|
 |
|

EMRE AKÖZ
'Bu eğlenenler Türk mü?'
Hele bir haberi okuyalım... Laila açıklarında bir tekneden yayımlanan 'Siyaset Meydanı'nda bir araya gelen ünlü işletmeciler özetle şöyle dedi...
Celal Çapa "Turizm acenteleri getirdikleri turistlere İstanbul'un asıl güzelliklerini göstermiyor. Türk Gecesi adı altında dansöz oynatıyorlar. Turistler de doğal olarak bizi, eğlenirken sadece dansöz oynatan bir millet zannediyor."
Şefik Öztek "Mekanımıza gelen turistler gördükleri ihtişam karşısında çok şaşırıyorlar. Özellikle çalınan müzikleri ve Batılı tarzdaki eğlence anlayışını görünce şaşkınlıkla, 'Bu eğlenenler gerçekten Türk mü' diye soruyorlar."
Emre Ergani "Tüm dünyada eğlence mekanlarının gelirlerinin yüzde 70'ini turistler oluşturur. Bu durum ne yazık ki bizde içler acısı. Gelirimizin sadece yüzde 10'unu turistler oluşturuyor."
Haber bu. Önce sorayım
İngiltere'de Türk kebapçılar var. Londra'ya giderseniz kebap mı yersiniz yoksa 'fish&chips' mi? Almanya'da Türk dönerciler var. Berlin'e giderseniz döner mi yersiniz, yoksa sosis yiyip bira mı içersiniz? İtalya'da Türk pideciler var. Floransa'ya giderseniz pide mi yersiniz pizza mı?
Senin mekanında çaldığın müziği İngiliz, Alman ya da Fransız turist bütün kış ülkesinde dinliyor zaten... Aylar boyunca o müzikle tepinmiş adam diskoda; şimdi niye gelip aynı parçaları dinlesin?
Peki sen orada ne sunuyorsun müşterine? Suşi... Pizza... Makarna... Füzyon mutfağı... Adam kusacak makarna, pizza yemekten; değişik şeyler arıyor haklı olarak.
Batı'daki örneklerini taklit ederek kurduğun, Beyaz Türkler'e ve onlardan sebeplenenlere hitap eden mekanına turist niye gelsin?
Türkiye'nin turizm açısından çekiciliği nerede? Güneşinde, kumunda, denizinde... O beğenmediğin kebabında... Yüzünü buruşturduğun rakısında.... Banal bulduğun dansözünde... Bir gün adımını atmadığın müzelerinde, saraylarında...
Efendim fes giyiyorlarmış... Kapalıçarşı'daki üç beş satıcıyla, turistik lokantadaki sekiz on garsondan başka bu ülkede fes giyen var mı? Turist salak mı, sokakta yürümüyor mu, görmüyor mu Türkiye'de fesin giyilmediğini. Ama sen, nasıl örneğin Yunan askerini karikatürlerde etekli metekli gösteriyorsan, o da Türk'ü fesli çiziyor işte. Yakınacağına 'Ben bunlara nasıl daha fazla fes satarım' diye düşün.
Ben bıktım bu zihniyetten!
Şevket Rado ve küt kafalılar
Küt kafalı bazı yaşlı köşe yazarları genç meslektaşlarını, özellikle de kadın olanlarını, 'Bunlar lay lay lom yazıyor' diye eleştiriyor. 'Lay loy lom' dedikleri, gençlerin çoğunlukla konu olarak siyaseti ya da ekonomiyi değil 'günlük hayatı' tercih etmesi.
Küt kafaların bir başka özelliği de, "Ah eskiden böyle değildi, köşe yazarı dediğin memleket meselelerini ele alan, oturaklı kişi idi" demeleri.
Yalan!
