|
 |
|

EMRE AKÖZ
Milliler'in altyapısı
Perşembe günü oynanan Türkiye-ABD maçını beklerken çok heyecanlıydım. Çünkü sahaya milli takımın yeni futbolcuları çıkacaktı. Evet nasıl oynayacaklarını çok merak ediyordum ama doğrusunu söylemek gerekirse pek de ümitli değildi. Malum Dünya ve Avrupa Kupası gibi 'önemli' maçların haricindeki karşılaşmaları bizimkiler pek ciddiye almıyorlar. Çek maçında olduğu gibi fark dahi yedikleri oluyor...
Ancak en azından benim tahminlerimin ötesinde bir uyum ve futbol ortaya koydu Milli Takım. Tabii aksaklıklar vardı. Bunları spor sayfalarımızdaki analiz yazılarından okuyabilirsiniz. Önemli olan nokta şu Uzun süre takımın iskeletini G.Saraylı futbolcular oluşturdu. Bunların çoğu Fatih Terim'in yetiştirdiği oyunculardı. Bu iskeleti bozmamak için Şenol Güneş çok formda olan ancak başka kulüplerde oynayan bazı futbolcuları takıma almıyordu.
Bugün ise şu ortaya çıkmış durumda Değişik kulüplerden gelen futbolcular Milli Takım'da tıkır tıkır oynayabiliyor. Tabii henüz arzu edilen seviyede değiller. Bu da tecrübeyle yani sık sık birlikte oynayarak aşılacak bir sorun. Eksikler ve hatalar zaman içinde giderilecektir.
Türkiye liglerinde oynanan futbolun kalitesi yükseliyor. Bunun iki sonucu var 1) Yurtdışına giden futbolcu sayımız artıyor. 2) Ligin kalitesi Milli Takım'ın da gücünü artırıyor.
1970'lerdeki "şerefli beraberlikleri" ya da "sadece 1-0 yenildiğimiz için mutlu olduğumuz günleri" hatırlayan bir futbolsever olarak şunu da söylemem gerek
Demek ki Milli Takım (bir ara iddia edildiği gibi) sadece ve basitçe bir 'üstyapı olayı' değilmiş. "Seçersin en iyi 11'i sonra da çıkıp takır takır oynarsın" sözü yanlışmış. Sahasından hocasına, kondisyonundan bilimsel çalışmasına altyapı güçlendikçe üstyapı da gelişiyor.
Para kazanan kültür merkezi
Geçen günkü hatamı özür dileyerek düzelteyim önce Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Tunç Erem'in soyadını 'Erdem' diye yazmışım.
Prof. Erem'in adından Üsküdar'daki Valide-i Atik Külliyesi'ni (eski Toptaşı Cezaevi) konu ettiğimde bahsetmiştim. Prof. Erem ve M.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Hüsamettin Koçan uğraşıp didinip Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan külliyeyi bir sanat kültür merkezi haline getirmek üzere üniversiteye kazandırdılar.
Külliyeyi temizleyip restore etmek için epey para gerekiyor. Üniversitenin bütçesiyle bunu yapmak mümkün değil. AB'den ve Unicef'ten kaynak sağlanabilir. Ayrıca bizim holdinglerin de devreye girmesi gerekiyor.
Bu arada ben de fikrimi söyleyeyim Burası 'yaşayan' ve 'para kazanan' bir yer olmalı. Öyle bir biçimde tasarlanmalı ki insanlar bu mekana sadece sanat kültür etkinlikleri için gitmemeli. Yemek olmalı. Kahve, çay, kola içilebilmeli. Ne bileyim, mesela resim ve heykel bölümü öğrencileri belli bir ücret karşılığı buraya gelip gidenlerin resimlerini, büstlerini filan yapmalı. Poster, kaset, kitap satılmalı. Yerli-yabancı caz ve pop sanatçıları küçük konserler vermeli.
Özetle büyük kârlar yapmasa dahi sanat kültür merkezi kendi kendini finanse edebilmeli.
HOP DEDİK!..
Salsa sevenlere güzel bir haber vermiştim Bu işin ustalarından Angel Ortiz, Türkiye'ye geliyordu. Bu haberden sonra SalsaTR'den Tansu Günay bir mesaj gönderdi. Önce teşekkür ediyordu. Ardından da şöyle diyordu "... Ayrıca, haberi gördükten sonra 'Emre Aköz'ü nereden tanıyorsun' diye telefona sarılan insanlara tam istediğim cevabı vermeme de olanak sağladığınız için ayrıca teşekkür ederim. (Size cevabımı da yazardım ancak biraz uzun.)"
Bu durumdan hiç hoşlanmadım. Şöyle Belli ki bazı okurlarda, bizim (yani gazetecilerin) ancak tanıdıklarımızın haberlerini yayınladığımıza ilişkin bir kanı var. Kötü, çok kötü! Demek ki hata yapıyoruz.
En azından kendi tavrımı açıklayayım Ben haber değeri olmayan bir olayı burada yazmam. Tanıdığım insanlarla ilgili olsun olmasın ilk aradığım özellik budur. "Abi şunu bir yere sıkıştırsana" sözünü hemen her gün işitirim. İlginçse, değişikse ya da benim o konuda söyleyecek bir sözüm varsa burada yer alır. Ölçütüm budur.
İşte yazıyorum Salsa dansından hiç anlamam. Öğrenmeyi de düşünmüyorum. Ama madem ki bazı insanlar Latin danslarını seviyor, Angel Ortiz'in gösteri ve 'workshop' (kurs, atölye) için gelişi haberdir. Olay bundan ibarettir.
KADINLA ERKEĞİN FARKI
"Kadın, 'Ben bu işi yapabilir miyim' derken, erkek önce makama bakıyor. Erkek küçüklükten beri gelen futbol gibi becerilerinden ötürü, 'Ben nasılsa takımı kurarım, golü atarım' diye düşünüyor. Kadın evde daha ufak gruplarla çalıştığı için çok büyük ekipleri yönetme konusunda kuşkulu." The Amrop Hever Group'un kurucusu, şirketlere özel eleman sağlayan (beyin avcısı) Doç. Yeşim Toduk Akiş, kadınla erkek arasındaki 'yöneticiliğe bakış' farkını işte böyle anlatıyor. (Aslı Çakır'ın röportajı, Milliyet Cuma ilavesi)
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|