|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Fethiye'de bir gün için..
O son tatil için Feride'ye hayat boyu teşekkür borçlu olacağım aklıma gelmezdi.
Ben sıcağı sevmem.. Güneşi sevmem.. Denizi sevmem.. Ben gölge keyiflerinin ve serinliklerin adamıyım.
Feride de bunu çok iyi bilir.. "Hillside" dese kılım kıpırdamaz bilir..
"Yepyeni bir spa yaptık.. Bali masajı da var, Balili kızlardan" deyince direncimi kırdı.. 10 yıldır Muzo'yu, Edip'i atlatıp duruyorum.. Feride'ye "Peki" dedim.. "Peki.. Peki, anladık.. Geliyoruz.."
Ercan'la tabii..
Gene Feride organize etmişti. Antalya Sheraton Voyager'ın spasına da Ercan'la gitmiştik..
Keyifli yerlere keyif adamları ile gittiğin zaman, misli misli keyf alıyorsun.. Ercan bildiğim en keyif adamı..
"Çantanı hazırla.. Bali masajlarına gidiyoruz, iki gün" dedim..
"Harika" dedi.. "Harika.."
Seyahat günü telefon etti.. Allahın cezası konuklar gelmişti, dünyanın bir yerinden. Onlarla toplantı yapmak zorundaydı. Ertesi gün gelecekti..
Yalnız çıktım yola..
Ertesi gün akşamüzeri geldi..
"Sana bir günlük program yaptık" dedim..
"Ben program istemiyorum.. Bütün gün plajda uzanıp kitap okumak istiyorum.." demez mi?..
Şaşkın şaşkın baktım yüzüne.. Dünyanın dört bir yanından birbirinden güzel kızlar harika masajlar yapmak için hazır, bizim ehl-i keyf Ercan kitap okuyacak..
Elindeki kitaba bir göz atma fırsatı buldum..
Amerika'nın en ünlü Genel Yayın Müdürlerinden biri, gazete, dergi yönetimindeki sırları anlatıyor, kendi yaşamını örnekleyerek..
Ercan kitap okumuyor.. Ders çalışıyor.. Dersini çalışıyor..
Haftalık'ı bu ülkenin en büyük dergisi yapmaya karar vermiş.. Onun için ders çalışıyor, 24 saatlik zorla yaptırdığım tatilde bile..
İşte Ercan bu.. Türkiye'nin en çok okuyan gazetecisi.. İngiliz ve Amerikan yayın dünyasını günü gününe izler, meslekle ilgili ne bulursa getirtir ve okur.. Okur.. Okur..
Geri kalan bütün medya, biz hepimiz toplam onun kadar okumadık.. Öyle biri işte..
Mudo ile sözleşmişlerdi.. Ercan Fethiye'den Bodrum'a geçecekti.. Baktım benimle İstanbul'a dönüş hazırlığında..
Program değişmiş olmalı..
O ara Mudo aradı..
"Ercan seninle İstanbul'a gelip, hemen Bodrum uçağına geçecek.. 'Fethiye'ye onunla gidemedim. Sözümü tutamadım. Şimdi bir de dönüş yolunda yalnız bırakamam. İstanbul'a geliriz, ben sonra dönerim" demiş..
Hiç haberim yokmuş gibi "Mudo ile Bodrum planı ne oldu" dedim..
"Gidiyorum" dedi.. "İstanbul'da bu uçaktan inip Bodrum uçağına bineceğim."
"Gerzek misin sen" dedim.. "Bin arabaya git Bodrum'a.."
"Kara yolunu çekemiyorum" dedi..
Zarafete bakar mısınız?.. İnceliğe bakar mısınız?..
YoldaÅŸ deriz deÄŸil mi?.. YoldaÅŸ iÅŸte bu..
Geliş yolunda yoktu diye, gidiş yolunu böyle uzatıyor, yoldaşını terk etmemek için..
Böyle yoldaşla dünyanın öbür ucuna gidersiniz..
Dönüşte uçakta "Hiç anlamam.. Bu yaz Bodrum'dasın" dedi..
"Patron" dedim.. "Ben sıcak.. Mıcak.."
"Benim ev Bodrum değil.. Öyle bir yerdeyiz ki şaşarsın. Geceleri kazak giymezsen ilk uçakla geri dön.. Gündüz de rüzgarlı rahat.. Benim kütüphaneyi bilirsin.. Filmleri de.. İster oku.. İster film seyret.. Ayrı bir konuk dairesi var. İstersen orda rahat et.. Orası senin evin.. Sevgilini al gel.. Kiminle istersen gel.. Bilgisayarı da kurdum.. Ev klimalı zaten. Her zaman serin.. Bütün gazete ve dergiler geliyor.. Sabah kalkar, yazını yazar yollarsın.. Ondan sonra ne istersen.. Öyle hafta sonu falan değil.. Uzun uzun kalmak için geleceksin, tamam mı?.."