Allah'tan arşiv var. Allah'tan eskilerin kitapları yeniden basılıyor, köşe yazıları derlenip piyasaya sürülüyor. Bu sayede küt kafaların palavra attığını, düpedüz yalan söylediğini, geçmişi kendi çıkarlarına ve örümcek bağlamış fikirlerine uygun olarak yeniden kurguladıklarını öğreniyoruz.
Örnek mi? İşte Şevket Rado'nun 1930'lardan başlayıp 1950'lere dek Akşam gazetesinde yazdığı fıkralar... 'Sözün Gelişi' adlı bu derlemeyi Cem Akaş yapmış (YKY).
Rado 1913 doğumlu. Pertevniyal Lisesi ve hukuk fakültesi mezunu. Aile, Resimli Hayat, Doğan Kardeş dergilerini çıkardı. Ses ve Hayat gibi dergilerde çalıştı. Şiir ve gezi kitapları da var. 1988'de öldü.
Gelelim 'Sözün Gelişi'ndeki yazılara... Bakın usta hangi konuları kalemine dolamış Kiralık frak... Şemsiye, baston... Saat... Bob stiller ve halifakslar... Çorap... Kravat... Entari ve pijama... Pipolu kadınlar... Şöhret... Bekarlar... Bahar... Kurban... Plaj... Tramvay... Radyo... El öpmek... Aşk... Futbol...
Gördüğünüz gibi günlük yaşamdaki değişim Rado'nun önem verdiği bir konu. Yeni modaları, dönemin trendlerini keskin bir gözlem gücüyle ve tatlı bir üslupla okura iletiyor.
Bugün yaşasaydı, hiç kuşkunuz olmasın; BBG evini, açık göbek modasını, ceptelleri, çetleşmeyi, Beyaz Türkler'in salata tutkusunu yazardı.
Soracaksınız Şevket Rado'nun yazılarıyla, bugünün 'life-style' yazarları arasında hiç mi fark yok? Var! Şöyle
Rado 'ben yaptım' demiyor. Örneğin 'Ben rakı içtim' demiyor. 'Ben' kelimesi onda bir 'gözlemci' olarak var "Plaja gittim ve şunları gördüm" biçiminde. Dolayısıyla yazarın iç dünyasına pek giremiyoruz.
Günümüzün genç yazarları ise çekinmeden, gocunmadan, cesurca 'ben' diyor. 'Sırt dekolteli elbisemi giydim', 'Geçen gün çet yaparken' gibi... Yani toplumsal olayları sadece izlemiyor, katılıyorlar da... 'Dışarıdan' değil, 'içeriden' yazıyorlar.
Yine soracaksınız "Ne yani günümüzün genç yazarlarını Rado ile aynı kefeye mi koyuyorsun?" Hayır. Şunu demek istiyorum
Eskiden de birçok fıkra yazarı vardı. Sonra elene elene günümüze bir Burhan Felek, bir Haldun Taner, bir Adalet Cimcoz kaldı... Aynı şekilde bugünküler de elenecek, çoğu unutulacak ve gelecek kuşaklara pek azı kalacak... Olay budur.
(Not Cem Akaş iyi yapmış, hoş yapmış da fıkraların yayın tarihi belli değil. Olacak şey mi!)
KIZLARINA 'NICK' ARAYANLAR
Yeni teknoloji, yeni ilişkileri de beraberinde getiriyor. İşte bir 'yüz göz olma' durumu "Ailem sevgilimle internette tanıştığımı biliyor. Onu çok seviyorlar. Kuzenimin de sevgilim gibi birini bulabilmesi için dün bilgisayarına icq, msn gibi chat programları kurduk. Teyzem ve eniştem kızlarına güzel bir nick bulmak için çok çaba sarf etti. Sonunda eniştem 'suböreği'nde karar kıldı. Kuzenime daha sonra sevgilimi icq'da değil,
www.itiraf.com
'da bulduğumu itiraf ettim. Tabii o da hemen buraya üye oldu." Suböreği ha; şahane!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|