|
 |
|

Her keseye tekne
Genç girişimciler, Türkiye'de yat üretimine yeni bir soluk getirilmesine inanıyor. Ülkemizde, denizcilik kültürü ve denizcilik turizminin geliştirilmesini istiyorlar. Üreticiler, "Herkesin aklına milyon dolarlık tekneler yatlar geliyor"diyor ve ekliyor Oysa çok uygun fiyata tekneler de var. Otomobil alır gibi almalılar, bu bir yaşam felsefesidir
Deniz Yatçılık'ın Sahibi Rupen Meyhanecioğlu, 2000 yılından beri üretim yapmasına rağmen sektör için gelecek vaadedenlerden. Şimdiden Amerika ve İtalya'nın Sea Ray, Boston Whaler, Baja, Novurania, Antago gibi ünlü markalarının distribütörlügünü yapıyorlar. Aynı zamanda Tuzla'da toplam 20 kişilik bir ekiple yılda 120 tekne üretiyorlar. Şu günlerde ise İspanya, Hollanda, Yunanistan'la iş yapma hazırlığı içindeler.
Babasının teknelerden nefret etmesinin tersine o hep deniz, güneş ve yatlarla içiçe yaşamış. Sevgisinin temellerini ise çocukluğunda arkadaşlarıyla birlikte yaptığı sandal sefaları sırasında atmış. Temelleri sağlam atmış olacak ki 10 sene Paris, 10 sene de Amerika'da kalıp ekonomi okuduktan sonra yine dönüp dolaşıp kendini dalgaların kucağına bırakmış.
"KIZIM KAPTAN O İSTİYOR"
"Parmağınızın ucuyla denize bir kez dokununca bir daha kopamıyorsunuz" diyor. Fırtınalı bir denizden limana dönüşteki yorgunluğun tadını bile bambaşka buluyor. "Üstündeki tuz kalıntılarını bile temizlemeden sıcacık bir çay içmenin keyfini bilir misin?" diye soruyor ve ekliyor "Fırtınalı denizlerde çok yol aldım. İşte dünyanın en büyük özgürlüğü, mutluluğu bu. Bütün pozitiflikler denizde var."
11 yaşındaki kızının şimdiden kaptan olmayı kafasına koyduğunu söyleyen Meyhanecioğlu, "Deniz durgun olduğunda tekneyle dolaşmaktan zevk almıyor. Dalgaları istiyor. Doğduğundan beri teknelerin içinde olduğu için o da bana benzeyecek sanırım. Biz bu duygusal bağlarla sektörde yer alıyoruz. Çok karlı bir sektör olduğunu düşünmüyorum. Amacım denizi yeni insanlara sevdirebilmek. Üstelik çok farklı insanlarla tanışma olanağım var. Bizim müşterimiz bakar, düşünür, eşine, arkadaşına danışır öyle gelir alır. Almasalar da muhabbetimizin tadına doyulmaz. Yaz kış denizden ve güneşten bahsediyoruz. Farklı sektörlerden kişilerle tanışıyoruz. 30 senedir tam bir deniz aşığıyım" şeklinde konuşuyor.
"Türkiye'deki en büyük yanlışlık denizin lüks olduğunu düşünmemizden kaynaklanıyor" diye yakınıyor. "Üç yanımız denizlerle çevrili olmasına rağmen denizci bir ülke olamadık. Deniz lükse giriyor. Elimizde büyük bir imkan var ancak denizle ilgilenen insanların sayısı çok az. Bizim sektörümüzün en büyük sorunu yatlara ya da teknelere yüksek vergiler uygulanması. Adam küçük bir tekne alıyor ödediği fiyattan çok vergisini veriyor. Böyle olunca da çoğu kimse yanaşmıyor bile. Deniz bir ülkenin en önemli varlığıdır ama biz de öcü gibi gösteriliyor. Bu sektörde akla milyon dolarlık tekneler, yatlar geliyor. Ancak çok uygun fiyatta tekneler de bulunuyor. İnsanlar o paraları otomobillere de harcıyor. Otomobil alır gibi almalılar. Bu bir yaşam felsefesidir. Ülkemizde denizcilik kültürü çok gelişemedi. Bizim koylarımız dünyanın hiçbir yerinde yok ama değerlendiremiyoruz. Turistler bizden daha çok geziyor."
"DENİZ TURİZMİ GETİRİLSİN"
Rupen Meyhanecioğlu, Türkiye'de her sektörü vuran ekonomik krizin kendilerini de etkilediğinden, özellikle son iki seneden beri yaşanan ekonomik kriz nedeniyle işlerinde gözle görülür bir kayıp yaşadıklarından dem vuruyor. Her türlü zorluğa rağmen ayakta durmaya kararlı olduklarını dile getiren Meyhanecioğlu şöyle konuşuyor "Amacımız ucuz piyasada rekabet etmek degil. Ürünlerimizin hepsini Avrupa'dan ithal ediyoruz. Almanya - Düsselldorf'da bir boot show fuarına katılıp kendimizi daha iyi tanıtacağız. Distribütörlüğünü yaptığımız markalar, bulundukları ülkelerin en iyi markaları. Tüm teknelerimizin Avrupa sertifikası var. Hollanda'ya ağaç görünümlü fiber bir tekne yapıp gönderdiğimizde aldığımız olumlu tepkiler inanılmazdı. Yapılan yatırımlar büyük ama sektör çok kısır. İnsanlar basit bir tekne alıyor ama vergisi aldığı fiyattan daha fazla tutuyor. Bu nedenle almak istemiyorlar. Bu oran azaltılırsa daha çok kişi alır ve daha fazla vergi toplanmış olur. Ayrıca yat turistlerini de ülkemize çekmenin yolları aranmalı. Onlar diğer turistlerden kaç kat misli döviz girdisi sağlıyor. Bu nedenle özellikle kiralık tekne filomuzun geliştirilmesi gerekli."
