kapat
11.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL


EMRE AKÖZ


Hakan ve Utku'ya cevap

Son günlerde okurlarımızın mesajlarına eskisinden daha fazla yer veriyorum. Amacım elbette Refik Durbaş'tan rol çalmak değil; bazı konuları açığa kavuşturmak.

Bu kez mesaj 'kurum içinden' geldi. Özetliyorum

****

Ben Utku Gürtunca. Günaydın gazetesinde 'Keyif Verici Maddeler' isimli köşeyi hazırlayan Hakan ile Utku'nun Utkusu. Size bu mail'i reklam yazarlığı yaptığım Young&Rubicam/ Reklamevi'nden yazıyorum. Hakan ve Utku olarak kafamıza takılan bir konuyu sizinle tartışmak istiyoruz...

Geçen gün Bağdat Caddesi ile ilgili yazınızda Günaydın'ı tanımlarken kullandığınız bir cümle dikkatimizi çekti. "Günaydın'da ülke meseleleri ile ilgili ne bir habere ne de bir 'YORUM'a rastlarsınız" demişsiniz. Bu cümle bizi biraz üzdü ve kendi kendimize 'İyi peki biz ne yapıyoruz o zaman' dedirtti.

Biz Günaydın eki başladığından beri, yaklaşık 1.5 yıldır tam da sizin örneğini verdiğiniz konuları mizahi bir şekilde haftanın 5 günü yorumlamaya çalışıyoruz. Okurlarımızdan aldığımız güçle de yazmayı sürdürmek kararındayız.

Günaydın'ı konumlandırış biçiminize katılıyoruz. Yazdıklarımızın Günaydın'ın genel tavrıyla örtüşmediği ortada. Bu bizim düşüncemiz. Ama ne çare bize şu ana kadar gösterilen yer burası ve biz de mizahımızı burada sürdürüyoruz. Günaydın'ın tarzı bu diyerek mizahi yaklaşımımızı değiştirmeyi hiç düşünmedik. Ne dersiniz, sizce hatalı mıyız bu kararda?

Nerede olursa olsun mizah üreten kişilerin siyasi, aktüel tüm ülke gerçeklerine yazılarında yer vermesi gerektiğine inanıyoruz.

Sitem değil aksine iletişim amaçlı bu mesajımızı cevapsız bırakmayacağınıza inanıyoruz. Sevgilerimizle...

****

Cevap veriyorum...

'Keyif Verici Maddeler' bir mizah köşesidir. Ben mizahın hemen her türlüsünü severim. Hatta Memed Güler ve Şirin Sever, Günaydın'ın yayın koordinatörlüğünü üstlendiğinde onlara bu köşenin göz ardı edildiğini, ön plana çıkarılması gerektiğini söylemiştim. Ayrıca sunuş biçiminin de zenginleştirilmesi iyi olurdu. Güler ve Sever de aynı fikirdeymiş ki bu yönde bir uygulamaya gittiler. Ben de sevindim.

Gelelim 'yorum' meselesine...

Yorum nedir? Gelin önce sözlüğe bakalım. Bizi ilgilendiren şekliyle yorum 1) Bir yazının veya bir sözün anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturma; tefsir. 2) Bir olayı belli bir görüşe göre açıklama, değerlendirme. 3) Gizli veya hayali olan bir şeyden anlam çıkarma. (TDK Sözlüğü)

Eğer 'yorum'u geniş anlamıyla kullanırsak; herhangi bir haber, olay, söz ya da yazı üzerine söylenmiş, yazılmış her şey yorum olur. Dolayısıyla karikatürden hicve mizahın hemen her türlüsü de yoruma girer. O zaman da farklı türler arasındaki ayrım ortadan kalkar.

Örneğin.... Doların niye değer kaybettiğini ekonomik ve sosyal verilere dayanarak açıklamaya çalışan bir yazıyla... Doları tepe taklak olmuş, gökdelenden düşerken gösteren bir karikatür arasındaki fark silinir.

Yorum; açıklar, aydınlatır, rasyonel bağlantılar kurar, bilimden, mantıktan, tarihten yararlanır. Yorum öğreticidir. Mizah ise genellikle gülümsetir, şaşırtır, kışkırtıcıdır, düşünmeye davet eder.

Yorumcu da, mizahçı da elbette belli bir perspektiften hayata bakar. İkisinin de ideolojileri vardır. Ancak kullandıkları araçlar farklıdır. Yorumcu ikna etmeye çalışır; kanıtlar öne sürer. Mizahçı ise hissettirmeyi amaçlar.

****

Dolayısıyla örneğin bir gazetedeki ekonomik, siyasi ya da sportif yorum yazıları ile mizahi yazı ve çizgileri kavramsal olarak birbirinden ayrı düşünmemiz gerekir. Salih Memecan'ın siyasi karikatürü başka şeydir, Erdal Şafak'ın siyasi yorumu başka şey...

Şimdilik bu kadar. Hakan ve Utku cevabımdan tatmin olmazsa devam ederiz.

Hislenmek mi, ÅŸahitlik mi?
Geçen gün 'dokundurmuştum'. Biraz daha açayım. Tanınmış bir insan öldüğünde, hele bu medyadan bir kişiyse hakkında birçok yazı çıkıyor. Bu yazıların çoğu 'hislenme' yazıları "Şöyle severdik... Böyle beğenirdik... Ah nasıl da güzeldi, yakışıklıydı... Olayı duyunca kasılıp kaldım..."

Bunlar iyi güzel de... Son derece yetersiz. Benim açımdan bu tür yazıların fazla bir değeri yok. Çünkü...

Birinci soru Ölen kim? Belli bir çevrede önem verilen bir kişi.

İkinci soru Peki niye önem veriliyor? Çünkü benzerlerinden bir farkı var. Zekası farklı çalışıyor. Hayata bakışı farklı. Davranışı farklı. Diğer insanları etkiliyor.

Üçüncü soru; Biz kimin için yazıyoruz? Elbette okurlar için.

Dördüncü soru Bütün okurlarımız o kişiyi tanıyor mu? Hayır. Hatta çoğu tanımıyor, bilmiyor, adını dahi duymamış.

Durum böyleyse, o zaman ölen kişinin hem bizim için, hem de çevresi için niçin önemli olduğunu anekdotlarla, tipik niteliklerinin altını çizerek, mümkünse tarih ve yer vererek 'somut' bir biçimde okura aktarmamız gerekir.

Bu tür bir yazıda elbette hislere ve izlenimlere de yer vardır. Ancak o kadarıyla yetinmek; okur için değil, öleni bir biçimde tanıyan nispeten dar bir çevre için yazmaktır. Kusura bakmayın ama ben buna 'politika yapmak' derim Günlük hayatın politikası!

Böyle durumlarda bize gerçekleri anlatan şahitler gerekiyor; göz yaşlarının kağıda damlaması şart değil.

BİLGİ BANKASI DAUM
Altan Tanrıkulu'nun, F.Bahçe'nin yeni hocası Daum ile yaptığı röportajda ilginç bir cümle vardı "Benimle anlaştığınızda, sadece bir teknik direktöre değil, Daum'un geniş bilgi bankasına da sahip olursunuz" diyordu Alman hoca. Buradaki 'bilgi bankası' terimi benim dikkatimi çekti. Farkındasınızdır Bu terim bilişim (bilgisayar+iletişim) çağına girdiğimizden beri kullanılıyor. Daum da kendisini böyle yeni kelimelerle, yeni kavramlarla ifade ederek adeta geçmişe sırtını döndüğünü göstermeye çalışıyor. İnşallah öyledir.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır