|
 |
|

MUHARREM SARIKAYA
Ankara, Arafat'ı dışlayabilir mi?
Ortadoğu Barışına ev sahipliği yapmak isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı George W. Bush'un yaptığı gibi, Filistin lideri Yaser Arafat'ı dışlayabilir mi?
Veya, Bush'un geçen haftaki Akabe Zirvesi'nde sergilediği tavrı sergileyebilir mi?
Yani, Arafat'ı yok sayıp, Filistin Başbakanı Mahmut Abbas ile bu sürecin devamından yana tavır koyabilir mi?
Bu iki soruya da Başbakanlık koridorlarından gelen yanıt kısa ve net
"İsrail Başbakanı Ariel Şaron'u kabul edip, yıllarca Filistin davasına önderlik etmiş Yasar Arafat'ı yok kabul etmemizi bizden beklemesin..."
Sadece Başbakanlık koridorunda değil, Ankara diplomasisinde de genel havanın bu yönde olduğunu söylemek olası.
Arafat kendi çekilsin
Buna rağmen Ankara'nın Arafat'tan bir beklentisi de var
"Rızasıyla bir kenara çekildiğini açıklaması tabi ki bizi de rahatlatır."
Yoksa Ankara, bir yanda Orta Doğu sorununun baş aktörlerinden biri olarak gösterilen İsrail Başbakanı Ariel Şaron'u muhatap alırken, Arafat'ı devre dışı kabul etme niyetinde değil.
Ankara'nın bu yaklaşımı Filistin Başbakanı Mahmut Abbas'ın sorunun çözümüne katkı sağlamayacağından inancından kaynaklanmıyor.
Aksine, Abbas'ın yaklaşımlarının ve açılımlarının sorunun çözümüne katkı yapacağının altı özellikle çiziliyor.
Bununla birlikte, Şarm El-Şehr'de Arap liderler ABD Başkanı Bush'un Ortadoğu barış sürecine ilişkin yol haritasını kabul ettiklerini açıklamış olmasalar da, ilerde bu durumun farklı bir mecraya girebileceğinden çekiniyor.
Dolayısıyla, Arafat'ın dışlanmışlığı dolayısıyla, Akabe Zirvesi'ne baştan tepki göstermiş, intifadayı bırakmayacağını açıklamış İslami Cihad ve Hamas gibi örgütleri karşısına almış Mahmut Abbas'ın fazla ileri gidemeyeceğinden kaygı duyuyor.
Ayrıca, Akabe Zirvesi'nin üzerinden bir hafta geçmeden İsrail'in dün gerçekleştirdiği yeni saldırıları da görmezden gelip, bir kenara atmıyor.
"Orta yolcu" politika
Ankara, Irak'ta da sergilediği "orta yolcu" politikayı Orta Doğu'da da uygulamak istiyor.
Bu politikasının Orta Doğu barış sürecine daha fazla katkı yapacağını da kayda geçiriyor.
Bu politikanın ABD'nin de elini güçlendireceğini dile getiriyor.
Özellikle, Bağdat'ta hala yeni yönetimi oluşturamamış, halkın genel ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan uzak, aşiret liderlerinin her geçen gün güçlendiği bir yapı dururken, Orta Doğu'da barış sürecinin yol almasının zor olacağını belirtiliyor.
İran ve Suriye tamamen devreden çıkarılsa dahi, Irak'a yeni yönetim hakim olmadan Barış sürecinin yol almasının zor olacağına dikkat çekiliyor.
Hatta, Bağdat'ta yeni yönetim bu sonbahara kadar oluşup, ülkeye hakimiyetini hissettirmediği takdirde, bölgenin içinden çıkılmaz bir noktaya doğru sürükleneceğinden de kaygı duyuluyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Orta Doğu barış sürecine ev sahipliği yapmak için atağa geçerken, çevresi yukarıda da sıralandığı gerekçelerden dolayı daha temkinli olunması gerektiğine inanıyor.
Türkiye'nin barışın taraflarına eşit uzaklıkta kalırken, ABD'ye de "stratejik ortaklığın gereği olarak" ilerde ortaya çıkabilecek sıkıntıları bugünden gösterme çabası içinde olması gerektiği vurgulanıyor.
Başkan Bush'un Akabe'de başlattığı sürece olumlu katkı yapmanın yolunun da bu politikadan geçtiğine inanıyor.
Özetle, temkinli yol almak ve Orta Doğu ateşinin içine düşmek istemiyor.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|