|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Park yapanın heykelini dikerim..
Karadenizli vatandaşları nasıl bilirsiniz?.
"Yeşili, betona çeviren yap satçılar.." O zaman, ya bizim adını Lazoğlu diye koyduğumuz Yusuf Namoğlu Karadenizli değil. Ya da bizim yanlış bildiğimiz şeyler var..
****
Adını uygar koyduğum ülkelerin büyük kentlerinde beni komplekse düşüren üç şeye bol bol rastlarsınız..
1- Meydanlar..
2- Heykeller..
3- Parklar..
Allahın yeryüzünde "Cennet" diye yarattığı İstanbul'da bu üçü de yok denecek kadar azdır..
Meydanları ayrıca yazacağım.. Heykel desen, tu kaka..
Gelelim parklara.. Park sıkıntısına..
"Yıldız Parkı var ya.."
Demem o değil.. Yıldız Parkı program yapılıp, vasıta bulunup gidilecek yer.. Benim anlattığım, yanına çocuğunu, eline örgüsünü alan kadınların hemen yanıbaşlarındaki mahalle parkları..
Nasıl insancıl yerlerdir buralar. Çocuklar, anneler, ablalar, ağabeyler, dayı, teyze yengeler, bu parklarda tanışır, sıcaklaşır.. Komşuluğu öldüren, yok eden o büyük kent sendromunu parklar yok eder. Kapı komşusunu tanımayan apartman sakini, bu parkta tanışır..
Çocuklar cıvıl cıvıl oynarlar. Yaşlılar huzur bulur keyiflenirler..
Bizde böyle park yoktur.. Her eve yürüyüş mesafesinde parklar..
****
Namoğlu'nu aradım.. Hakemliği döneminden tanışırız..
"Yahu hani şu içinde yaşadığım Beşiktaş'ı bana gezdirecektin" diye..
Ertekin'de buluştuk.. Yola çıktık..
Üç saat..
Üç saat boyunca park gezdik..
Yahu bizim Lazoğlu, Beşiktaş'ın o beton yığınları arasında nasıl mucizeler yaratmış.. Ne parklar yapmış, görmesem kimse inandıramaz..
İki araya, bir dereye park sığdırmış.. Olmayan yeri üretmiş adeta.. İnsan isteyince oluyor yani..
Benim yıllarca yaşadığım Oyak sitesinde, evimin 50 metre ötesine bir minik park kondurmuş.. Ne kadar şirin.. Niye şirin..
Beşiktaş ilkokulları arasında bir yarışma açmış.. "Çocuklar hayalinizdeki çocuk bahçesini çizin bakalım.."
Birinci olan çocuğun hayalleri bu parkta.. Gökkuşağı rengi ve biçiminde kayak.. Çam ağacı şeklinde fıskiye..
Çam yapılıyordu.. Gökkuşağında çocuklar cıvıl cıvıl kayıyor, büyükleri de banklarda keyifle sohbet ediyor..
"Namoğlu.. Namoğlu.. 80'li yıllarda ben burada yaşarken nerdeydin" dedim..
"Şimdi nerde yaşıyorsun" dedi..
"Alkent'te" dedim..
"Yürü o zaman" dedi..
Alkent'in yanında harika bir park.. Sanatçılar Parkı.. İşin, sinemadan tiyatroya, resimden edebiyata, sanatçıları anma yanı bir yana.. Bizim mahalle halkının dinleneceği, vakit geçireceği, hepsinden önemlisi tanışacağı bir mahal yaratmış Namoğlu..
Çiçekler, ağaçlar ve şelale gibi akan su kanalları arasında bir park.. Bizim komşular keşfetmiş bile..
Göbekte bir kafe var.. Minik menüsünde hem alaminüt karın doyurabilir, hem çeşit çeşit soğuk, sıcak şeyler içebilirsiniz.. Bayıldım..
Parkın aşağı inişinde dere boyu var. Eskiden leş kokan bir iğrenç dere yatağı vardı burada.. Düzenlenmiş, çiçeklenmiş, ağaçlanmış.. Yanına da bir koşu- yürüyüş parkuru yapılmış.. Bizim Alkent'in altından devam ediyor.. Gidiyor.. Gidiyor.. Gidiyor.. Nereye kadar..
TEM'e paralel yan yolda, benim vurulmamla üne kavuşan dostum Mustafa Cengiz'in benzincisi var ya.. Ona yaklaşırken, devasa bir şantiye..
Mustafa Kemal Kültür Merkezi.. Tiyatro, sinema, konser salonları, galerilerle oluşan bir merkez..
Müthiş bir şey.. Parkur, Sanatçılar Parkı ile Kültür Merkezi'ni birleştiriyor.. Bundan daha anlamlı bir koşu/ yürüyüş yolu olabilir mi?.
Bir koşu/ yürüyüş parkuru da TEM'in öte yanında hızla ilerliyor.. Bu defa tema spor.. Sporcular.. Her yere beton izni verilince, Namoğlu iğne deliğinden parklar çıkarıyor işte.. İnce uzun bir park.. 1 kilometre falan..
