|
 |
|

İLKER SARIER
Şu "atamalar" konusu
Cihet-i askeriye hükümetin "atamaları"ndan rahatsız... Halk arasında buna "uyuz olmak" da denir.
Diyor ki Genelkurmay, "Sayın Tayyip Erdoğan bey kardeşimiz, biz sizin atadığınız adamlardan uyuzuz..."
Ankara'daki binlerce müdürlük ve müsteşarlığa, Hüsamettin'in mi yoksa Şerafettin'in mi atanacağı endişesi olmasa gerek bu endişe...
İlk bakışta "İşin altında iş olsa gerek" diye düşünüyorsunuz, bu tepkiler için...
Ama "ilk ve yüzeysel bakışla" yetinmemek lazım.
İstihbarat birimlerinin çalışmaları açısından, atanan bazı kişilerin gerçekten "sakınca" taşıyıp taşımadığını bilecek durumda değiliz.
Onu bir kenara koyalım.
Bu, bizim bilemeyeceğimiz bir konu...
Bildiğimiz konu ise şu
Seçimle işbaşına gelmiş bir hükümetin, kendi çalışacağı kadroları "icraatın kilit noktalarına" oturtması yeni değil.
İçişleri, Adalet ve Milli Eğitim gibi devletin "çok önemli" olarak nitelenen kadrolarına, her dönemde, iktidara yakın isimlerin atandığı, bir başka ifadeyle buraların neredeyse "parsellendiği" de biliniyor.
Elbette buradan yola çıkarak, "AKP döneminde de bütün devlet kademelerine mürtecilerin doldurulması normaldir" diyemeyiz.
Ama iki "atama türü" aynı değil...
Hükümetin, kilit icraat noktalarına ve yönetici kadrolara "uyum içinde çalışacağı, belagatine ve liyakatına inandığı isimleri" koyması ile...
Bütün devlet kademelerinin, odacısından sekreterine kadar, yandaşlar ve taraftarlarla doldurulup, arpalık olarak dağıtılması birbirinden farklı şeyler değil mi?
Bana göre birinci tür atamalar normaldir.
Fakat ikinci tür uygulama, yani "arpalıkların doldurulması" zaten Türkiye'nin zaten en büyük kanserlerinden biri...
Öyleyse Genelkurmay'ın neye ve niçin karşı çıktığını öğrenmek hakkımızdır.
Asker, belli ki "mürteci atamaları"na öfkeleniyor.
Fakat tam burada da başka bir problem başgösteriyor.
AKP iktidarının bütün kilit atamalarının "mürteci ataması" olup olmadığı problemi...
Niye problem diyorum
Cihet-i askeriyenin "irtica hassasiyeti", hükümetin "rahatça icraat yapma" özgürlüğünü sınırlar mı, sınırlamaz mı meselesini de hesaba katmak icap eder.
Lafımı eğip bükmeden şöyle söyleyim
Bizler, seçimle iktidara gelmiş bir hükümetin, özgürce çalışmasından yana olmak zorundayız. Çünkü, siyasi yükü taşıyanlar onlardır. Yapamazlarsa, başaramazlarsa, bunun politik hesabını verecek olan da onlardır.
Bana göre, bir hükümetin ülkenin ekonomik politik sorumluluğunu üstlenerek özgürce çalışması ile, irticai kadrolaşma gayreti birbirinden tefrik edilmelidir.
Bir hükümet, birincisinin yerine ikincisini tercih ediyorsa, hukuk ve yargı devreye girer. Devlet imkanlarını kullanarak demokrasiye karşı örgütlenmek suçtur.
Ben, hem dürüst bir yurttaş olarak, hem de milli görüş elbisesini ölse de sırtına giymeyecek bir gazeteci olarak, hangi hükümet olursa olsun ülkeyi yönetmekte alabildiğine rahat ve özgür bırakılmasından yanayım.
Ülkenin, bürokrasi ve siyaset marifetiyle soyulup soğana çevrildiği bu kepaze sistem içinden nasıl çıkıp kurtulacağımız sorusu, Anıtkabir'de uyuyan Büyük Türk'ün bile kafasını kurcalamakta iken, bazı sorulara cevap arayıp bazılarını ıskalamak, bana çok yanlış geliyor.
Yanında depremlerin bile solda sıfır kaldığı bir doğal afet haline gelmiş soygun düzeni, Türkiye'yi yönetmiş ve yönetmekte olanların en büyük utancı olmalı değil midir?
Biz daha ne yazalım, nasıl feryat edelim?..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|