|
 |
|

HINCAL ULUÇ
İş düşen elmada değil, düştüğü kafada..
Tatil köyünün göbeğindeki kafeden gece yarısı kaldığı eve doğru yürüyen genç adam, yolun bir yerde karardığını görmüş.. Bakmış.. Sokak lambası yanmıyor..
Ertesi gece.. Orası gene karanlık.. Üçüncü gece.. Bozuk lamba hala değişmemiş.. Yol gene karanlık..
Dördüncü gece..
Orası önemli değil.. Önemli olan, üç gece boyu bir türlü düzeltilemeyen ampulun, bu genç adamın beyninin tam ortasına düşmesi.. Newton'un kafasına düşen elma gibi..
Kaç bin kişinin kafasına, ağaçtan birşeyler düştü kimbilir asırlar boyu.. Ama Newton'un kafasına düşen elma, fizikte devrime sebep oldu.
İş elmada mı, kafada mı peki?..
Hangimizin iş yerinde bir türlü düzeltilemeyen böylesi ayrıntılar var.. Belki küçük, ama giderek mide bulandıran, giderek mükemmelliği çizen, yaran, yok eden ayrıntı yanlışları, eksikleri..
Mükemmellik ayrıntıda değil mi?.. Şeytan da öyle..
Ayrıntı önemli.. Harika yatırımlarla, harika işler kuruyor ve çoğunu ayrıntıda kaybediyoruz..
Peki nasıl savaşılacak bu kahrolası ayrıntılarla..
****
Genç adam günlerdir anlattığım Hillside Tatil Köyü'nü işleten şirketin Genel Müdürü.. Bozuk ampulü ilk gördüğünde "Düzeltirler yarın" demiş, içinden.. Düzelmeyince ertesi gün önüne ilk gelen görevliye söylemiş.. O ötekine.. O da ötekine.. Ampulu değiştirmekle sorumlu adama ulaşmadan erimiş gitmiş, şikayet..
Atalarımızdan kalmıştır ya, bu "Yapılmama, yapılamama" sebebi..
Hani baştan başlar emir de, kuyruğa kadar, herkes başkasına aktarırken arada unutulur gider.. Aynen o..
Ya da "Biri yapsın hemen" dersiniz, kimse üzerine almaz, o "Biri" olmayı..
Dahası.. Bozukluğun farkına varan, ertesi gün çekip gitse ne olacak?.. Yeni biri farkına varana dek, yanlış, eksik, hata, aynen devam..
İşte bütün bunları düşünmüş üçüncü gece sabaha kadar yatağında genç adam..
"Bu ampul bozuk. Üç gündür değişmiyor.. Yarın ben İstanbul'a dönersem hiç de düzelmez.. Oysa bu mükemmel tatil köyünde, minik ayrıntılar, büyük rahatsızlıklara sebep olmamalı.."
Çözümü sonunda kendi bulmuş gene..
Üstün Nitelikli Uygulama koymuş adını..
Superior Execution..
Supex!..
Tatil köyünde görevli herkesin elinde bir telefon.. Bu telefonda dört rakamlı bir ulaşım var..
Gördüğünüz, duyduğunuz, öğrendiğiniz arızayı, anında bu dört rakamı tuşladığınızda, bilgi işlem merkezine, yani bilgisayara kaydettiriyorsunuz..
Arıza anında, çözmekten sorumlu bölüme ulaşıyor..
Yani artık "Duymadım.. Bilmiyorum.. Unuttum. Yarın yaparım" yok..
Arıza ihbar saati belli.. Sizin harekete geçtiğiniz saat ve çözdüğünüz an da belli olacak yani.. Yani kaytarma, uyutma söz konusu olamaz.. Duymamak, öğrenememek de..
Sistem Fethiye'de tıkır tıkır işliyor.. Köyün her yerinde dikkatimi çeken kusursuzluğun, mükemmelliğin sırrı bu..
Üstün Nitelikli yani Superior Uygulama sistemi, Hillside'ı benzerlerinin önüne geçirmiş..
Sistemin patenti Edip'te..
Edip İlkbahar.. Genç genel müdür o!.
Sonra bir adım daha atmış..
Sistemde görevli, elinde telefon taşıyan herkes, sadece arızaları değil, önerilerini de bildirebilir, artık.. Kimin aklına ne gelirse..
Bir kat hizmetçisi kadının aklına bir şey gelse, bu Genel Müdüre ulaşır mı, bizim ülkemizde.. Mümkün mü?..
Supex varsa, mümkün.. Çünkü öneri yapmak, bu öneriyi sisteme girmek için rütbe değil, telefon yeterli.. Teklifler derhal incelemeye alınıyor. Uygun görülenler derhal yürürlüğe konuyor..
Mesela..
Kızgın güneş altında saatlerdir yatanlara soğuk yüz havlusu dağıtmak fikri kimden gelmiş, bilmem.. Ama uçaklarda yolculuğun belli bir süresinden sonra, genelde inişte ferahlatıcı havlu dağtırlar ya, o misal..
Kumda yatanlar buharlaşmak üzereyken gelen bu soğuk havludan nasıl mutlu olmuşlar tahmin edemezsiniz.. Ya da bal gibi edersiniz..
Bu havlu işi öyle çekici gelmiş, öyle hoşa gitmiş ki, efsane gibi duyulmuş, civar tatil köylerinde.. Giderek hepsinde.. Bakın şimdi gazetelere.. "Plajda soğuk havlu" reklamı yapanları göreceksiniz..
****
Supex'i Sabah'ta düşündüm.. Hepimiz gazeteci, hepimiz kafası çalışan insanlarız. Aklımıza neler geliyor.. Çoğu kendi işimizle ilgili değil. Ama ilgiliye ulaşsa, ne haber, ne yazı, ne yorum, ne köşe yazısı olur?.. Ne manşetler çıkar belki.. Her sabah benim saksıları sulayan Nurettin Ustanın bir fikri, bir derdi yok mudur dersiniz?.. Bize verecek bir aklı..
Öğleyin on kişinin katıldığı yazı işleri toplantısı, hepsi o.. Oysa yüzlerce insanda, sahibine ulaşmadığı için yok olup giden kimbilir kaç fikir vardır?.
Bu sistem işlese, yönetim, sorumlular, ne aksaklıklardan anında haberdar, gazeteyi yazanlar, çıkaranlar, ne fikirlere anında ulaşırlar, düşünebiliyor musunuz?.
Aklıma yüz fikir geliyor, rastlarsam birini Ergun'a söylüyorum. Üşenmezsem Haberler Müdürü Bülent Denli'ye iletiyorum.. Ama çoğunu, anında unutuyorum.. Benim gibi yüzlerce insan var, çatının altında, varın hesaplayın çöpe giden, ziyan olan fikirleri.
Supex her yere lazım bir sistem.. Mesela Mudo.. Kiğılı.. Mesela "Benim bölgem değil, benim işim değil" diyen polis.. Sisteme girdin mi, hadi bu özür kalsın bakalım..
Edip bu sistemi satarak, dolar milyoneri olabilir..
Sistemin farkına varan da, işletmesini doruğa taşır..
Kim önce varırsa..
İsmet'e buyrun!..
İsmet Iraz kırk yıllık arkadaşım.. Taekwando'yu bu ülkeye o getirdi desem yeridir. Yılmaz Tekin Onay, Gündüz'ün ağabeyi, Güntekin'in amcası ile spor programı yapardık o zamanlar yeni yayına başlayan TRT'de.. Naklen yayın, band kaydı hak getire o zaman.. Canlı yayın ancak stüdyodan olurdu. İsmet'i sık sık çağırırdık, o da kat kat tuğla kırar, dikenli yatağa yatıp üzerinden tonla ağırlık falan geçirirdi. Gençlerin ilgisini o kadar çekti ki o yayınlar, bugün Avrupa, Dünya Şampiyonu olan Taekwandocular yetişmeye başladı..
"Nerde bu İsmet" dedim, geçen gün bir ortak dostumuza.. Hani "Sopayı hazırla" derler ya.. İsmet'ten haber çıkmaz mı?..
"25 ülkenin katılacağı İsmet Iraz Turnuvası'na seni Şeref Konuğu olarak davet ediyorum.."
O şeref senin Sevgili İsmet.. O kadar geç haber aldım ki.. Seneye inşallah..
İsmet Iraz turnuvası bugün Ankara Atatürk Spor Salonu'nda başlıyor..
Sabah eleme.. Öğleden sonra finaller.. Pazara kadar..
Olimpiyata hevesli bir ülkede böylesine büyük bir uluslar arası turnuva düzenleniyor, tek satır haber okudunuz mu bugüne dek, medyada..
Ah Sinan Ağabey ah.. Sen hala bu ülkenin Olimpiyat yapabileceğini hayal ediyorsun..
Tavsiye
At binenin kılıç kuşananın!..
Kitap önüme geldiği zaman, zannettim ki, Türkiye Jokey Kulübü yayınlamış...
Baktım ki, değil!..