Ama asıl devasa, asıl muhteşem olanı, Ortaköy Dereboyu Caddesi'ne adını veren derenin boylu boyunca uzanan kilometrelerce uzunluktaki park.. Dere ıslah edilmiş.. Şimdi tüm vadi harika bir sağlıklı yaşam ve buluşma yeri olacak.. Onun da çalışmaları hızla yürüyor.. Büyük şehirle ortak harika bir proje bu..
Bitti mi?..
Yok canım..
Garanti Bankası gökdeleninin dibinde bir oto park vardı.. Tansaş mağazalarının karşısında.. O otoparkı almış kat kat yerin altına.. Ve büyütmüş.. Üstü ne olmuş peki?.. Park.. Bir minik park da oraya.. Yanına da bir kütüphane.. Kitabınızı seçiyor, parka oturuyorsunuz..
Otoparkı da gezdim. Pırıl pırıl.. Ama bomboş.. Oradaki cadde "Duraklamak yasak" diye bağıran çapraz işaret levhaları ile dolu.. Ama tıklım tıklım otomobil, hem de duble park etmiş, otopark boşken.. Denetim?.. Yok.. Civarda trafik polisi yok "Burda boş otopark varken, yasak yere park edip, trafiği tıkıyorsunuz" diyen..
Barış Parkı.. Her millet bir ağaç dikmiş, her milletin bayrağı çekilmiş. Ortasında bir Barış ve Dostluk anıtı var.. Fulya Deresi üzerinde.. Gene insanlar toplanmış, sohbete dalmış.. Parkların insanları yakınlaştıran, dostluğu, komşuluğu pekiştiren etkisi burda da belli..
Prof. Barka Parkı.. Ulus'ta, caddeden görünmeyen bir park.. Ötekiler gibi şirin bir mahalle arası parkı görünümde.. Değil. Asıl işi başka.. Allah göstermesin, bir deprem olursa, iki saat içinde burada bir çadır kent kuruluyor, sahra hastanesi ve helikopter pisti dahil..
Bitmedi, ama vaktimiz bitti.. Amerika ile maçımız var, sekizde ekran başında olacağız, birlikte maç seyredeceğiz.. Dönmek zorunda kaldık..
"Daha parklarımız var, göreceğin" dedi, Namoğlu.. "Engelliler Parkı mesela.."
"Gene buluşalım, gene gezelim" dedim.. "Beşiktaş'ta park kompleksim olmayacak artık.. Park yapan altın bulsun.. Bunlar sana gelecek seçimde oy getirir mi bilmem ama, aldığın hayır dualarla Cennet'te yerin ayrılır.."
Namın yürüsün Namoğlu..
Ercan Arıklı'ya saygı.. Peki vatandaşa..
Ercan Arıklı, Vatan gazetesinin tam da kapısının önünde kazaya uğradı.. 15 dakika yerde yatarak ambülans gelmesini bekledi.. Bu süre içinde yığınla foto muhabiri, yığınla, tv kameramanı olay yerine geldi. Her görüntüyü çektiler. Hastanenin önünde gene yığınla fotoğraf makinası, yığınla tv kamerası çalıştı..
Şöyle bir hatırlamaya çalışın..
Ercan Arıklı'nın kan revan içinde, paramparça, darmadağın tek kare fotoğrafını hatırlıyor musunuz?..
Tam da mezarın başındaydım. Kefeni bağlarından tutarak kaldırdılar.. Tabut kan içindeydi.. 24 saat sonra hala kan.. Öyle öldü Ercan..
Ama medyada bir, tek bir kanlar içinde öyle yatarken resmi çıkmadı..
Gazeteleri, televizyonları yönetenler aralarında anlaşma mı yaptı sanırsınız.. Hayır..
Bu konuşulmamış, imzalanmamış bir yasaydı sanki..
Ve de doÄŸrusu aynen buydu..
Şimdi dönüyorum, yıllardır sorageldiğim konuya..
Bazı gazeteler ısrarla, kazaya uğrayanların korkunç fotoğraflarını yayınlarlar.. Kan revan içinde.. Parçalanmış..
Daha da kötüsünü yaparlar.. Yaralanmış, baygın kızın sedyede taşınırken, sıyrılmış eteğinden görünen iç çamaşırının fotoğrafını yarım sayfa basarlar ki, böyle resimlerden zevk alan sapıklar gazetelerine dadansın, tiraj yapsınlar.. Belki de sapık kendileridir, onu da bilemem..
Ben her defasında sorarım..
"Ey benim Genel Yayın Müdürü kardeşim.. Bu yerde kanlar içinde yatan, bu sedyede yarı çıplak uzanan, senin kardeşin olsa, bu resim gazeteye girer miydi" diye..
Yanıt veremezler..
Yanıt işte Ercan..
