kapat
23.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL


MEHMET BARLAS


Geri kalmışlığın nedeni despotizm mi?

Hep araştırır, tartışırız ya... "Acaba neden geri kaldık" sorusuna, tam cevabı bir türlü bulamayız.

Herkes kendi meşrebine göre bir neden bulmaya çalışır geri kalmışlığımıza.

Kimi dine bağlar olayı, kimi de, dinin gereklerini tam yerine getirmemiş olmamızı hatırlatır.

Biraz Ortadoğulu, çok miktarda da 3'üncü Dünyalı olduğumuz için, "Dış Düşmanlar"a bağlayanlar da çıkar çokça.. Emperyalizmi, siyonizmi, kapitalizmi sorumlu tutarlar, geri kalmışlığımızın irdelenmesinde.

Kimse, gırtlağına kadar petrol zengini olan Ortadoğu ülkelerinde, bu petrol zenginliğinin, neden sadece "despotik" rejimleri fonladığını pek araştırmaz..

"London School"da Siyaset Bilimi öğretim üyesi olan Yeni Zelanda'lı Prof. Kenneth Minogue'nin "Siyaset ve Despotizm" kitabı, sonunda dilimize çevrildi. (z.g.e. Liberte Yayınları Ankara) Kitabı okurken, "Neden geri kaldık" sorusuna, birden fazla nedeni içeren cevaplar buluyorsunuz.

Galiba ana cevap, devlet ile halk arasındaki ilişkilerin despotik yapısından çıkartılabilir.

Osmanlı tarihinin bizlere okullarda öğretilme biçimini hatırlayın..

Buna göre "İyi Padişah" var ise Osmanlı yükselir, "Kötü Padişah" gelince de, Osmanlı inişe geçer.

"Siyaset", başta padişahın bulunduğu birkaç kişinin işidir.

Hepimiz Fatih'in, Kanuni'nin torunları olduğumuzu varsayarız. Kimse, bu çizgide, Deli İbrahim'in de torunu olduğunu kabullenmez. Prof. Minogue, "despotizm"i irdeleyen kitabına, Abbasi Halifesi Harun El Reşit'ten başlamış.

Harun Reşit, tebasının ne düşündüğünü anlamak için kılık değiştirir ve dilenci görünümü içinde Bağdat'ta gezip, halkın gerçek duygularını anlamaya çalışırmış..

Oysa artık çok iyi biliyoruz ki, halkın veya toplumun gerçek duygularını anlamak için, kıyafet değiştirip, sokak sokak gezmeye gerek yok..

Bu çağda halkın gerçek duygularını, seçim sonuçları, sivil toplum örgütlerinin tepkileri, işçi sendikalarının açıklamaları, piyasa göstergeleri falan, çok iyi anlatıyor, yansıtıyor.

Ortadoğu'da her sözü bir çeşit Allah'ın emri olarak kabul edilen despotlar, kıyafet değiştirip, halkın duygularını anlamaya çalışırlarken, Avrupa'da "toplum katmanları" ile krallar, mesela "Magna Carta"yı imzalıyorlardı.

"Siyaset"i sadece Padişah'ın veya O'nun çevresindeki bir avuç adamın işi olarak gören anlayış, belki de iklimden kaynaklanıyor.

Dört mevsim akan ırmakların olmadığı, halkın beslenmesinin sürekli devlet desteğine bağlı olduğu coğrafyalarda, "özel mülkiyet" de, "devlet kadar güçlü" üretici sınıflar da olamıyor.

Sonuçta, çağlara karşı direnen despotlar oluşuyor..

Despotizmin özü, egemenin kontrol edilemeyen gücüne karşı, hiçbir yol ve çıkış noktası olmamasıdır. Parlamento yoktur, muhalefet yoktur, özgür basın yoktur, bağımsız mahkemeler yoktur, iktidarın aç gözlülüğünden özel mülkiyeti koruyacak yasalar yoktur..

Despot'unkiler hariç, hiçbir kamu hakkı yoktur.

Kendi kaderine hakim olamayan ve her şeyleri, despotun önceden belli olmayan kararına bağlı kılınan toplumlar, sonunda kendilerini, mistisizme, kaderciliğe, dine ya da inkarcılığa bırakır.

Ortaçağ despotizminin, bu çağa aktarılma biçimini, yaşayarak gördük..

Bir tek despot yerine, "Despotik Oligarşiler"in, "devlet adına", hukuku da, evrensel gerçekleri de yok saymalarını ve insanları karınca yerine koymalarını, bizim bölgede hep izlemedik mi?

Geri kalmışlığın nedeni, neden despotizm olmasın?

ÅžAKA

Ayı belli de..
Bülent Ecevit, Kasım ayındaki DSP Kurultayı'nda aktif siyasete veda ediyormuş..

Tabii siz de merak ediyorsunuz..

Hangi yılın Kasım ayı bu acaba?

Galiba 2004'ün Kasım'ı olacakmış bu..

AVRUPA YOLU

İstemeseler de gireceğiz!.
Selanik Zirvesi dolayısıyla, Avrupalı liderler ile Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan arasında, içtenlikli diyaloglar geçti..

Bunlardan anladığımıza göre Yunan Başbakanı Simitis, Türk sanat müziğini çok seviyormuş.. Bulgar Başbakanı Simeon ise, Türk usulü kadayıfı, Yunan kadayıfına tercih ediyormuş.. Bu arada, Fransız Cumhurbaşkanı Chirac da, Türkiye'nin 6'ncı Uyum Paketi'ni çıkardığını görünce, üyelik niyetimizin ciddi olduğunu anlamış..

Bütün bunlar güzel.

Ancak aynı sırada, Avrupa Konvansiyonu'nun yazımcısı Giscard d'Estaing, İngiliz BBC'de konuşuyor ve "Türkler bize benzemiyor. Kültürleri farklı.. Türkler Avrupa Birliği'ne giremez" diyordu.

Diplomasi kuramcısı Harold Nicolson, "Dış politika, liderlerin samimiyetine bağlı olarak yürümez" der..

Yani işin özeti şu..

Eğer Avrupa'ya gireceksek, bunu onlar istediği için değil, biz buna kararlı olduğumuz için başaracağız..

Çünkü Erdoğan'la böyle samimi olanlar, o sırada Giscard'la kan kardeşidir.

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr

Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır