kapat
24.03.2002
 GÜNAYDIN
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 İSTANBUL
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 SABAH
 FOTOMAÇ
 GÜNAYDIN
 ŞAMDAN
 CİNSELLİK
 EMİNE BEDER
 SABAH PAZAR
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HIGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Dünya Tiyatrolar Günü

1961 yılında Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) tarafından hayata geçirilen Dünya Tiyatrolar Günü, her yıl 27 Mart'ta ITI merkezlerinde ve uluslararası tiyatro topluluklarında kutlanmaktadır. Bu önemli günü belirtmek için çeşitli ulusal ve uluslararası tiyatro etkinlikleri düzenlenir.

Hintli oyun yazarı Girish Karnad bir makalesinde tiyatronun doğuşunu şöyle anlatır: Dünyada tiyatro üzerine yazılmış en eski incelemef kitaplarından biri olan Natyasastra'nın birinci bölümünde tiyatronun doğuşu anlatılır. Dünyanın ahlaki çöküntü içinde olduğu bir zamanda, insanlar akıldışı tutkuların kölesi olmuşlardı. İnsanlığı yüceltecek bir yol arayan Brahma, Yaratan, dört Veda'nın ( kutsal yazılar) bölümlerini bir araya topladı ve beşinci Veda'yı, Gösteri Vedasınıf oluşturdu. Fakat tanrılar tiyatro bilgisinden yoksun olduklarından yeni Veda Bharata'ya, bir insanı iletildi.f Ve Bharata yüz oğlunun ve Brahma'nın gönderdiği kimi göksel dansçıların yardımıyla ilk oyunu sahneye koydu.f Tanrılar, yeni sanatın anlatım olanaklarının zenginleşmesi için coşkuyla katkıda bulundular.

Bharata'nın sahnelediği oyun tanrılarla kötü ruhlar arasındaki çatışmanın tarihini anlatıyor ve tanrıların yüce tutkusunu kutluyordu. Gösteri tanrılarla insanları yüceltti. Ne var ki izleyiciler arasındaki kötü ruhlar çok aşağılanmışlardı.f Bu nedenle doğaüstü güçlerini kullanarak oyuncuların konuşmalarını, devinimlerini ve belleklerini felç edip oyunu bozguna uğrattılar.f Bunun üzerine tanrılar kötü ruhlara saldırdılar ve pek çoğunu öldürdüler.

Sonra Mayhem geldi. Brahma, Yaratan, kötü ruhlara yaklaştıve onlarla konuştu. Tiyatro, diye açıkladı, üç dünya durumunun gösterimidir. Yaşamın ahlâksal amaçlarını, - ruhâni, dünyasal ve duyumsal-, sevinçlerini ve üzünçlerini kuşatır.f Tiyatronunf kapsayamayacağı bilgelik, sanat ve duygu yoktur. Bundan sonra Bharata'dan oyunun sürdürülmesini istedi.

Dünyada hiç bir zaman şimdiki kadar çok tiyatro olmamıştır.f Radyo, filmler, televizyon ve video bizleri tiyatroyla iç içe kılmıştır.f Ne var ki tiyatronun bu biçimleri her ne kadar izleyicileri çekmekte ve dahası onlarda öfke uyandırabilmekteyse de, hiç birinde izleyicinin tepkisi bu sanat olayını değiştirememektedir. İlk Gösteri Efsanesi tiyatroda oyun yazarı, oyuncular ve seyircilerin bir bütün oluşturduğunu ama bu bütünün, değişkenliğinden ötürü patlamaya hazır bir gizli güç barındırdığını belirtir.

Bu nedenledir ki tiyatro , güvende olmaya çalıştığı zaman bile , bir yandan da kendi ölüm fermanına imza atmaktadır.f Öte yandan, yine aynı nedenle, geleceği çoğu zaman bulanık görünse de, tiyatro yaşamayı ve kışkırtmayı sürdürecektir.

Bu hafta Net - Gündem'de Haftanın Yazısı bölümünde, Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Türkiye Merkezi Başkanı yazar Refik Erduran, "27 Mart Tiyatro Günü" nedeniyle kaleme aldığı yazısı, 27 Mart: Tiyatroyu Kutlama(ma?) yer alıyor. Haftanın Hikayesi, Kaan Erkam'ın yazdığı Sahneden Bakarken ve Haftanın Şiiri bölümünde William Shakespeare'in 58.Sonesi.