YÜZDE 90 İHRAÇ EDİYORLAR
Gemi Makine Mühendisi olan Viking Marin'in Sahibi Ali Sirkecioğlu, 13 yıldır yerli ve yabancı müşterilerine hizmet veriyor. İmalatlarının yüzde 90'ını ihrac ediyorlar. Ürünlerini İtalya, Fransa, İspanya, Yunanistan ve İngiltere'deki mümessilleri aracılığıyla dünyanın dört bir yanına ulaştırıyorlar. Şu an üç haftada bir tekne üretiyorlar ancak hedefleri bu sayıyı yılda 100 tekneye ulaştırabilmek.
En yüksek fiyat koydukları bir yatın fiyatı 800 bin Dolar. Fiyatlar böyle olunca alıcıları da genelde işadamları oluyor. 1923 yılından beri denizcilik sektöründe faaliyet gösteren firmanın tarihinde çekekçilik var. Sirkecioğlu, dedesinin bu işe kızakçılıkla başladığını, 1988 yılında Tuzla'da imalatçılığa başladıklarını söylüyor. Onun için her yatın ayrı bir hikayesi var. "Kolay mı sıradan odunlardan sanat şaheseri yaratabilmek. Genelde hiçbiri satmaya gönlüm elvermiyor ama bu işten para kazanıyoruz. Onu yoktan var ediyorsunuz. Her denizci aynı duyguları hisseder. İşin her aşamasında başında bulunduğum için daha duygusallaşıyorum. Dedem bu işe kızakçılıkla başlamış. Ayrıca ahşap gemilerin bakım onarımlarını yapıyorlarmış. Denize olan merakımız eskilere dayanıyor. Ben okul yıllarımda balık tutup, yelken bile yaptım. Eğer sevmezseniz size sırtını döner. İşimiz de sorumluluk gerekiyor. Şu an ailemde denizcilik yapan tek kişi benim. Onlar farklı alanları tercih etti.
"TEKNE TUTKUSU HASTALIK"
İşes üç kişiyle başlayan Sirkecioğlu, şimdi yanında 40 kişi çalıştırıyor. Seri üretimin dışında özel siparişler de alan Sirkecioğlu, özel müşterilere hizmet veriyor. 1993 yılında Arabistan'a yaptığı tekneyi unutamamış.
"Faysal'ın sülalesinden özürlü biriydi. Sipariş verdiği teknenin banyolarında altın musluklar kullanmamızı istemişti biz de yaptık. Tekneyi hala kullandığını biliyorum. Nasıl olduysa onlar bizi buldu. 19 metre boyunda özel bir motordu.
"Tekne tutkusu hastalıktır. 5 metreyle başlarsınız onu satar 10 metre alırsınız. Bu böyle devam eder" diyen Sirkecioğlu, kendisinin de iki yıldır denize hasret kaldığını söylüyor "Teknem vardı ama satmak zorunda kaldım. 6 ve 1.5 yaşında iki çocuğum var ve onları denizci olarak yetiştirmek istiyorum. Şimdiden teknelere merak saldılar. İş sadece ticari olarak değil manevi olarak da tatmin edebilmeli. Yerli piyasadan çok yabanci piyasaya hitap edip, ülkemize de getirisi olsun istiyorum. Sektör sürekli gelişiyor ve ileriye dönük adımlar atılıyor. Ülkemizde bütün sektörler ekonomik krizde. Ama bu sektör hiç durmuyor. Savaş olduğunda bile Türkiye'de tekne sattığımı bilirim."
İÇİNDEN DENİZ GEÇEN HAYALLER
Teknelerim herşeyimdi
Türk sinemasının eski jönlerinden Ekrem Bora da tam bir deniz tutkunu. Deniz, yat ve teknelere olan merakı Suadiye sahilindeki bir evde doğup büyümesinden geliyor. 10 sene öncesine kadar iki balıkçı teknesine sahip olan yılların eskitemediği oyuncu, hiç istemediği halde gözü gibi baktığı teknelerini satmak zorunda kalmış. Ünlü sanatçı bunun nedenini şöyle anlatıyor "Teknelerim Çengelköy'deki yalımın önüne bağlardım. Kızım o zamanlar henüz beş yaşındaydı. Oturduğumuz yer çok nemli olduğu kalp romatizması tehlikesi yaratabilirdi. Onu böyle bir riske atmamak için yalıyı satıp eski mekanım olan Suadiye'den ev aldım."
YARIN
* 12 yaşındayken babası gözlerinin önünde boğulan Masif Yatçılık'ın sahibi Kemal Sağ, buna rağmen 40 yıldır yat üretimi yapıyor. Sağ, deniz korkusunu nasıl yendi?
* Yatçılık sektörünün baba isimlerinden Ercüment Kafalı, Türkiye'nin en bakir kıyılarını nasıl keşfetti?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|