PKK beklenen manevrayı yaptı ve adını PAG olarak değiştirdi. Örgüt bu kararla "Halkların Özgürlük Partisi" adını almış oldu.
PKK tarafından kurulduğuna göre, eskisi ne kadar parti ise bu da o kadar parti olacak demektir.
Milleti ve ülkeyi bölme amacı ile kurulmuş, bebek, kadın, yaşlı ayırmadan 30 bin insana kıymış katiller sürüsünden parti mi olur?
PKK yakın tarihin en kanlı, en acımasız terör örgütü idi. Bozgundan geriye kalan silahlı eşkıyasını tehdit kozu olarak dağlarda tutmaya devam eden PKK'nın adını değiştirip "Ben artık silahlı eylem yapmıyorum, parti oldum" demesi, aklı başında kimseyi inandıramaz.
Çünkü teröristlere ellerindeki kanı bu kadar kolay yıkamaları imkânı verilirse, terör sonsuza kadar devam eder.
Adından "komünist" ve "Kürdistan" sözcüklerini kaldıran PKK'nın yeni bir kimlik benimsediğini düşünmek en azından şu aşamada mümkün değildir. Silahlı tehdit unsuru bulunduran parti olmaz. Böyle yapılara dünyanın her yerinde terör örgütü denir.
Bugünden sonra dikkat edilecek şey, örgütün bu taktiğinden ulusal hedeflerimizin zarar görmemesini sağlayacak politikaları üretmektir. Türkiye'nin menfaatine olan adımlardan sırf "onlar da aynı şeyleri istiyor" gerekçesiyle vazgeçmemektir.
Çünkü aklı komplekslerinin altında kalmış toplumları düşmanları yönetir.
Bölücü örgüt, adını değiştirdiği kongrede Kürtçe radyo-TV, Kürtçe eğitim ve idam karşıtı kampanyalara ağırlık verilmesini kararlaştırmış.
Zaten bu hedefler Türkiye'nin AB'ye sözünü verdiği orta vadeli taahhütler arasında bulunuyor. Toplum bunları tartışıyor ve mesafe alıyor.
Bölücü örgütün, ülke gündeminde yer alan bu sorunlar konusunda kendini taraf gibi göstererek talepte bulunması toplumsal tepkiyi kışkırtmaya ve reformlara muhalif çevrelerin gücünü arttırmaya yönelik bir oyundur, tuzaktır.
Bu reformlar gerçekleştiği zaman, örgütün binlerce cinayetten sorumlu yöneticileri ortada kalacak, dağdaki silahlı militanları niçin beslemeye devam ettikleri sorusuna cevap bulamayacaklardır.
Ama halkı ve parlamentoyu tahrikleri tutarsa, dışarda oynadıkları "mağdur" oyununa destekçi bulmaya devam edeceklerdir.
Terörü yenmiş bir ülke olarak sahip olmamız gereken özgüven nerede?
Nerede ise onu bulalım ve düşmanlarımız tarafından yönetilmekten kurtulalım!
"Konuşan Türkiye" iyi de, faydasını göremiyoruz.
Çünkü herkes konuşuyor, karşısındakini dinlemeden konuşuyor..
Türkiye ağır bir krizden kurtulma uğraşında. Kimine göre çıktı, kimine göre kriz devam ediyor. Çünkü herkes bulunduğu yerden gördüğünü anlatıyor.
Döviz harcaması daralıp makro sorunlar azalınca Kemal Derviş "Kriz bitti" dedi. Kendi açısından haklı. Ekonomik büyüme onun işi değil, o işi özel sektör yapacak.
İyi ama elektriğe, faize, haberleşmeye en yüksek bedelleri ödeyen, vergi ve SSK priminde Avrupa'nın en zalim tarifelerine esir olan özel sektör nasıl üretsin? İçerde satamadığına göre bu maliyetlerle dışarda nasıl rekabet etsin?
Kemal Derviş "Ameliyat başarılı oldu ama hasta öldü" diyen doktorun durumuna düşmek istemiyorsa manzaraya biraz da üretici tarafından bakmaya alışmalı..