Halka başöğretmenlik yapmak sözkonusu olunca "batılılaşma, laiklik ve Kemalizm"in trampetası çalınırken, AB tam üyeliği ciddileşince, İran'ın alternatif gösterilmesi, Türkiye'de asıl olanın egemen zümrenin çıkarları olduğunu gün ışığı gibi herkese anlatmakta.
Üstelik işler iyice mizahileşiyor.
28 Şubat'ı "laik cumhuriyet" için yaptığını söyleyen zihniyet, "İslam Cumhuriyet"i İran'ı yeni partner alternatifi olarak sunarken, Ak Parti Grup Başkanvekili Hüseyin Çelik, dün yaptığı basın toplantısında şunları söylüyor:
"- Demokratik bir cumhuriyet değil, bürokratik bir cumhuriyet görünümündeyiz.
- Hukukun üstünlüğü konusunda çok gerilerdeyiz. Bir hukuk devletinden ziyade bir kanun devletiyiz.
- İnsan hakları ve özgürlükleri konusunda Doğu Avrupa'nın bile çok ama çok altındayız.
- Düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü önünde yığınla engel var.
- İşkence ve gözaltında kötü muamele gibi konularda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde en çok mahkumiyet alan ülkelerden biriyiz.
- Laik bir devlet değil, laikçi bir devlet imajımız var. Laiklik, devletin dini kurallara göre yönetilmemesi, devletin inançlar karşısında eşit mesafede olması ve insanların dini inançları doğrultusunda hayatlarını tanzim etmelerine mani olunmaması iken; ülkemizde bu anlamda din ve vicdan özgürlüğünün varlığından söz edilemez.
- Şeffaflık ilkesi büyük çapta gözardı edildiği için korrupsiyonun (çürümenin) her çeşidi adeta ağ gibi bütün ülkeyi sarmış durumdadır.
Bu geriliklerden, ilkellikten kurtulmamız için Kopenhag kriterlerini eksiksiz yerine getirmeliyiz. Bütün kriterleri yerine getirdiğimiz halde AB'ye alınmasak ne kaybederiz?"
Bize İran'ı seçenek gösteren bürokrat mı Batılı, müktesebatlı bir bilim adamı olan Van Milletvekili ve Ak Parti Grup Başkanvekili Doç. Dr. Hüseyin Çelik mi?