Net-Gündem'de ayrıca her hafta olduğu gibi Haftanın Fıkrası ve bookinturkey.com, sanalpsikolog.com ve dekoratifboyama.com sitelerinin de bulunduğu Haftanın Siteleri bölümleri yer alıyor.

Bu sayfalarda yer almasını istediğiniz web siteleri adreslerini ya da Internet ve mail zincirlerinde hoşunuza giden hikaye, fıkra, yazı ve şiirleri veya yorumlarınızı desentas@sabah.com.tr e-posta adresine gönderebilirsiniz.

Sevgi ve Sağlıkla Kalın...

HAFTANIN HİKAYESİ

Sahneden Bakarken

Daha önce kaç yazar ve kaç oyucu tanımıştın bilmiyorum. Kuşkulu akıllı ve sakin görünen bir kadın olarak nasıl yaşamıştın. Nereden gelmiştin bilemiyordum.Korkmamış ve gelmiştin. Oysa bilmediğin bir şey vardı. Kadınlar o kadar çok ki. Ve en büyük korkuları, bir gün,benim öykülerime, oyunlarıma konu olmak. Oysa ben oyunlarımda ve öykülerimde kullandığım kadınları kullanmış sayılmam ki. Birini ölümsüzleştirmek ne kadar önemlidir biliyor musun.

Adını söyledin. Ben de o ismin bende bıraktığı izi anlattım hızlıca.

Yorum yapmadın. Dışından tabii. Bense gördüm soru işaretlerini.

Başa dönelim.

Herkese çok kolay gelir sahneye çıkıp oyun oynamak. Bir şeyler anlatmak.

Oysa yürek ister... Ve sahnede çok yalnızdır oyuncu. Müzisyeniyle bir savaş içindedir. Birlikte savaşır ve yorulurlar. Ama oyuncu bazı gözlerden cesaret alır. Oraya oynar oyunu. Oraya bakar. Ama seyirci bunu anlamaz.

Akıllı kadınsın.

Parantez açalım.

Kafan çalışıyor ve silahlarımı arıyorsun. Neredeler...?

Satırlarda mı... Dilde mi?

Öyle ya tiyatronun verdiği bir kıvraklık var.

Peki biliyor musun, hiç bir oyuncunun kendi için rol yapamadığını.

Hayır.

Parantezi kapayalım.

Erkek olarak düşünelim.

Eşitiz.

Zarar olacaksa, birbirimize aynı şekilde zarar verebiliriz.

Yani ölümü.

Bundan başka insana ne zarar verilebilir ki.

Duygular mı... Zaman denen bir kreme sahip değil miyiz.

Peki... Bir kadın ne ister... ilginin dışında. Onu yönlendiren nedir.

Yolundan döndüren.

Ya da senin açından bakalım önce... Bir kadın ne düşünür, orospuluğu sahnede belgelenmiş bir -işi sanat yapmak olan- kişinin yanında.

Biraz kendine güvenerek...

SİLAHI NE ACABA... YAZILARI MI???

HAYIR.

Şimdi çözüme yaklaşıp ucundan kaçırıyoruz... Kafamız bombok oluyor. Çünkü zamana inanmıyorum.Bu yüzden KAL dedim sana. Bu yüzden gitmemeliydin sen. Gelmiştin. Nedeni ne olursa olsun gelmiştin. Hoşgelmiştin. Gidemezdin. Zamana inanmıyordum. Çok kere ölmüştüm. Ölmeyi beceremeyip çok geri dönmüştüm. Sığınaklardaydım güçlü ama incinmemek için siperlerde.

Seni ise görmüştüm.

Sense beni herkesin baktığı yerden izliyordun.

Küçüktün.

Yaşın değil.

Minyon.

Bunun avantajlarını kullandığın gözünden değil, yüreğinden belliydi.

Gözlerine değil, yüreğine baktım yüreğimle. Zamana inanmıyordum. Zaman olmadığını biliyordum. Daha küçükken karar vermiştim sanatçı olmaya motor kullanmaya... Hep ileriye göre adım atıyordum. Erken diye bir şey yoktu.

DEDİM YA... ZAMAN YOKTU...

Karmakarışık oluveriyordum. İnsanlarla tanıştırılmıyordum.

Ve sen soru işaretlerini, kuşkularını alıp geldin.

