|
 |
|


Neo-Con'lar, İran ve Türkiye
Neo-Con'lardan, yani ABD yönetiminde köşe başlarını tutmuş olan Yeni Muhafazakarlar'dan Türkiye'ye yine bir uyarı geldi.
"Pentagon Şahinleri' olarak da tanımlanan Neo-Con'ların en önemli isimlerinden Richard Perle, Türkiye'ye "Irak'ta hata yaptın, Suriye ve İran'da dikkatli ol" mesajı verdi. Türk kamuoyunun "Karanlıklar Prensi" diye bildiği Perle, Neo-Con politikaların üretim merkezlerinden American Entreprise Institute adlı düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada, ikinci tezkereyle sıkıntıya giren Türkiye-ABD ilişkilerinin düzelmesinin koşullarını şöyle açıkladı.
"İran terörün en büyük destekçisi. ABD'nin teröre destek veren, kitle imha silahları barındıran ülkelerle uğraşmayı öncelik haline getirmesi açıklığa kavuşursa, Türkiye'nin desteğini arayacağız. Türkiye'nin görüşü ABD'den farklı olursa, beklediğimiz destek gelmezse, ilişkiler açısından felaket sonuçları olabilir."
Perle'den önce geçen hafta da Neo-Con'ların lideri konumundaki Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, Washington'da görüştüğü TÜSİAD heyeti aracılığıyla Ankara'ya aynı tavsiyede bulunmuştu. Veda turları yapmakta olan ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson'ın "İlişkilerde herşeye sıfırdan başlayacağız" cümlesi bu mesaj-uyarı-tavsiye paketiyle birlikte ele alındığında, Beyaz Saray'ın İran planlarının hazır olduğu anlaşılıyor.
Åžahinler ne istiyor?
Neo-Con'ların "Bush doktrini"ne dönüşen politikalarını kısaca anlatalım. Bu düşünce akımının fikir babası Leo Strauss şöyle diyor "Batı demokrasilerinin güvenlikte olabilmesi için, demokrasiyi tüm gezegene yaymak zorundayız. Bunun için de önümüze çıkacak tüm canavarları (diktatörler, terör yuvaları, totaliter rejimler) temizlemeliyiz..."
İşte bu görüşten hareket eden Neo-Con'lar üç temele dayalı strateji geliştirdi "Önleyici savaş, düşman rejimlerin devrilmesi ve ABD askeri hegemonyasının pekiştirilmesi. Çünkü ancak ABD ve onun askeri imkanları dünyaya düzen ve barış getirebilir."
Neo-Con'lar sadece yönetimde görev alanlarla sınırlı değil. Geride bir de Strauss'un felsefesini sürekli geliştiren "beyin kadrosu" var. Bugünlerde o ekipten Bill Kristol ile Lawrence Kaplan'ın ortak yazdıkları bir kitap ortalığı epey karıştırdı. Adı herşeyi anlatmaya yeterli "Yolumuz Bağdat'tan başlıyor."
9 Temmuz'a dikkat
Fransız "Le Monde" gazetesinde Kristol'le yapılmış bir mülakat yayınlandı. Şöyle diyor "İran'da rejimi değiştirmek hedefimiz olmalı. Ancak orada yönetim bölünmüş durumda ve halkın hoşnutsuzluğu tırmanıyor. Bu da İran'ı iç dinamiklerle değiştirme imkanını düşündürebilir. Değişim isteyen güçlere şu anda yaptığımızdan daha fazla yardım etmeliyiz...."
Ve ağzından baklayı çıkarıyor Kristol "Bakın 9 Temmuz'da İran'da 4 yıl önce gösterilerin kanlı şekilde bastırılmasının yıldönümü kutlanacak. Öğrenciler o gün sokağa dökülürse tutumumuz ne olacak? Rejim şiddet kullanırsa içişlerine karışmamak adına demokratları ezmesine seyirci mi kalacağız?"
Yeterince açık değil mi?
Doğu komşumuzda sular iyice ısındı. Hükümet, pek de gecikmeden İranlılar'a vize koymayı düşünmeli. Yoksa ne kadar molla ve işbirlikçisi varsa Türkiye'de görebiliriz. Ve Irak düşerken Saddam'ın can derdine düşmüş adamlarını topraklarında bulan Suriye'nin durumuna düşebiliriz.
Bizden hatırlatması...
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|