Avrupa Birliği ile ilgili son tartışmanın geldiği noktanın çok açık birkaç yararı oldu. Birincisi, Avrupa Birliği'ne karşı çıkanların tutarlı bir seçenekleri bulunmadığı ortaya çıktı. İkincisi ise, Avrupa Birliği hedefinin toplumsal bir ilerleme, "müreffeh" ve demokratik bir toplum hedefi olduğu biraz daha netleşti.
Başbakan Ecevit'in son tartışmayla ilgili olarak yaptığı açıklamadaki bazı noktalar bu açılardan önem kazanıyor:
1- Avrupa Birliği hedefine yönelirken, kuşkusuz güçlükler yaşanacak, bazı engeller çıkarılacaktır. Ama bunlar karşısında yılgınlığa kapılmak ve seçenek aramak söz konusu olamaz.
2- Türkiye'de de, Avrupa'da da bazı çevreler, Türkiye'nin Birlik içinde yer almasını içlerine sindirememektedirler. Bunlar her fırsatta engelleme yapmışlardır, bundan sonra da yapacaklardır.
3- Avrupa Birliği üyeliği, bu üyeliğin gerektirdiği toplumsal hedefler ve refah toplumu hedefi, Türkiye'nin diğer komşularıyla iyi ilişkiler sürdürmesine, çeşitli işbirlikleri yapmasına engel değildir.
4- Türkiye ile Avrupa Birliği arasında çeşitli konularda tartışmalar, anlaşmazlıklar olabilir. Ama bunlar da görüşmelerle çözülecek ve ana hedeften bir sapma olmayacaktır.
Siyasi irade ne diyor
Cumhurbaşkanı Sezer de kısa ve net bir tanım yaptı:
"Demokratik, toplumsal, kültürel ve ekonomik reformları süratle tamamlayarak tam üyelik için hazırlanıyoruz. Avrupa Birliği'ne tam üyelik her dönemde Türk halkının ve hükümetlerinin ereğini oluşturmuştur."
Türkiye'nin siyasi iradesi hem Cumhurbaşkanı hem de Başbakan'ın ağızlarından net olarak açıklanmış olmaktadır.
Türkiye'nin, 60'lı ve 70'li yıllarda Avrupa Birliği'nin oluşum aşamalarının dışında kalmış olması Türkiye'ye bir şey kazandırmış mıdır yoksa kaybettirmiş midir? Topluluk içinde daha önce ve daha aktif olarak yer almış bulunan bir Türkiye, "refah toplumu" yönünde daha çok ilerlemiş mi olacaktı, yoksa geriye mi gidecekti?
Bu sorulara bugün; 20 yıllık, 30 yıllık bir perspektiften bakıldığı zaman, cevaplar da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Başbakan Ecevit'in son açıklamasını, anlamsız tartışmalara kesin bir nokta koymak şeklinde alabiliriz. Tartışmak tabii ki iyidir, ama her tartışmanın da "yarar" aşamasında durması gerekmektedir. Sonuçsuz ve anlamı kaydırılmış tartışmalarla "yarar" noktasını kaçırmak çok kolaydır.
Türk ekonomisi bir dönüm noktasındadır. Çarkların yeniden dönmeye başlaması için, ekonominin bütün mekanizmalarının harekete geçirilebilmesi için en önemli unsurlardan biri olan "moral" henüz yerine konulabilmiş değildir. "Moral"i geri getirecek olan da, asla "Avrupa'yı boş verelim, yerine yeni seçenekler arayalım" yaklaşımı değildir.
Ekonominin geleceği açısından bakıldığı zaman da durumu Kemal Derviş'in şu sözü özetlemektedir: "Türkiye'nin geleceğinde Avrupa Birliği üyeliği anahtar öneme sahiptir."
Tartışma "büyük ölçüde" tamamlanmıştır.