Neden geldin desem yalan söyleyecektin. Sormadım.

Belirsizliklerin de yanındaydı.

Oysa ben sana sahneden bir şeyler demiştim.

Anlamadın. Anlamadın ve yine de geldin.

Kendine güveniyor, ama bakmıyordun. Sen zaten sana bakınca, tarafsızca göremezdin, kendini.

Ne güzel değil mi meraklanmak.

Düşünmek ve anlamamak.

Bakmak, okumak

Tekrar düşünmek...

Binlerce parantez açıp, hiç kapamamak

Öykü okumadan öykü olmak...

İnanmamak.

Sıradan mıyım?

Herkes miyim?

Yoksa her gece

Aynı öykü tekrar tekrar yazılıyor mu diye meraklanmak...

Söylesene.

Doğru olan ne sence...

Soru sor yanıt alama diye bir oyun oynasak bana ne sorardın?

Ben sana ne sorardım

Kimsin mi...

HAYIR...

Nesin mi...

YİNE HAYIR...

Senin ellerinden tutar, yüreğine bakar ve

BENDEN NE İSTİYORSUN derdim.

Ta ki sen

- HİİİİÇ... diyene kadar, binlerce kez...

İşte bu yüzden bu gün sana hiç dokunmadım.

Sen benim cismimi seyrettin oyun olarak

Bense seni izledim, yüreğine bakarak

Durup dururken kader ağlarını ördü, o oldu, bu oldu ve hatta şu oldu. Yani ne olduysa oldu. Sen geldin.

-Ne yani iyi ki bir geldim öylesine deme.

Kapalıydı kapılar. Açılmayacaktı...

Sen de farklı değildin ki.

Zaten vazgeçmiştin kendinden.

Hayalleri saymıyorum tabii ki.

Sende bir sebep yokken gitmedin. Zamana inanmıyordum. Bir çıkmaza girdim.

Aptalca gelirken bütün sorular, soruları zamana bırakmaya karar verdim. Bir armağan vermek istedim sana. Hani biraz benden bir şeyler olsun. Senin kendinde bulamadığın güzel şeylerden olsun istedim.

Parantez açalım.

İkimiz de biliyoruz.

Alımlı kadınsın.

İkimizde biliyoruz, küçük tencere çabuk kaynar.

Ve söz verelim bir daha aptal parantezlerimiz olmasın.

Dedim ya sana bir armağan vermek istedim. Ve bir de baktım ki, hiç bir şeyim yokmuş meğer. Yüreğimden başka. Ve ne yazık ki yüreğin görevi atmak, sevmek ise beyne mahsus, eh beyin de bunu tek başına yapamıyor, ille de bir başkasına ihtiyaç duyuyor.

NE BİÇİM LABİRENT BE BU- diye isyan ediyor tuşlar. Tuşlar TUŞ oluyorlar oysa her dokunuşta...

Hadi... Yalanlar söyle kaçış yolları bulmak için. İnanmış görüneyim.

Ya da öyle bir doğru söyle ki öleyim.

Sana ne diyeyim.

Kafiyeler bulup gece hece bilmece saçmalıkları yapamam ya.

Zaten çok yorgunum yaşamaktan. Hep, ha ölsem mi, ha öleyim mi karışıklıklarıyla dolanıp duruyorum. Zaten sıkılıyorum.

YORUM...

YOK...

ARTIK SIRA SENİN...

HOŞGELDİN...

Zaman yok...GİDESİYE DEK ya da kadar...

Kaan Erkam

HAFTANIN ŞİİRİ

SONE 58

Tanrı beni ilk başta sana kul yaptı. Sonra

Keyfine el koymayı kurmamı yasak etti.

Ya da özlem duymamı hesaplı zamanlara:

Kölenim ya, boş vaktin olsun diye bekletti.

Ah, bırak katlanayım, el pençe divan:değer,

Senin özgürlüğünün tutuklu yokluğuna:

Her mihnete sabreder, her azara baş eğer,

İncittin diye hiç suç yüklemez bile sana.

Sen nerde olursan ol, yetkin, güçlü, özgürsün;

Hakimsin dilediğin gibi kendi vaktine:

Canın neyi isterse varsın o keyif sürsün,

Kendine suç işlersen kendin bağışla yine.

Beklemek cehennemdir, ama beklerim seni,

İyi kötü demeden, suçlamadan keyfini.

