Önüne gelen her kediyi tutmak ve sevmek istemek gibi hayvanlara yönelik bir süper aktivite içinde olduğumdan Çemberlitaş Cinci meydanında bir kedi tarafından paralandığım bir gün; kuduz iğnesi olmak için düzenli olarak doktora götürülmeye bir pazarlık sonucu ikna oldum.
Bu pazarlık tiyatroya gitme pazarlığıydı. Eğer annem her iğneden sonra beni bir tiyatro oyununa götürürse sorun çıkartmayacaktım. Geçmiş zaman... Kuduz iğneleri karından yapılırdı ve tahammülü bir çocuk için zordu. Ve benimki de iyi bir pazarlıktı!
Tiyatronun yoluna düşmeden önce Beyoğlu'ndaki Baylan pastanesine uğranır, tavşan şeklinde çikolata alınırdı. (O zaman da Cihangir'de oturuyorduk.) Ben ağzım burnum çikolata, oyunu büyülenmiş gibi seyreder, bir dahaki iğne gününü iple çekerdim!
Küçükken o kadar çok oyuna götürülmüşüm ki ve öyle detaylar hatırlıyorum ki tiyatrocu dostlarımla geçmişe yönelik gevezelikler ederken "Ona da mı gitmiştin?", "Bunu da mı hatırlıyorsun" diye bana amnezi geçirmiş yaşlı insan muamelesi yapmalarına bir parça içerlemiyor değilim.
Bazı röportajlarda sorulan, 'şöhretin nasıl bir duygu olduğu' sorusuna nasıl bir cevap vereceğimi bilemezdim bir zamanlar. İşin en güzel yanı neydi biliyor musunuz canım okurlar? Bir zamanlar, hayranlıkla onu tanımaya iki çift laf etmeye can attığınız kişilerle işinizden dolayı tanışıp ve hatta onlarla karşılıklı oynamak. Şöhretin insana verdiği en güzel duygulardan biri bu...
İşte Yıldız Kenter de onların en önde gideni. Onunla bir davette tanışmıştım. O zamanlar Eurovision fatihiyim! Ülkeye dönmüşüz. 20 ülke arasında 18. filan olmuşuz ama ülkeyi iyi temsil ettik ya, havamız bin beşyüz.
Haldun Dormen'in evindeydi davet, hiç unutmam. Yıldız Hanım bu şarkı türkü işine nasıl bulaştığımı sorduğunda "Ailem beni başta çok zorladı ne halt ettiğimi bilemedim, hâlâ bile öyle" dediğimde "Bırak yağsın yağmur, ıslansın saçların şemsiyeye ihtiyacın yok ki" gibi hoş metaforlar içeren harika bir destek vermişti bana. Çok etkilenmiştim çok.
Yıllar sonra "Güle Güle" filminde, ondan iki üç yıl sonra da şimdi birlikte oynadığımız "Aşk ve Gurur" isimli dizimizde beraber olacaktık.
"Aşk ve Gurur" pazartesi günleri Star'da oynuyor. Bu pazartesi 9. bölüm oynayacak. Ocak ayından beri ben ve tüm film seti Yıldız'lı geceler, günler geçiriyoruz. (Umarım siz de aynı durumdasınızdır. Bizi seyredip seyretmediğinizi bilmiyoruz çünkü.)
Yıldız Hanım çekim aralarında da mütemadiyen çalışıyor. Bu aralar Tenesse Williams'ın "Sırça Köşk"ünün tekstini görüyorum elinde. Geçenlerde dizinin çekimleri esnasında "Sen oyunuma hâlâ gelmedin" deyince aklım başıma geldi.
Haklıydı ve ne ayıptı o güzelim tek kişilık oyununu halihazırda görmemiş olmam. Gittiğim gün Dünya Tiyatrolar Günü'ydü. Salon istiap haddini aşmış, tıklım tıklımdı. Oyun bittiğinde herkes ayaktaydı. Oyununda da dediği gibi Yıldız Hanım'ın tüm gıdasını tiyatrodan aldığı o kadar belli ki. Yaşam nedeni bu olan bir sanatçının ışığıyla aydınlanan mutlu kişilerdenseniz, bunu muhafaza edin. Çin atasözü "Ne yiyorsanız osunuz"dan yola çıkarak "Ne seyrediyorsan osun"a kadar gider işin sonu...
Düzgün beslenirken insanın arada bir abur cubur çeker canı normaldir, o zaman saçma sapan her türlü şeyi yer ve seyredersin. Ama bakın bir seyrettiklerinize (yediklerinize) ister yiyecek, ister seyirlik fast food yapımlar tüm hücrelerinizi sarmışsa, yardıma ihtiyacınız var demektir. Yıldız Hanım size ilaç gibi gelecek. Oyun saat ve günlerini (0212) 246 35 89-(0212) 247 36 34'ten öğrenebilirsiniz. İyi seyirler...
Ayşegül ALDİNÇ