Koydular mı onun resmini.. Koyabildiler mi?.
Hayır..
Ama ertesi gün, asansörle kapı arasına sıkışıp ölmüş genç kızın fotoğrafları bir yığın gazetede dörtte bir sayfa boyutlarında yayınlandı..
Bu genç kızın Ercan kadar saygınlığı yok mu?.. Bu genç kızın yakınlarının duyguları senin Genel Yayın Müdürününkilerden eksik mi?.
Türk medyasının etik anlayışı işte bu..
Saygı sadece kendisine..
Vatandaş mı?..
Boş verin canım.. Bu resim ne sattırır ha?..
Böyle örnekler yüzünden zaman zaman bu medyanın bir bireyi olduğumdan fena halde utanıyorum..
****
Bu yazı geçen hafta yazılmıştı. Daha acil konular ve reklamlar yüzünden bekledi.. Bu arada, Mehmet Tezkan ve Ali Kırca kardeşlerimiz ekrandan bir "Naklen ölüm" izlettiler bize..
Siyaset Meydanı'nın medya etiğini ekrana yatırma zamanı gelmedi mi, Ali?.
"Eyt o siks tu van!.."
Havaalanında kahvemi içerek bekliyorum. Kulağım da anonslarda tabii..
Birden duyduklarımı garipsedim..
"Törkiş eyrlayns flayt nambır eyt o siks tu van.."
"Türk Hava Yolları'nın 8 0 6 2 1 numaralı uçağı.." demek oluyor.. Oluyor da olmaz.. Bizde beş haneli uçuş numarası yok.. Üç haneli.. Araya ek uçak konursa, olur dört.. Beş hane nerden çıktı" derken gülmeye başladım..
Ünlü laz fıkrasındaki Temel'e döndüğümü fark ettim..
Hani Londra'da otele gidip odasına çıkınca, Room Servis'e telefon etmiş..
"Tu ti tu, tu tu tu.."
"Two tea, to 222!.." Yani 222'ye iki çay..
Anons "Turkish Airlines, Flight Number 8 0 6, to Van!.."
Yani 806 uçuş numaralı Van uçağının İngilizce anonsu böyle oluyor. Ben şaşırırsam, turist şaşırmaz mı?..
Çözüm..
Bulan varsa beri gelsin!..
Bu da Sibel Tüzün'den "Kırmızı!."
Sibel Tüzün iki senelik çalışmanın ürünü yeni albümünü nihayet çıkardı. Uzun zamandır rockerlara şarkı söyleyen Sibel toplam 11 şarkı ile pop müziğe dönüş yapmış.
Şarkıların çoğunda alaturka enstrümanların ağırlığı hissediliyor.
Albüme adını veren "Kırmızı" bu yaza damgasını vuracak şarkılardan biri olacak. Hem müziği, hem sözleri güzel. Akılda ve kulakta hemen yer ediyor. "Benim sevdam kırmızı yanarken ateşimden,
Ağlarken gözlerimden, içerken kadehimden dökülür kırmızı.
Batarken güneşinden, öperken dudağımdan
Kanarken yüreğimden dökülür kırmızı"
Kırmızı'nın kanun soloları ayrı bir güzellik.
"Hakikaten" albümün güzel şarkılarından.. Şirin bir ritmik melodi.
Bence albümün ikinci hit adayı 6 numaradaki "Kıymetlim"
"Ah kıymetlim seni çok özledim.
Bekledim, gönlümün eşi varmış,
Bekledim, birgün kavuşmayı.."
dizeleri hasret çekenleri etkileyecek.. "Yar seni tanrıya şikayet ettim" de hit olmaya aday bir slow.. Bir hüzün şarkısı aslında. Albüm bu şarkının başka bir düzenlemesi ile harika bir kapanış yapıyor. Sibel Tüzün'ün buradaki yorumu da mükemmel.
Özetle Sibel Tüzün çok emek, vakit ve para harcayıp çok hoş bir albüm yapmış.
Bu yaz çok dinleriz.
Cansayin2000@yahoo.com
TEBESSÜM
Hasta doktoruna dert yandı "Sormayın doktor bey... Gece gündüz, kendimi hep kaleci olarak düşünüyorum, ha bire topu tutmak için sağa sola atlıyorum. Geceleri uykum kalmadı, gündüzleri iş yapamaz hale geldim.
-"Canım kaleci olduğunu düşünmeyi bıraksan da biraz da güzel kızları düşünsen olmuyor mu yani? "
"Ah doktor bey... Birkaç defa kızları düşünmeye çalıştım her seferinde topu elimden kaçırıp golü yedim..."
BİZİM DUVAR
Alkollü içki ithalatı serbest bırakıldı.
Erdoğan'ın yeni şiirleri Hayyam'dan!
(Ünal Turgut)
SEVDİĞİM LAFLAR
Önemli olan insanlar, diğer herkesin önemli olduğunun da en çok farkında olanlardır.
Robert Zend
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|