar, La Coupole, La Tour d'argent, Les Fouquets'de oturmak, Cafe des Fleurs'de kahvaltı etmek için yarışırlar..
Laila işte böyle uluslararası bir gurur anıtı şimdi.. Bir yaşam tarzı değil..
Dünya güzeli Boğaz.. Olağanüstü güzel bir Akdeniz dekoru.. Müthiş bir ışık dizaynı.. Asla ve asla, masalardaki sohbetin önüne geçmeyen bir ses düzeni..
Ve de etrafa yayılmış dünya mutfaklarının en güzel örnekleri..
Tabii pahalı.. Bol kepçe aşevindeki fiyatlar burda yok.. Dünyanın her yerinde böyle yerler pahalıdır.
Antrcotte'ta 10 euroya yediğin ete, Lasser'de 250 euro ödemenin sebebi budur..
Ve de bu hiçbir Fransızı rahatsız etmez..
Zengin yerleri tüm Boğaz'ı kaplasa o zaman bir derece haklı olursun.. Ama 500 metre aşağıda, Ortaköy'de ayni manzara bedava..
Al Ertekin'den bir kumru.. Yanındaki bakkaldan da bir bira.. Git otur deniz kenarına bedava..
Az bir şey harcayacak gücün varsa, yeni açıldı, caminin dibinde.. Sedir.. Dünya güzeli bir mekan, hem de ne aklı başında paralarla..
O zaman nedir, bu ülkeye çok şey katan, çok da katacak olan, böyle le luxe yerlere düşmanlık.. Niye bu ucuz servet düşmanlığı.. Artık Küba'da bile kalmayan çağdışı sol edebiyat?..
"Bol bulunan, bayağı, değersiz, ucuz. Orta malı olan şey" Ece, gidip bakmadan, bakıp görmeden "Herkes saldırıyor ben de sallayayım" diye Laila'ya saldırmak..
Müptezel olan, asıl müptezel olan bu tarz gazetecilik..
Genç yaşında bu tuzaklara düşme.. Sürünün içinde yürüme.. Söyleyecek yeni bir şeyleri olmadığı için klişelerden medet umanlardan olma.. Kendi yolunu seç.. Uçurumlar, dağlarla olsa da kendi yolunu seç.. Aşabilirsen, kalırsın..
Bu yolda gidersen, üç beş yağcı, üç beş yalaka "Helal olsun kıza.. Ne geçirmiş" derler. Kulağına gelir , hoşuna gider, şişinirsin.. Şişinirsin.. Şişinirsin.. Sonra bir gün bakarsın.. Bir iğne batmış..
Püf!..
****
Ece kardeş.. Patronun Mehmet Yılmaz, benim kardeşim.. Söyle ona, seni alsın bir gece Laila'ya getirsin.. Birlikte yemek yiyelim.. Görelim bakalım, Laila senin yazdığın gibi müptezel bir kıyamet mi, yoksa benim anlattığım, ülkenin gururu, simgesi olmaya aday bir muhteşem mekan mı?.
Senden bir ricam var..
Peşin hükümsüz gel. Beynini yıkamadan gel..
"Görelim bakalım" diye gel, olur mu?.
SEVDİĞİM LAFLAR
Yakışıklı Prens bulmanın yolu, bir sürü çirkin kurbağayı öpmekten geçer...!
Anonim (Teşekkürler Yıldırım)
TEBESSÜM
İki arkadaş hem içiyor, hem de karılarından yakınıyordu. Biri "Ben" dedi, "Evliliğimizin ilk senelerinde işten eve dönünce karımı kucaklar, nefesi kesilene kadar kollarımda sıkardım."
Diğeri içini çekerek sordu "Ya şimdi?"
"Şimdi mi? Daha fazla sıkmadığım için pişmanım!.."
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|