W. Shakespeare

HAFTANIN YAZISI

27 Mart: Tiyatroyu Kutlama(ma?)

Çağımızda bir "özel gün" enflasyonu var. Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü, Engelliler Günü, Sevgililer Günü diye gitgide uzamakta liste. Bu yaygınlaşmanın bir bölümü Amerikan kültürünün dokusundaki "promosyon" hesaplarından kaynaklanmakta. Bir bölümü de ihmallerimiz aklımıza geldikçe tedirgin olan vicdanlarımızı rahatlatmaya yarıyor. Yıl boyu umursamadığımız öğretmenlerimizi 365 günün bir tekinde göklere çıkarınca, okul ödevimizi yapmışız gibi hafifliyor ayıp yükümüz.

Kısa adı ITI olan International Theatre Institute (Uluslararası Tiyatro Enstitüsü) UNESCO'nun sahne sanatlarıyla ilgili kurumudur. Uluslararası Merkezi Paris'tedir; yüze yakın ülkede Ulusal ITI Merkezleri vardır. Onların görevlerinden biri her yıl 27 Mart günü kendi ülkelerinde tiyatro sanatının kutlanmasını sağlamaktır. Türkiye Merkezi yakın geçmişte. ITI Dünya Kongresi dahil sayısız uluslararası düzenleme ve bağlantı gerçekleştirerek camiada ülkemize ağırlıklı bir yer kazandırdı. O sayede merkezimizin başkanı Uluslararası Yönetim Kurulu'na seçildi. Türk Cumhuriyetlerinde birer ITI Merkezi kurdurulması, camiada bir Türk Bloku oluşturulması, o yoldan KKTC ITI Merkezi'nin tanınması sağlanarak dış politikamızda çarpıcı bir kültür zaferi kazanılması gibi fırsatlar elde edildi. Yararlanılmadı hiçbirinden. Bu yıl merkezimizin yöneticileri 27 Mart Tiyatro Günü'nün kutlanmasına hiçbir katkıda bulunmamayı düşünüyorlar. Çünkü onlara öyle geliyor ki, sanatların en karmaşığı ve en toplumsalı olan tiyatroya Türkiye'de "boş verilmiş" durumda. Bir özel gün ile kutlanması geri kalan günlerde bu kültür erozyonumuza göz yumulmasını kolaylaştıracak.

Böyle düşünmelerinin iki temel nedeni var. Birincisi çok basit: ITI Türkiye Merkezi Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuş ve giderlerinin karşılanması görevli ilgili bakanlığa resmen verilmiş olduğu halde, son yıllarda bütçeye merkezimiz için bir lira bile konulması Maliye Bakanlığınca engellenmekte, Kültür Bakanlığı da bu hukuk dışı kültür körlüğüne seyirci kalmakta. Günlük işler yıllarca kişisel katkılarla yürütüldü, ama uluslararası bir değirmeni taşıma suyla daha fazla döndürmek olanaksız.

İkinci neden çok daha önemli. Çok daha derindeki bir hastalığımızla ilgili. "Batı maymunu" olmanın ötesine geçtik. (Maymunlar zaman zaman insanları taklit etseler de kendi kişiliklerini korurlar.) Kendi kişiliğimize yabancılaşma aşamasını geçip düşmanlaşma çizgisine ulaştık. Dilimiz bile bu faciayı yansıtıyor. Eskiden kafa göz yarma kabilinden yabancı sözcüklerle güzelim Türkçe'nin bulandırılmasına üzülürdük. Şimdi düpedüz yarı (çok kötü) Türkçe, yarı (çok kötü) Amerikanca, kırma bir dil ucubesif konuşmaktayız.

Felaketin tiyatro kesimindeki sonucu bir kavram kargaşası oldu. O sanatın her ülkede seyirciyle kendi kişiliği çerçevesinde heyecan yaratıcı bağlantılar kurabildiği ölçüde gelişebileceği gerçeği unutuldu. Avrupa ve Amerika'da temsil izleyip kendi dişlerine uygun oyunları ithal etmeyi "şık" tiyatroculuk sayan özel topluluklar çıkmaza ya da durgunluğa girdi. Ödenekli tiyatrolarımız Türk halkından aldıkları paralara karşılık ona özde ne vereceklerini, Türk tiyatrosunun gelişmesine nitelik açısından ne katkılarda bulunacaklarını düşünmeden, kişisel tercihler ve hatır gönül rastlantılarıyla oluşturulmuş gelişigüzel repertuarları pazara sürme kolaycılığına alıştılar. Yozlaşan medyamız bir bacak ya da göğüs görüntüsü gündeme gelmeden sahnelere göz atmaz oldu. Tiyatro icracıları ile yazarları arasındaki kopukluklar uçurumlaştı. "Bizde niçin yeni oyun yazarı yetişmiyor?" sorunu, yanıtı besbelli bir saçma soruya dönüştü.

Geçenlerde yetenekli yönetmenlerimizden Başar Sabuncu bir yazarımızın adını vererek bana şöyle dedi: "Yani önüme onun bir oyunu ile Çehov'un bir oyunu gelirse, Çehov'unkini seçmeyecek miyim?" İlk bakışta haklı görülebilecek bu yaklaşım püf noktayı ıskalıyor. Çehov öncesi dönemde Rus yönetmenler "Yani önümüze bir Rus yazarının oyunu ile Shakespeare'in bir oyunu gelirse Shakespeare'inkini seçmeyecek miyiz?" demekle yetinselerdi, Rusya'dan Çehov çıkmazdı. Bugün Türkiye'de de tiyatro icracılarının sorunu Türk yazarlarına ilgi gösterme lütfunda bulunup bulunmayacakları değil, onların katkılarından yararlanarak kendi sanat kişiliklerini bulup bulamayacaklarıdır. Hep yabancı ünlerin eteklerine sarılıp "kolaj" yapmakla yetinirlerse, kendi sanat sicilleri de yamalı bohça kalır.

Hastalığın kökleri bu alanlardaki eğitim çarpıklıklarımıza da dayanıyor. Yıllar yılı konservatuarlarımızdaf gençlere kompleks aşılandı, körü körüne batıya tapma öğretildi. Son yılda ben bunun akıl almaz örneklerine tanık oldum. Devlet Tiyatrosu dramaturg sınavına giren adaylardan üçüne "Aynaroz Kadısı oyununu kim yazmıştır, Abdülhak Hamid'in yazdığı oyun var mıdır? soruları soruldu; bilemediler."Abdülhak Hamid Kimdir?" sorusunu da yanıtsız bıraktılar. Trabzon Devlet Tiyatrosu'ndaki stajyer sınavları sırasında bir genç oyuncumuz sahneden aynen şöyle seslendi: "İyi şeyler yapmak niyetindeyiz ama halk Türk oyunları istiyor."

Helsinki'deki ITI Dünya Kongresi'ne giderken rahmetli Necati Cumalı uçakta arkadaşlarına şöyle dedi: "Bir eser verilince aydın geçinenlerimizin canı sıkılıyor adeta. Biz işte geldik, gidiyoruz. Yakında yabancıların cicileriyle baş başa kalır, mutlu olurlar."

Müjdat Gezen "Türk Tiyatrosu" kitabında şöyle yazıyor: "Ben tiyatro adamlarımızı, meslektaşlarımı yeteri kadar zeki bulmuyorum. Hemen hepsi Batı'da gördükleri bir oyunu burada sahneleyip Türk tiyatrosuna bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Bence Türk tiyatrosu önce yazar yetiştirmekle oluşur. Türk yazarı yazacak, Türk yönetmen yönetecek, Türk oyuncusu oynayacak, Türk seyircisi de izleyecek. Bunun aksi Türk tiyatrosu olur mu?"Elbette olmaz. Ama nedense bu konular tartışılırken kafalar karışık biraz.

Bütün Dünya Yayınları'ndan "Cumhuriyet Kuşağının Not Karnesi" kitabında Muhsin Ertuğrul'u anlatırken Selahattin Küçük de şöyle yazmış: "Muhsin Ertuğrul özgün tiyatro oyunları yazılması için devrinin Türk yazarlarını yüreklendirdi. Ve onların yazdığı oyunları sahneledi. Yakup Kadri'den Reşat Nuri Güntekin'e, Necip Fazıl'dan Nazım Hikmet'e kadar birçok ünlü yazar onun isteğiyle tiyatro oyunu yazdılar. Vedat Nedim Tör, Cevdet Kudret, Cevat Fehmi Başkut hep Muhsin Ertuğrul'un tiyatroya kazandırdığı yazarlardır. Bugün ulusal Türk tiyatrosu tam olarak ortaya çıkmamışsa bunun suçu yazarlarımızdan sorulmalıdır."

