kapat
23.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL


OKAN MÜDERRİSOĞLU


Kredi ve kredibilite

Türkiye, 1999 yılından bu yana IMF desteği ile ekonomik program yürütüyor. IMF gözetiminde iken krize giren ender ülkelerden biri olma özelliğini hala koruyor. IMF'nin, reel sektörü düşünmediği, sosyal politikaları önemsemediği her fırsatta söyleniyor. Bu tez, AK Parti Seçim Beyannamesi'nin de özünü oluşturuyor. Hükümet kurulmadan önce farkedilen "IMF'siz yola devam" senaryosu ise iktidarın 7. ayında filme çekiliyor. Şubat 2003'te bu köşede dile getirdiğimiz "Malezya esintisi", aradan dört ay geçmeden gerçekleşiyor. Niyetimiz, IMF savunuculuğu veya karşıtlığı değil. "Neden IMF?" sorusuna yanıt aramak. Aslında yanıt gayet basit "IMF ile aşk değil mantık evliliği yaptık!"

Para da önemli itibar da
İşin bir başka yönü, IMF'nin Türkiye açısından vazgeçilmezliğinde saklı. Ödemeler sisteminin kilitlendiği, krizin etkilerinin en yoğun yaşandığı günlerde IMF sadece "dolar" demekti. Türkiye'ye tek cent verecek babayiğit yoktu. Borç çarkını çevirme görevi IMF'ye havale edilmişti. Bugün gelinen noktada, krizin yaralarının sarıldığını herkes kabul ediyor. Ama yapısal dönüşümün tamamlanmadığı, ağır borç yükünün devam ettiği de açık bir gerçek. Öyle ki Hazine'nin 31 Mayıs 2003 verileri, borç stoğunun Nisan ayına göre 17.1 milyar dolar artarak 165.6 milyar dolardan 182.7 milyar dolara çıktığına işaret ediyor. Kur farkı etkisi arındırıldığında bile son bir ayda borçlarımız 2.7 milyar dolar arttı.

IMF'nin dışlanması lüksünü ortadan kaldıran bir diğer konuya gelince... Şubat 2001'de, Türkiye için "kredi" anlamına gelen IMF, Haziran 2003'te "kredibilite" anlamı taşıyor. Çünkü hükümet, iç ve dış piyasalara zigzagsız program uygulayacağı mesajını veremiyor.

Hatırlatmakta yarar var. 2.2 milyonu doğrudan, 600 bini de yatırım fonları aracılığı ile olmak üzere 2.8 milyon kişi hazine kağıdı taşıyor. Yatırımcı tabanının genişlemesi, güven ortamının pekişmesi iyi de... Milyonlarca insan faiz riski üstleniyor. En küçük yol kazası bile hükümetin, hükümet etme şansını ortadan kaldırma tehlikesi içeriyor.

Spekülasyon doğru mu?
IMF'yi erken tartışmaya açma yaklaşımı acaba bilinmeyen kontr garantileri mi içeriyor? Kamu arazisi satışı, özelleştirme, Araplara gelir ortaklığı senedi ihracı... Bu kaynaklar, sadece IMF'ye 2004'te 11 milyar dolar, 2005'te 10 milyar dolar borç ödemesi gereken bir ülkedeki aşırı iyimser havayı açıklamaya yetmiyor. Spekülatif de olsa bir bilgi mali çevrelerde konuşuluyor. Irak'ın devrik lideri Saddam ve adamlarının Irak Merkez Bankası'ndan kaçırdıkları 12 milyar doların bir bölümünün Türkiye'de olduğu hatta sisteme girdiği iddia ediliyor.

Son pişmanlık neye yarar
Gerekçesi ne olursa olsun, IMF reçeteleri ile yıllardır sıkı rejime giren bir ekonomide canlanma belirtileri geniş halk yığınlarını ve siyasi kadroları memnun ediyor. Bu toz pembe dünyaya bürokratlar da eşlik ediyor. Unutulmasın. Olaylar olup bittikten sonra, neden o duruma düşüldüğünü en iyi açıklayanlara "iktisatçı" deniliyor. Bankalar bilanço düzeltip kar yazıyor, faiz kazancı elde edenler keyif çatıyor. Sonbaharda doların atak yapacağını, mini kriz dalgası geleceğini yine bu çevreler söylüyor.

Çözüm yolu, IMF'den boşanmak yerine, bir süre daha en azından "Yakın İzleme Anlaşması" çerçevesinde dişimizi sıkmaktan geçiyor.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır