Geçenlerde Mustafa Erdik hocayla Atina uçağında beraberdik.
Konuyla ilgili herkesin büyük saygı duyduğu ve inşaat mühendisliği bilgilerinin yanısıra dengeli kişiliğiyle de dikkat çeken bu değerli profesöre, kafamı kemirip duran bir takım sorular sordum.
"Depreme hazırlıklı olalım!" "Depremle birlikte yaşamayı öğrenelim" gibi, kıymet-i harbisi olmayan âfâki sözlerin ötesinde neler yapılabileceğini öğrenmeye çalıştım.
İnsanların çoğu kırıp sararak, elindeki üç kuruşu babadan kalan beş kuruşa ekleyerek, düğünde takılan bilezikleri bozdurup müteahhide borçlanarak başını bir daireye sokabilmiş.
Evi aldığı gün de kendisini "mülkiyet kalesi"nde hissedip, dünyada mekânın keyfini çıkarmış.
Sonra birden demişler ki; "Bu ev senin ve çoluk çocuğunun başına yıkılacak. Binayı güçlendir."
İyi ama, hangi parayla yapsın bu işi?
Ayrıca hadi kendisi bir miktar para buldu diyelim; apartmandaki diğer komşuları nasıl ikna edecek?
Herkes arpacı kumrusu gibi bu içinden çıkılmaz soruları düşünerek ve korkarak, "o gün"ü bekliyor.
Mustafa Erdik hocaya bunları söyledim; hak vermesi üzerine de daire sahiplerinin kendi kıt kanaat bütçeleri içinde yapabilecekleri bir şey olup olmadığını sordum.
"Aslında bir yol var" dedi. "Hem ucuz, hem de binayı olmasa bile canı kurtarır."
"Aman hocam" dedim, "nedir bu çare? Söyleyin de insanlara duyuralım."
Profesör Mustafa Erdik konuyu ayrıntılarıyla açıklayabilir ama benim ondan öğrendiğim yol şöyle:
Japonlar'ın ve bazı Avrupa ülkelerinin ürettiği ucuz bir plastik var. Bu plastikle ev içindeki kolonları iyice sarıyorsunuz. Deprem olduğu zaman kolonlar kırılsa bile bu güçlü plastik sayesinde çökmüyor, dağılmıyor; dolayısıyla da tavan başınıza geçmiyor. Yani kaçacak ve canınızı kurtaracak vakit buluyorsunuz. Daha sonra bina yıkılsa bile siz kurtulmuş oluyorsunuz.
Açıktaki kolonlar çok ucuz bir maliyetle sarılabilir, üstünü de isterseniz alçı, ahşap vs. ile kaplayabilirsiniz.
Duvar içlerindeki kolonlara gelince; benim mantığım onların da açılıp bu işleme tabi tutulmasının, can kurtarmak gibi önemli bir amaç uğruna göze alınabileceğini söylüyor.
Ama ben bu işin acemisiyim.
Doğrusunu Profesör Dr. Mustafa Erdik bilir.
Ben sadece bu ucuz ve etkili çareyi duyuruyor ve kamuoyunun, belediyelerin, televizyonların gündemine sunuyorum.
Ben yetkili olsam bu iş için Dünya Bankası'ndan kredi bulur, "İstanbul Depremine Karşı Bağış Fonu" oluşturur ve Mustafa Erdik başkanlığında bir heyet kurarak, İstanbul'daki evlerin kolonlarını, risk bölgelerinden başlamak üzere plastikle kaplardım.
Deprem olduktan sonra bağış toplamak ve gönüllüleri seferber etmek yerine, bu işi depremden önce yapmak ve can kurtarmak daha akıllıca değil mi?