Son cümleyi okuyunca "Hoppala" demiştim. Muhsin Ertuğrul'dan sonra bu konuda onun gibi davranan bir tek tiyatro yöneticimiz çıkmış mı? Bugün ulusal tiyatromuzdaki gelişme eksikliği niçin onunkinin tam tersini benimseyen yöneticilerden değil de yazarlarımızdan sorulmalıymış?

Pardon, bir tek örnek var. Ulvi Uraz dostum kendi tiyatrosu için sürekli Türk oyunu arar, tanıdığı bütün yazarlarımıza sık sık telefon açıp "Yeni ne var, yoksa niçin yok, tembellik etmesene, hadi yaz, yaz, yaz" diye başlarının etini yerdi. Bir gün beni de yine o yönde sıkıştırdığı sırada ilgisine teşekkür edecek olmuştum da hayretle bakmıştı yüzüme:"Sana değil ki, kendime iyilik etmeye çalışıyorum."

Bu yıl 27 Mart günü tiyatromuzun şimdiki durumu yerine Ulvi Uraz Usta'nın anısını kutlamak doğru olur..

.Refik Erduran - Bütün Dünya.

HAFTANIN FIKRASI

Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve aşık olduğunu, evlenmek istediğini ve annesini tanıştırmak istediğini söyler. Ama sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getireceğini ve annesinin evleneceği kızı tahmin etmesini ister.

Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir. Otururlar bir süre sohbet ederler. Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar tahmin ettin mi diye.

Anne duraksamadan cevap verir: "Ortadaki kızıl saçlı" Oğlan hayretle annesine sorar: "İnanılmaz, nasıl bildin?"

Anne cevap verir:"Ondan hoşlanmadım."

HAFTANIN SİTELERİ

1-) www.e-gunaydin.com

Amacı, okuyucularına her sabah güne gülümseyerek başlamayı hatırlatmak ve birazcık da düşündürmek olan ve her gün değişik bir yazının yayınlandığı tek sayfalık bir site. Günlük müdavimlerinin sabah ilk iş olarak yararlandıkları bir "elektronik günü karşılama servisi" olarak tanımlanan siteye düzenli olarak her günf uğrarsanız, o gün yayınlanan öykü, şiir veya makaleyi okuyup güne gülümseyerek başlayabilirsiniz.

2-) www.bookinturkey.com

BookinTurkey oteller, seyahat acenteleri, şirketler ve bireyler için turizm ürün ve servislerinin tanıtımının yapıldığı ve bu ürün ve servisler için gerçek zamanlı rezervasyon olanağı sunanf bir turizm portalı. Siteye her türlü gezi, konaklama ve eğlence ürünlerini satmak isteyen lisanslı otel, acente ve firmalar, ürün sağlayıcı olarak üye olabildikleri gibi ayrıca seyahat konusunda bilgi edinmek isteyen bireyler de ücretsiz üye olabilirler. Bu zengin turizm portalı sayesinde yurtiçinde 854 otele,yurtdışında tüm otellere, 16 acenta ürünü ve 35 havayolu şirketinin promosyonlu biletlerine ulaşma , araç kiralama, otobüs bileti, marine rezervasyonu ve seyahat sigortası yaptırabiliyorsunuz.

Kültür, macera turları, günübirlik turlar düzenleyen 11 acentenin ürünleri olan "Abelya Tur",f "Arnika Turizm" , "Buklamania" , "Deep Nature" , "Fotoğraf Evi" , "Geziciyak" , "HotSail Turizm" ,f "Ogzala Turizm" , "Tempo Tur" , "Travel Club" , "Yeşil Elma"f da bu portalın sağladığı diğer hizmetler arasında..

3-) www.dekoratifboyama.com

Bir hobi sitesi olan bu sitede ahşap boyama ile ilgili tüm bilgileri elde edebilirsiniz. Çalışmalar ve örnekler başlıklarından oluşan sitede resimli örneklerle ahşap boyama, boyama teknikleri ve örnek çalışmalarla kumaş boyama hakkında bilgi veriliyor.

4-) www.ilan.telmar.net:

Adından da anlaşılacağı üzere bu site bir ilan sitesi. Ücretsiz olarak yayınlanan ilanlar,Eleman, Emlak, Vasıta,Eşya ve Çeşitli İlanlar ana başlıkları altında küçük ilanlar sarı sayfalar olarak yayınlanmaktadır. Gönderilen ilanlar kontrol edildikten sonra yayına sunulmakta.

5-) www.sanalpsikolog.com

Internet'teki psikolojik destek ve yardım sitelerinden biri olan sanalpsikolog.com bu alandaki ilk sitelerden biridir. 14 ocak 2000 tarihinde psikolog Saynur Nevres Kaya ve bilgisayar mühendisi Cüneyt Kaya'nın kişisel çabalarıyla aktif olan sitenin amacı, fazla karışık psikolojik terimlere girmeden vatandaşların anlayacağı bir dilde psikoloji konusunda bilgilendirme, e-mail veya ICQ aracılığı ile psikolojik danışmanlık yaparak, bireyleri sorunları üzerinde düşünmeye ve çözüm bulmak için aktif katılımlarına yardım edebilmek.

6-) http://members.fortunecity.com/bilgistan £Ş6"²"ËU‘æ™àÍ«Æ®f,=YşØ«v¼ÆuP¤:É^È+ıó‘$à D€åğ!Vú̽F-làÎú#ï+1jÿíÈ ’@ıSeü>9'rÿ^k ü\5 "tPñÁö$ıtŞ•âGv"GuĞ俲 ª„Ž«É’Dѵx>ÁÖv-b·]{û ğ%—&œä–-ŠòΑÁJÊ'ª)çÇÎ[¥ ŒUô[pEb½*ş'§ñœøç9Î2òªN"*²ı@ ğK_<Ɨkmg‡?Ødn¥„ å$žuŽ4i€ŽU˜´+ö/ì"HìBõ{IŽÂbÍ}›9etâT2åRô:‹F¥HY|~ÆkÃŒŞ~¿ØcXì33œ;-êŒ,G%¬f•¤c1"k*Aeò.öü¦>Ǻä4ªÁ•:Ê÷æÿZRõ}úp¸^µJq.užƒR«vE© hÇ3Ä'ûÇ2 0Xg?ğö—³sŒ ¹êC'®"·m"•™"öT,\j%8qUc]œä ï!œÄÅ~02¤À0®>€ì-‹›g€x×±¯£[¶ž3^İãǗ8q÷º`¼ğ ç;{¡ñnÎ"뺃iaâ"OŒÀ¬¯y(ÜT ž£8U{Á¬w‡`k?cyÎ+h'íˆÈäISÀñ¬ÿ«qò»”–şa02¿¾"¼"ù ã `àÖG]Ã*Â~62ı¸*%˳ZbğÀxãG?{֏ŒŞñ~z™ÿŽkœ>7ÁoŠH,ŏĞ"Z'x?ËD ş'{uöÊg»ş+;’IğAÍyÖ³ã>$dúä‹ë1ñç÷ú 3Øc聽şáâçö´+çX8,5ƒ5„gÈÇE”2–cœ`\<æ¸#€8× 'œÖĞ=UçŒçÇÎÿĞ?]C̈́æö=€'Ş’@Q)Ä6í)¹HPz$ò)¸À¨Ş='¤­© Ø'ÅãˆÊÆ8SSp>û(ºmÖ7‡ñĞ¿ÿĞ?@Çâû!