Öyle coşku, öyle keyifle anlatıyor ki.. Hayır demek mümkün değil..
"Geleceğim patron.. Söz" dedim.. "Sacit de dükkan açıyor Bodrum'da.. Ona da gideriz bu arada.."
"Harika" dedi.. "Harika.."
..........
Dün akşam Sacit aradı.. Gırtlağı düğüm düğüm.. Neyi nasıl diyeceğini bilmiyor..
"Bu dükkanı sen olmadan açmak istemiyorum Hıncal Ağbi" dedi.. "Ama kederini de biliyorum.."
"Beni beklersen o dükkanı hiç açamazsın Sacit" dedim.. "Hayat devam ediyor.. Dükkanı aç.. Ercan'la bana da bir masa ayır.. Bakarsın bir gün geliriz.."
............
Feride.. Bizi son defa buluşturan o bir gün için sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum..
İyi ki o tatili yapmışız be..
İyi ki..
İstikbal göklerdedir!..
HavaalanInda duvarda asılı bir poster gösterdim Ercan'a.. Atatürk, yanında iki kişi daha, havaya bakıyorlar.. Altında "İstikbal göklerdedir yazıyor.."
"Bak" dedim.. "Devlet Hava Meydanları posterin altını kesip atmış.."
Anlattım..
"Bu posterde aslında dört kişi var. Bu üçünün önünde, pilot kılığı ile bir çocuk var. Onu çıkarmışlar fotoğraftan.."
"Şu senin yazı" dedi..
"Tam da o" dedim.. Tam da o..
Fotoğrafın altında "İstikbal göklerdedir" yazıyordu, ama, o üç kişinin aksine, tam da istikbal, yani geleceği temsil eden çocuk, göklere değil, yere bakıyordu.. Onu yazmıştım, aylar önce..
"Hıncal olmak, ayrıntıları işte böyle fark edebilmekte gizli" dedi, gülerek bana bakarken..
Minik defterini çıkarıp not aldı.. "İzin verir misin, bunu Haftalık'ta kullanalım. Gönderip resim çektireyim.."
"Patron sensin" dedim.. "Ne izni.."
Ondan izinsiz, ben yayınladım gene..
FotoÄŸraf!..
"Ercan Bey sizi aradı, çok önemliymiş" dedi, Ercan.. Yasemin not bırakmış.. "Ercan Bey sizi arıyor, çok önemli.." En son onun sesi tele sekreterde.. "Beni muhakkak ara.."
Aradım..
"Yarın bir Haftalık al, resmine bak.. Şimdi de karizmatiksin ama, gençliğinde ne müthiş adammışsın sen.. Amerikan artistleri, Clark Gable, Sean Connery halt etmiş.. Seninle röportaj yapan çocuklar evinde rastlamışlar. Onlar getirdi. Kocaman koydurdum dergiye, tam sayfa.. Al da kendine bak.."
Askerdeyken çekilen bir fotoğraf bu.. Muhabare Okulu Yedek Subay Bölüğü öğrencilerinden Hıncal Uluç'un fotoğrafını, ayni bölük efradından Mimar Doruk Pamir çekmiş.. Evde, meydanda olan tek resmin budur.. Ben de bayılırım..
"Unutma.. Yarın hemen bir Haftalık al.." diye tekrar ediyor durmadan..
Beni acele, mutlak aramasının sebebi o.. Harika bir resmimi bulmuş, harika kullanmış.. Onu haber verecek, herkesten önce.. Dergi çıkmadan..
Kulaklarımda kalan son sesi o..
O son konuşmamız o..
Åžimdilik..
Harika bir haftasonu.. Pazar!..
(Bu yazı pazartesi yazıldı. Çarşamba günü çıkacaktı. Salı yazısının devamı.. İlanlar yoğun gelince ertelendi. Ondan sonra başımıza neler geldi.. Bugün cumartesi.. İşte o gecikmiş yazı.. Ölen ölüyor.. Yaşam devam ediyor.. Hem de ne harika devam ediyor..)
Pazar sürprizi Cengiz Özdemir'in telefonu ile başladı. Ankara'dan kardeşim Kemal, gelin Nükhet, yeğenim Zeynep gelmişler, bahçe keyfi yapıyoruz, Tele Pazar'ın ardından.. Ünal'la Murat da orda..
Cengiz "Geçen hafta 12 bindi rekorumuz, bu pazar 15 bin ziyaretçimiz var" dedi.. Bu Miniatürk denen mucizeyi ben bitmiş hali ile hiç gezemedim.. "Hadi" dedim, "Gidiyoruz.."
Gidiyoruz da nasıl?. Herkesin arabası var da, ayrıldık mı yol keyfi kaçacak.. Murat "Alkent Araba Kiralama Servisinden bir araba alır gelirim, hepimiz bineriz" dedi. Fırladı, gitti. Koca jiple geldi.. Artı Rent a Car'dan almış.. Alkent Çarşı'ya taşıdı ya merkezi.. Hem de şöförlü jipimiz..
Yok canım.. Murat Artı'nın patronu diye dakkada bitmemiş, işler. Bu onların normal çalışma hızı imiş.. Şöförümüz de bizzat patron..
En güzel zamanda gitmişiz meğer.. 2 kilometrelik tur başladığında gündüzdü.. Biterken gece.. Parkı hem gündüz gördük, hem güneş batarken, hem de ışıklandırılmış haliyle.. Herbiri için ayrı destan yazılır..
Altı dil üzerine bilet var.. Biletin dili olur mu?.. Olur.. Hangi eserin başında iseniz, oradaki kutunun deliğine bileti sokuyorsunuz. Seçtiğinizde dilde o eseri anlatıyor size..
Miniatürk Parkı tam bir çocuk cenneti olmuş. Nasıl eğleniyor, nasıl coşuyor, nasıl koşuyorlar.. Hepsinin elinde bir bilet.. Deliğe sokup konuşturmak onlar için bir oyun.. Ama bu oyunu oynarken farkında olmadan neler öğreniyorlar.. İşte eğitim bu..
İşin başından beri Cengiz'i çok kutladım, ama gene işin başından beri gölge gibi duranı da ihmal ettiğimi bu harika Pazar gezisi sırasında farkettim.
Cengiz, düşünen ve gerçekleştiren adamdı.. Ama Anakent Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna sonuna dek desteklemeseydi, acaba başlar mıydı?.. Bu kadar kısa sürede biter miydi?..
Gürtuna'yı çok eleştirdik.. Eleştiri konularımız yarın unutulur.. Ama bu Miniatürk Park durdukça, Gürtuna ile Cengiz'in adları yaşar..
"Heykellerini dikelim" deseler, altına imzamı atarım..
Hele Gürtuna şu Hayvanat Bahçesi'ni de bitirebilirse, gider alnından öperim.
Miniatürk'ü kime anlattı isem kös dinledi.. Çünkü anlatmak mümkün değil, görmek, yaşamak gerek.. Bu kös dinleyenler, gidip yaşayınca "Yazdıkların, olanların onda biri değil" dediler.. Aynen öyle..
Bu kadar güzel bir hafta sonunu ancak Kemerburgaz'da kapayabilirdik. Telefon ettik. Kestaneci Ali ordaymış.. "Geliyoruz" dedik.. Cengiz'i de aldık aramıza..
Ali gene harikalar yaratmış..
İçkisiz bir sofranın saatler sürmesi mümkün mü?.. Yediklerinizi Ali sunarsa sürüyor.. Hain Ali.. Yiyemiyoruz ya.. Bir de tatlı büfesi hazırlamış ki.. Yeme de yanında yat. Ben de öyle yaptım zaten..
İçki, ben içmiyorum diye yok değil..
"Burası Eyüp Belediyesine bağlı.. Özel statüde bu belediye.. Sınırları içinde içki izni yok.."
Şaka gibi.. Eyüp Sultan ile Kemerburgaz arasında 40 kilometre yol var. Ali'nin dükkanı orman içinde.. Civarında cami, okulu geçin. Yerleşim yok..
Ülkedeki bürokrasiyi, Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun dikkatlerine sunmak dışında yapacak birşeyim yok..
Keyfimi bozmadım, bu acı şaka yüzünden..
"Bu harika hafta sonunu yazmalı, paylaşmalıyım" dedim, başımı yastığa koyarken..
BİZİM DUVAR
O da korsan tezgahlarına düştü Konsomatrix
(Ünal Turgut)
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Ufak bir havayolları ile seyahat eden iş adamına hostes sormuş, "Akşam yemeği alır mısınız?" diye..
"Seçeneklerim nelerdir?" diye sormuş
"Çok basit!" demiş hostes, "Evet.. yada Hayır..!"
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|