İnceleyince, kendi kendime dedim ki; "Zaten öyle sıradan atçılık takvimleri hazırlayan ve dağıtan bir kulüpten, böylesine enfes bir kitabı hazırlamasını nasıl beklersin, Öcal?"
Bilmem ki neden, her yarış günü yüzlerce milyarı kulüp kasasına koyan ve kanunla verilmiş görevleri arasında "ülkede atçılığı tanıtmak ve sevdirmek olan" bir kulüp böyle bir kitap hazırlamaz da, bu görevi Yapı Kredi Bankası üstlenir?
"Yoldaşımız At" adlı kitabı, Yapı Kredi Yayınları( Tel0212 252 47 00) için Kudret Emiroğlu ile Ahmet Yüksel hazırlamışlar, fotoğraflar da Ümit Uzmay'ın..
"Dadaloğlu ata der, aşkın denizi..
Hiçbir şey bilmiyor, sanmayın bizi.."
Kitap, Dadaloğlu'nun bu dizeleri ile başlıyor..
"İnsanoğlu'nun arkadaşlık kurduğu üç havyan vardır Kedi, köpek ve at" diye devam ediyor ve atı, o hayvanların en asilini anlatıyor da anlatıyor...
Onlarca milyon yıldan bu yana atın dünyaya yayılışını..
Büyük ebat, lüks baskı ve ciltli kitap okuyan ve düşünen her insanı tatmin edecek at ile ilgili her türlü bilgiyi içeriyor ve çok zaman bu asil ve dost hayvan hakkında bilmediklerimizin bildiklerimizden çok fazla olduğunu ortaya koyarak, bizleri mahcup ediyor!.
Orta Asya'dan bu yana Türk'ün en yakın dostu atın evrimi, uygarlık tarihindeki yeri ve gelişimi, Türk Tarihi'ndeki önemi anlatılırken, atın kendisi de yeleden toynağa tanıtılıyor!.
..Ve tabii.. At oyunları ile at yarışları da.. Arap atçılığından, İngiliz atçılığına, Türkiye Jokey Kulübü'ne kadar!..
Kitapta, çok enteresan bilgiler de var..
Tek örnek ile yetinelim...
Bugünün çocukları ve gençleri "Düldül" deyince, hemen "Red Kit'in atı" derler.. Ama, dünün çocukları ve gençleri için "Düldül" İslam'ın "büyük kahramanı" Hazreti Ali'nin atıdır!..
Acaba "atı" mıdır?
Bakın kitapta ne deniyor
"Anadolu'da Hazreti Ali'nin kır atı olarak bilinen Düldül gerçekte katırdır. Mısır Hükümdarı Mukavkıs onu Hazreti Muhammed'e, o da Hazreti Ali'ye hediye etmiştir. Çok çevik olduğu için kirpi anlamına gelen Düldül adı takılmıştır. Anadolu'da çok sevilen Hazreti Ali'nin cenk hik Düldül, uçan, olağanüstü bir at olarak anlatılır."
Dünya'da ilk at kitabı, Anadolu'da, MÖ 1345'de Hitit kralı Şuppililiuma'nın at eğitmeni Kikkuli tarafından yazıldı. 4 tabletlik bu kitap, 1930'da arkeolog Bedrich Hrozny tarafından Hattuşaş (Boğazköy) kazılarında bulundu.
Ve... Neredeyse 3350 yıl sonra yazılan bir başka at kitabı önümüzde ve bu bilgiyi, o kitaptan öğreniyoruz!.
Teşekkürler, YKB Kültür Genel Müdürü ve sevgili dost Ömer Kükner...
Edebiyattan spora, tarihten kültüre çok geniş bir yelpazede kitaplıklarımıza kazandırdığınız çok değerli eserler için...Teşekkürler...
ocaluluc@beko.net
SEVDİĞİM LAFLAR
Bütün insanlığı tek bir mezarda toplamak mümkün olsaydı, mezar taşında herhalde şöyle yazardı "Bunları yaratmak, o zaman güzel bir fikir gibi görünmüştü.
Dame Rebecca West,
İrlandalı Gazeteci/ Yazar (1892- 19883)
TEBESSÜM
Uzun boylu, bembeyaz tenli incecik fıstık, "Kıyafet balosuna çırılçıplak gitmiş.. Sadece her iki elinde simsiyah eldiven, her iki ayağında simsiyah bot.. "İçeri girerken kıyafetinin adını anons edeceğiz, bu kılık ne söyler misin?" diye sormuş kapıdaki görevli.. "Evet!" demiş fıstık, "Maça beşlisi!"
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|