“'9'‘ìT,$֊âR„£ŞİsMWɪöJ™”Keh4%İåª~$ı²Ljù-T(Rœ)RV/ceC`¬Ğ­aŠ$œ tÄ' ”¯ áFsd 5¿rt裩Aq85Ñ|yLeóFü)ŽP›µ¸¸N1DäÉ·‹a¼¬½Ğ“’s)ğˆµ"ñ›âkñÌX8Çà 'YÙ2a’Ѫúñ%KqD;â=,*8³ë²ÿüĞş—ğŒk—AÇøñä>\·Ã'Lbı!0òtL='øıØzMÈyÊóÌÿ´Ö8ÿ!‡ô´OËëÇöSq o.9åİ&6‡Ã5õÁíüËuòøùïÿĞ?İ|"4ä2‡ş$ñ«İó^wâ·s¬P>ıâ»EûÖB|[¨$ytP4¿é?5ù"|Åmpó)°Qµ 9çUù¤ ÉݱPŒNèFeü/œèƒ©[Œä:ù-"$“©.J|s#SªŒ³ñ ºidG£õ±ğ ¡’³ïâªÙê'˜Ö Cóâm"’b~!áËˆÌ›ÂmUéı?¦Ç´í 6hñYaœl” ž„‹õXóçÏÂk¸\ P(úŒsü˜¥¤~ÎqP%ËR_Ïö#qPGEZIL½ÁªhŠp\ø¯¨Nâ½iû2İN"u#'4‘§ÁDü ~æRôå„c_Ì|±â„0 CıB+",â‘w¹7(8éDDåå¼F §ƒÌiZ¡´Ğëª1!ø'[¤X5£şı}5ìöu}J‹3 í`û®ég8Ã< CŽå 8 cÆDòü$«ú½®r€e3ñ—‹Ç÷"E€m2¬º-ªÙ!j*^ÁdÁê1-°”1ï+ÇîıRâİçpâ·À'«&uAk”" îZÅ ²MZÊRÅºº4á= àtêžZwvUEÑsE0Í팺8?D`n#-¯Î–OYmê)õª9¢•ZŽ+É4à6İqäáÇæ޲HciHx€à8,ŞöaÀä€´Öş« ğ%‹¸e(–ÙE~ ’& âQ6Ǜ-Îdb6–òÏ´=¢ü’/ûYHç“x0¦Şiòz} ‡ˆw-Îâó@C±ëD%¼T]ıÈAû„iŞè yÉ©*ܺçGUÑuïı«™Iĸp[5á«'¢¡ïä™éÁ#K&¥GèozctÁK83÷C'ǃ"‡R·Â€Šç*©NϯfI_p`9Y˜£‘´Ü'É¢–2<2ƒş(ö#‘ü1!¨bAw¥ˆ–ÜVmºIÁG>8‘<´ 1Ğë/恞<ÇäX¶ŠA„±’vâè:£éåÜ9 MOEKğäNLaJíİê&vJN!8êyÖàâ”Åju×¹~lÜ@Ä-¿æ@ıBärkù£sk'"ÿ^ŞodLãQb·›Ætéª Søş‡7ı!Šs¥'ƤÉê¡ÎMª¥^å9ö²aЧWw'2kºafdc71$ín:ƒ'bœDH˜é+"ïe,sŽı¡é·Äe"¼?eÀà©–ì˜æÌ kw—E]Ž»şŽàÇ ˆÏÃ8k:¨cŒ\âË·Åı/µıËâ·jâ}9ªwvı}ªˆ6÷*iDzX~£Ù[«²,åЏs¨ÄŎ"R&Á (Ö}›ô"ù/ SQr>¨d‹şHÑÖ÷ïRœDÌR¾'·z9ıLÄsã­œÄäİ -ön /­È@»e©àÅú>•Ï¦ÎL²`Ä؀¡ÿ!ê ź{ÿ¤ö>^şÎ}¼—4Ğ?Ñm}`[êŒLıèW½•/ò×UK+~°'àŽœıƒüTå<Ç'¡g2#K„O^qHq;@øº#¨Åê°½ã="ëZªşPh«uá@4ç¢ñb™ï ވØãGğ’}V3Žf‘‘×€ç'K@ñbâi(Lü‹!a¹Ì¡"ñĞæôQÜi´æ¥ú¬¹£'ã°ÅÍфDqËx™ X÷]O"BFx˜‘‡áÉn^¶Aª0 Pò꾝çí^Ï¢nhÈ­Šw¡RüQ×'9÷#¸éNªê@÷•øñ´jvž'fÜ`2åÊàæ•gi»NH™˜äžÑËÈb{Åc–éJ“¼—±·gÑ~êô{2üxëĄʺ¨¾îı1)P/ǎ¢>iQ\»T[WX €ïOÃDıaó$ €¡*RüŠr>"xªÙ4ÃÇúÖÂk{ê¾,¹jË,¿Àz¬R‘lpÇâ<¼Çö^§ÖgÉ8Ë%1F¼"ùnɺ®à "ğ& ¶£„”pfòx–rjş.Hgô ÇPÙ -ÆÈş,ğ2ਠ|’¬TdhH¯^şöö·cıQ”H'6¨LŞF‹q;WˆÜâ¶ÀLEµÌgő#$C"^<°–ü‡À 0vížüBô¤İåK©B®$ã§%]l„Ö'çÀ:jür քAna Sayfa Yap


Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır