Pazar günü "Ankara krizi aştı sıra İstanbul'da" başlığıyla yazdığımız yazıda, ekonominin bir yılda dolar bazında dörtte bir oranında küçültülerek yönetilebilir hale getirildiğini, dolayısıyla krizin Ankara açısından bittiğini belirtmiştik. Geriye ekonominin büyümesi, yani İstanbul'un krizi aşması kalmıştı. Bu da asıl İstanbul'un işiydi. IMF ile hazırlanan program zaten devletin küçültülmesini ve kamu açıklarının azaltılıp, büyümenin özel sektör eliyle gerçekleştirilmesini hedefliyordu. Devlet harcamaları ve yatırımları kısıldığına göre, ekonomide canlanma özel sektörün öncülüğünde olacaktı.
Özel sektör ise önce devalüasyon sonra yüksek faiz ve nihai olarak talep daralması şokunu üst üste yaşadı. Tarihinin en ağır krizinde üç taraftan gelen darbeyle yere serilmiş durumda. Şimdiye kadar aşırı borçla çalışanlar elbette elenecek ya da yabancılar tarafından satın alınacak. Çünkü yeni dönemde bankalar aynı cömertlikle şirketlere kredi vermeyecekler. Bugün devletin bankalardan istediğini, yarın bankalar kredi açarken şirketlerden isteyecek. Dolayısıyla bazı şirketler yeni dönemde bankalara net ödemede bulanacak.
Bunu nereden finanse edecekler? Cirolar eskisi gibi değil, satış gelirlerinde ciddi azalma var. Kârlılıkta da öyle.
* Sanayi stratejisi- Böyle bir ortamda özel sektör çıkış noktasını nerede bulacak?
Ülkemizi yakından tanıyan Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dani Rodrik, bir süre önce Türkiye'de ekonominin yeniden nasıl canlanacağının pek tartışılmadığını, sanayinin strateji geliştirmek için çalışmadığını söylemişti. "Kriz atlatılsa bile ekonomi büyümeyebilir" diyen Rodrik bugün İstanbul Forumu'nda "Ekonomide Yeni Hedefler" konusunda konuşacak. Forum zaten "yarının kurulmasını", Cumhuriyet'in 100. kuruluş yıldönümü olan 2023'ü hedeflemiş. Rodrik ardından İstanbul Sanayi Odası'nda da bir konuşma yapacak.
Sanayiciler ise bir sanayi stratejisi arayışına girmişler bile. 14 Şubat tarihli açıklamalarında çözüm önerilerini şöyle sıralamışlardı:
* Türkiye'nin bugün öncelikli meselesi yatırım, üretim, istihdam ve ihracatın artırılmasıdır.
* Bu unsurlar yanında rekabet gücünü de içeren bir sanayi stratejisi, ilgili tüm tarafların katılımıyla ivedilikle oluşturulmalıdır.
* Türk sanayinin girdi (vergi, enerji, faiz, SSK primi, vb.) maliyetleri uluslararası rakipleriyle eşitlenmelidir.
* Kayıtdışı seçeneği- Yeni dönemde canlanma özel sektörün üretimiyle olacak. Başka seçeneğimiz yok. Bunun için de özel sektör üretim ve yatırımlarının önünü açmak gerekiyor. Bu açıdan hükümetin makro ekonomik dengeleri bozmadan Türkiye'de iş yapmanın önündeki bütün engelleri kaldırması lazım.
Kayıt içindekilerin vergi oranları düşürülürken kayıt dışındakiler kayıt altına alınmalı. Ekonominin yüzde 55'i kayıt içinde yüzde 45'i kayıt dışında. SSK primlerinin artırılması yerine sayıları kayıt altındakilere ulaşan kayıtdışı işçiler de SSK'lı yapılmalı. Bu yolla hem hükümet gelir kaybına uğramaz hem de özel sektördeki haksız rekabet önlenir ve ekonominin önünü açacak politikalar oluşturulur.
Sonuç- "Sinek, bir fıçı sirkeden ziyade, bir damla bal ile tutulur" Türk Atasözü